Kitap Künyesi

Yazar: Panait Istrati

Çevirmen: Yaşar Nabi Nayır

Orijinal Adı: La Maison Thuringer

Yayın Evi: Varlık Yayınları

İSBN: 9789754341409

Sayfa Sayısı: 128

--reklam--

Uşak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Istrati, bu romanda, bir tüccarın evinde uşaklık yaptığı yılların anılarını, o her zamanki büyüleyici sanatıyla canlandırıyor.

Çalıştığı evin hanımına karşı duyduğu, maddi arzulardan, uzak, tapınma duygusunu andıran aşkın yanı sıra, Istrati'nin işçi hakları için verdiği savaşımları, ideolojilerin boşluğunu ve politikacıların ikiyüzlülüğünü gördükten sonra siyasal çatışmalardan nasıl uzaklaştığını anlatan sayfalar, onun dünya görüşünü en açık bir biçimde ortaya koyuyor.

(Arka Kapak)

--reklam--

Uşak Alıntıları - Sözleri

  • Cahillik, beceriksizlik, ahlâksızlık, yeryüzünde bütün bu kusurların ne gereği vardı?
  • Aslı aranırsa ben bir keyif ehlinden başka neyim? Canımın istediğini yapmaktan başka bir kaygım yok.
  • Ne yapayım, hayat benim için bir yükten başka bir şey değil.
  • Zavallı kaderlerimiz bizim!
  • İyiliğin kötülüğü yenmesini niye isteriz bu kadar? Kötü adamın yenilmesi neden öylesine sevinç verir bize? Çünkü doğuştan iyiyizdir.
  • Dünyada sevilmekten iyi şey mi olur?
  • İnsanın söyleyecek bir şeyleri ve bunu söylemeye yeteneği varsa vazgeçmek bir cinayet, tembellik bir ayıp olur.
  • ""Bazı insanlar için belki de gurur, hayatın bütün değerlerinden üstün bir değer taşıyor. Ne hazin şey!"
  • Yalnız ölüm değildir insanları birbirinden ayıran. Anlaşmazlıklar, mizaçlarımızın ıvırı zıvırı da girer araya.
  • Tanrım! Erkeğe veba ver, cüzzam ver, hayatın bütün felaketlerini üşüştür başına ama "yüksek karakterli" bir kadın verme ona, ne olur!
  • Neden insanlar kendilerini yoksul, zengin diye bölümlere ayırarak birbirlerine diş biliyorlardı, ortak düşman olan sefalete, yoksulluğa karşı hepsinin el ele vermesi gerekmez miydi?
  • Bir felâket tek başına gelmez derler ya, pek kalabalık da geliyor bazen.
  • Çaresi yoktu. Dünyayı da bir birey gibi görürdü: iyiyse eyvallah der, kötüyse, ondan kaçardı.
  • Zararı yok, insan âdil bir hakim olamayacaksa, zalim olmaktansa mazlum olsun daha iyi.

--reklam--

Uşak İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Balkanların Gorki'si..: "İnsanım ben, yani benzerlerinin acıları karşısında acı duyan tek yaratığım, insanım.." Bu geceyi Panait İstrati'nin Uşak adlı eserine adadım. Okuduğum ilk eseridir. Uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı Rumen İstrati... Uşak kitabı şüphesiz en iyi, en sanatsal kitabı değildir. İlk bu kitabını okumanın büyük bir artısı var o da: İstrati'nin 19 yaşında ve hayata dair çok az tecrübesi varken eskiden yoksul olup sonradan burjuva bir koca ile evlenen Anna'nın konağında 'uşak' olarak göreve başlaması ile başlayan ve sonraki hayatındaki görüşlerinin oluşum sürecini işleyen bu eser İstrati'nin yaşam felsefesini daha iyi anlamak için güzel bir başlangıç eseri olacaktır.. "İnsanın söyleyecek bir şeyleri söyleme yeteneği varsa vazgeçmek bir cinayet, tembellik bir ayıp olur." İstrati'nin görüşü bu yöndedir. Her insanın bir şeyleri yazma yeteneği de vardır. Bunu yapmayarak bir tembellik mı bir cinayet mi işliyoruz? İstrati hayatında bir sürü maddi zorluk yaşayan bir insandır. Ağır işlerde çalışmış kendi parasını kazanmış. Ama yazar olduktan sonra da eserlerinin gelirleri ile şımaran biri olmamış. İhtiyaç sahiplerine dağıtmış. Maddiyat peşinde koşmamış, aldatıcı süslü zenginlikleri hayatında olmazsa olmazlarının arasına sokmamıştır.. Eserinde geçen Uşak Adrian kendisinin başka bir adlandırmasıdır. Başyapıt olarak görünen "Arkadaş" eserinde de Adrian yer alacak lakin orada Adrian'a eşlik eden bir de arkadaşı Mihail olacak ve bu eserde de Mihail'e olan özlemi sıkça yansıtacaktır... "Adrian, hayatının örneğini göstererek ispat edecektir ki mertçe yaşamak, yaşayabilmek için tanrısal ya da erdemli bir ruha sahip olmak mutlaka zorunlu değildir. Yalnızca cömertlik insanı bencillikten arındırır ve daha mutlu kılar da ondan" İstrati'nin altını çizdiği erdem cömertlik. Ne tanrısal ne de gösterişsel bir cömertlik bu. Sadece insanın insana ihtiyacı olduğu ve sadece insanın hemcinsinin acısını hissedebilir olduğunu bildiğinden kaynaklı oluşan doğal bir cömertlik.. Ne kadar da yoksunuz bu erdemden.. Dört duvara sahip olabilmek için ve o dört duvarı süsleyebilmek için kaç tane insanın acısını görmezden geliyoruz? Kaç tane insana uzatacak olduğumuz yardım elini geri çevirip bizce küçük muhtaç olanlarca büyük yatırımlar yapıyoruz geleceklerimize... "Bütün geleceklerden nefret ediyorum" diyecek İstrati bu yüzden. Hangi gelecek bu.. olmasını arzu ettiğimiz hayatın gelmesini beklediğimiz belirsiz tarihlerden mi oluşuyor o gelecekler.. İyi ki geleceklerden nefret edip doya doya anı yaşamış İstrati sürekli gezmiş, sürekli görmüş, sürekli yaşam biriktirmiş.. Kırk yaşına gelince de ilk eserini yazmış. Kırk yaşından sonra bu aleme dalmak saçma biliyorum ama kalemime yenik düştüm diyor İstrati.. ve kendi dilinde de değil Fransızca yazıyor. Romain Rolland itmişti onu bu yazma sevdasına.. desteklemiş, güvenmiş. Ve sonuçta yirmiye yakın eser vermiş İstrati. Çok çaba göstermiş. Fransız gramerini anlamak onunla anlatabilmek için gece gündüz demeden çalışmış. Kırkından sonra bir adam "günde yüz kere laruesse'a başvurmak zorunda kalmış" ve şöyle ifade eder o günleri: "Bir cehennem azabıdır bu! Kızgın bir merdivenin basamaklarını tırmanan bir köstebek gibiyim. Yazdığımı ne zaman düzeltip ne zaman bozduğumun farkında olmadan bütün hücrelerimle acı çekiyorum." İstrati bu eserinde sınıfsal farklar arasında mekik dokuyor. Uşak olarak başladığı konakta burjuva yaşamını gözlüyor. İşi bitip ortalıktan çekilince soluğu işçi örgütünün evinde alıyordu. Yürüttükleri işçi hareketinde sembol bir isim haline gelecek kadar yükselecek ve sonrasında bu işçi örgütü tarafından ayaklar altına alınacak ve "Burjuvaya satılmış adam" olarak afaroz edilecekti. Panait İstrati'nin dışlanma sebebi sonradan burjuva yaşamına katılan Anna'ya duyduğu sevgidir belki de. Anna çok yoksul bir ailenin kızıdır. Hizmetçi olarak girdiği evde hanımefendi statüsüne sahip olur ve hayatı birden değişir. Yalnız Anna özünü yitirmez. Yoksul, sefil günlerinin getirdiği alışkanlıklar ile yeni burjuva yaşamının çarpışması sonucunda eski düzeni galip çıkacak. Ve Anna eskiden olduğu gibi minimalist bir hayat sürecek fakirlik günlerinde olduğu gibi cömert olacak ve bu sefer eline maddi güç de geçtiği için yardıma muhtaç olan yoksul kadınlara daima el uzatacaktır. Özellikle zengin bir adamın şımarıkları karşısında zor durumda kalan kadınlara yardım elini daha çok uzatacaktır. Bu kadınlar hizmetçi olarak girdikleri evde evin erkekleri tarafından hamile bırakılan ve çocukları düşürmeleri konusunda tehdit gören kadınlar. Bu kadınlar yanlış kürtaj uygulamaları yüzünden kanamadan ölecekken Anna tarafından hastaneye yetiştirilen kadınlar.. İşte Adrian gerçek hayatta sahip olduğu en büyük erdem olan cömertliği bencillikten arınmış kişiliği Anna'da görüyor. Lakin içinde bulunduğu işçi örgütü burjuvazinin kökten yok edilmesini savunuyor. Adrian da sınıfsal ayrımın bir sonuca ulaşabilir olduğunu düşünmüyor çünkü eline gücü alan kesimin daima birilerini alt edeceğini, ezeceğini görüyor. Bugün düzen burjuvada ise onlar ezecek yarın işçi sınıfına geçerse bu sefer onlar ezecekti. Halbuki her iki kutupta da hem iyi hem kötü insanların varlığını görmüştü Adrian. Tüm işçi sınıfı Anna'nın cömertlik seviyesine ulaşabilir miydi? Ya da onun maddi güce erişip sonradan görme olma şansına sahipken ve üstüne üstlük de çevresinin tümü burjuvayken bunu reddeden bir kadın bu kadına nasıl olur da kötü diyebilirdi ki.. "Yaşasın hiçbir inanca bağlanmayan kişi" Panait İstrati'nin manifestosu budur. Ve insanlığa bu kitabın önsözünde şöyle seslenecektir: "İster ulusal, ister uluslararası olsun, eski ya da yeni efendileriyle, demokrat ya da mutlakiyetçi, birbirlerini yaşatmak için başkalarını öldürenler yerin dibine batsın. Bir başkası uğrunda can vermeye yanaşma. Kavuştur kollarını! Olduğun yerde kal. Kim olursa olsun, o baylara, her yüzyılda yarattıkları yeni yeni ülkelerin hepsinin birbirine benzediklerini söyle ve gidip kendiniz can verin, de onlara. Sen, çıplak adam, zavallı kollarıyla zavallı başından başka şeyi olmayan adam, düşüncelerine de, tekniklerine de hayır de, sanatlarına da, rahat koltuklarından destekledikleri ayaklanmalara da boş ver.." İstrati bu sözleri söylediği zaman 1929 yılında Komünist parti davetiyle Sovyet Rusya topraklarında yaşamış. Komünist rejimi görmüş ve dünya düzeni üzerinde hiçbir rejimin insanlığın arasındaki o bencil uçurumu kapatmaya gücünün yetmeyeceğini, hiçbir siyasi rejimin tüm insanları kurtarmaya yetmeyeceğini anlayacak kendi içinde umutsuzluğa kapılarak Balkanların Gorki'si olarak adlandırılan İstrati artık politikadan, politik mücadeleden çok insanı insan yapan değerler üzerinde duracak ve onları aktaracak. İstrati'nin kaleminin çok güçlü olduğunu düşünüyorum. O yüzden okunması yönünde tavsiye verebilirim. (Adem Yüce)

'Batsın Bu Dünya' dinlemeye gidiyorum..: Çocukken babamla markete gittiğimizi ve gazetenin bu kitabı hediye ettiğini hatırlıyorum. Yıllardır da kütüphanemde okunmayı bekliyordu. Ben her şeyin bir zamanı olduğu gibi kitapların da bir zamanı olduğuna inandım hep, neden daha önce okumadım diye hayıflanmam o yüzden. Her kitap, nasıl başarıyor bilmiyorum ama, kendi zamanını bekliyor ve doğru zamanda da geliyor insanın eline bir şekilde. Adrian… Kendisi tutkulu bir genç, kitabımızın ana karakteri ve yazarımızın da aynadaki yansıması. Yaşamaya tutkulu, anlamaya tutkulu, sorgulamaya tutkulu, görmeye, tanımaya, sabretmeye, çabalamaya, sevmeye tutkulu bir genç… Günümüz insanının boş vermişliği, peşin hükümlülüğü, kaderciliği, her gördüğüne inanma boyutundaki cahilliği ama bu cehaletinin asla farkında olmayan kibri yok Adrian’da. Hani sanki bunlarla yanıp tutuşan dünyaya öyle tesadüfen gelmiş gibi bir karakter. Bu saçmalıkların hiçbiri uğramamış ona. Tek kötü yanı belki de fazla tutkulu oluşu. İşte bu yüzden ilgi çekici. ‘Bak bu doğrudur’ denilen hiçbir şeyin peşinden koşmuyor bu adam eğer kafasına yatmazsa. Ya da doğrularının yanlış olduğunu fark ettiği an ‘aman zaten ben mi değiştireceğim dünyayı’ demiyor, en azından vicdan muhasebesini yapıyor. Nerde böyle insanlar diye düşündüğüm günlerde, 'işte buradayım' diyen Adrian’la tanışmak çok kıymetliydi benim için. Alıntılara bakıp bir aşk romanı sanmayın bu kitabı sakın. Bu büyük bir haksızlık olur. Zira bu bir feveran. Istrati bu kitapta boğazında düğümlenenleri haykırıyor adeta, hissediyorsunuz. “Böyle gelmiş böyle geçer” diyenlere “çare sizin elinizde” diye haykırıyor. “Bu düzen yanlış, benim peşimden gelin ben her şeyi düzelteceğim” diyen düzenbazlara inanmayın diye haykırıyor. “Birlikte yaşayan insanları o, bu, şu diye böle parçalaya bir çare bulunamaz; o da bu da şu da aynı şeyleri yaşıyor hayatta, çare birlikte olmakta” diye haykırıyor. “İdealler, zenginlikler, hayaller güzel pazarlama aracıdır; kime ve neye hizmet ettiğinize dikkat edin, attığınız her adımın düşünemeyeceğiniz bir sürü sonuçları olacak” diye haykırıyor. “Zengin, fakir, işçi, patron, sosyalizm, kapitalizm hepsi boş, hepimiz insanız” diye haykırıyor. İnsanlığı unutturulmuş, zavallı kollarıyla zavallı başından başka bir şeyi olmayan çıplak adamlara, “HAYATINIZI YAŞAYIN, UĞRUNA FEDAKARLIK YAPACAĞINIZ ŞEYLERİ DOĞRU SEÇİN” diye haykırıyor. İşte bu yüzden insanlığı, insan olmayı ve insan olduğumuzu hatırlamak için bu kitabı mutlaka okuyun diyorum. Son olarak kitap bittiğinde önsözü bir de sonsöz olarak tekrar okumanızı tavsiye ederim. (İstanbul)

İstrati nin vazgeçilmez kahramanı ( aslında kendisidir bu kahraman) Adrian, 20 li yaşların dadır. En yakın dostu Mihail bir savaşı ( Japon-Rus) yakından izlemek üzere Mançurya da dır. Annesinin yerleştirdiği bir ihracatcının evin de uşaklık yapacaktır. Adrian nı bu sefer farklı bir yapıda görüyoruz. Evin hanımına duyduğu aşkı, bunun yanında, evin Macar hizmetçi kızında tanıdığı kadını, İlk gazetecilik deneyimini, Sendikal faaliyetlerini, bu faaliyetler sonunda evin zengin maliklerinin iflasa gitmelerinin hikayesi... Adrian sınıfsal kavgaları ret etmektedir, bütün meselenin insanların kavgası olduğuna inanmaktadır, Asıl olması gerekenin yoksulluk ve sefaletle savaşmak olduğunu savunur. Burjuvaların hepsinin kötü olmadığı yoksullarında hep iyi olmayacağını ifade etmektedir... Zevkle okunacak kitap. (Halil Yavuz KAYA)

--reklam--

Uşak PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Panait Istrati - Uşak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Uşak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Panait Istrati Kimdir?

Romanya'nın bir liman kenti olan İbrail'de doğan yazar, gençliğini, aralarında İstanbul'un da olduğu pek çok Osmanlı kentinde geçirdi. Babası Yunandır. Mısır'ı, Lübnan'ı, Suriye'yi gezdi. Bu dönemde, bulduğu bir sözlük sayesinde Fransızca öğrendi. 1921 yılında, Fransa'nın Nice kentine giderken, yalnızlığı dolayısıyla intihar girişiminde bulundu. O sırada üzerinde Romain Rolland'a yazılmış fakat henüz göndermemiş olduğu bir mektup bulunuyordu.

İlk romanı Kira Kiralina (Yaşar Nabi Nayır tarafından Türkçeye çevrilmiştir) 1923 yılında Romain Rolland'ın yazdığı önsözüyle birlikte basılmıştır. Panait Istrati tüm eserlerini anadili olan Rumence değil, Fransızca olarak yazmıştır. Türkçeye de çevrilmiş önemli eserleri arasında, Arkadaş (Mihail), Akdeniz, Sokak Kızı (Nerantsula), Angel Dayı, Kodin, Baragan'ın Devedikenleri, Uşak (Méditerranée) ve Sünger Avcıları gelir.

Gençlik yıllarında devrimci hareketlerin etkisine kapılmış olan Istrati, 1929'da Komünist Partinin daveti üzerine Sovyetler Birliği'ni gezdikten sonra umutsuzluğa kapılmış ve politik mücadelenin dünyada bir şeyleri değiştirmek için yetersiz olduğu fikrini edinmiştir. Pek çok romanında da politikadan, politik mücadeleden çok insanı insan yapan değerler üzerinde durması bu yüzdendir. Panait Istrati romanlarının çoğunda yaptığı yolculukları anlatır. Fakat gezdiği ülkeler değil, tanıdığı insanlar ön plandadır. Istrati'nin eserlerinde gerçek bir insan sevgisi hissedilir. Bu karşılıksız ve koşulsuz sevginin hikâyesindeki kahramanların başına getirdiği belalar kadar, onlara yaptığı katkı da nesnel bir biçimde anlatılır.

Panait Istrati'nin şaheseri olarak Arkadaş (Mihail) adlı kitabı gösterilebilir. Bu kitapta, Panait Istrati'nin pek çok başka romanındaki başkahramanı da olan Adrian Zografi ile Mihail'in arkadaşlığı anlatılır. Bu arkadaşlık, ideal bir sevgi görüşünü simgelemek için kullanılmıştır. Istrati birçok başka eserinde de arkadaşlık temasını kullanmıştır. Hatta bu eserlerin çoğunda büyük, efsanevi aşklar bile arkadaşlıklar uğruna feda edilmişlerdir.

--reklam--

Panait Istrati Kitapları - Eserleri

  • Akdeniz
  • Arkadaş
  • Baragan’ın Dikenleri
  • Kodin
  • Sokak Kızı
  • Kira Kiralina
  • Angel Dayı
  • Hayat Yollarında
  • Sünger Avcısı
  • Minka Abla
  • Uşak
  • Perlmutter Ailesi
  • İş Bulma Kurumu
  • Keşiş Sofronie
  • Tel Ören İzak
  • Hayduklar
  • Sovyetler 1929
  • Bütün Eserleri 1

--reklam--

Panait Istrati Alıntıları - Sözleri

  • “(...) Hayatta bir çok başlangıç sonuçlardan daha üstündür...” (Hayduklar)
  • “(...) Kadının içten direnci, kaba adamın arzuları üzerinde etkisizdir. O saf bir adamın utangaçlık sıkıntılarının nerede bittiğini, kadınlık onurunun derin tiksintisinin nerede başladığını bilmez. Toprağa hükmeden bu kaba adama her şey mübah gelir...” (Hayduklar)
  • İnsanın kontrole ihtiyacı oldukça toplum adaleti asla ümit edilmemelidir. (Keşiş Sofronie)
  • - İyi ama sen fakirsin, hayatını kazanmak zorundasın. + Zararı yok ; ölmeyecek kadarını mideme vereceğim; kazancımın geri kalan kısmını kitaplara harcayacağım. (Kodin)
  • Çok acı bir şiirim var Onu ölürken de almak istemem ya da Şu kadar söylemek isterdim Ölümümden daha beteri var dünyada (Keşiş Sofronie)
  • -Sen dün sevmiş olduğun şeylerden bugün nefret ediyorsun. -Doğru.. Beni şu gördüğün hâle getiren dün sevmiş olduğum şeylerdir.. (Angel Dayı)
  • O zamandan sonra özgür insanların kaderini esirlerinkine bağlayan hayalden kurtuldum. Hepimiz aynı hamurdan yapılmamışız. Boyunduruk altındayken özgürlüğünü kaybettiğindekinden daha az acı çeken bırak zincire vurulur kalsın: onu zincirden ben kurtaramam. Özgürlük savunulmak ister; kime diş bileyip, kimi daha çok hor göreceğimi bilemiyorum, özgürlüğü kaldıranı mı, yoksa onu savunmaktan korkanı mı? Ben sadece haydutlar için haydutum!.. (Hayduklar)
  • - Sen aptalın tekisin Floritchica, insanlar flütü, köpeği sever gibi sever, ona tasma takmak için, bülbülü sever, kafese koymak için, çiçeği tanrının onu büyüttüğü yerden koparmak için ve de özgürlüğü, onu esarete çevirmek için. Eğer herkes flütü benim gibi sevseydi, o zaman ne haydut, ne poteralar, ne gospodar olurdu, sadece kardeşlik olurdu. Ama şimdi hiçbir yerde kardeş yok. (Hayduklar)
  • İnsanoğlunu allak bullak eden ve büyük mutluluk olan aşkın, hassas yürekli yüce gönüllüler için bir cehennem ateşi olması gerektiği, her kötü kaderin görünmez kitabında yazılıdır. (Tel Ören İzak)
  • Ey erkekler! Dost olabilen kadın, eşlerin en iyisinden üstündür, oynaşın en kösnülüsünden daha yetkindir, onun dostluğu bir erkeğin diğerine göstereceği tüm dostluğu bin fersah geride bırakır; çünkü kadın, bizi besleyen, mutlandıran toprak gibi karmaşık ve her bakımdan zengindir! (Sokak Kızı)
  • "Hiç kimse insanların hepsini sevmez, İsa bile onları öyle safça sevmedi. Biz, çeşitli görünümlerle bize benzeyenleri severiz. Arzularımızı severiz... " (Sokak Kızı)
  • “(...) Sadece nefret etmesini bilen ve sevebilen kimse hayatın tam kıymetini bilir...” (Hayduklar)
  • İnsan, hayatının en kötü zamanlarını bile sanki çiçek tarlası geçermiş gibi atlatır. (Minka Abla)
  • “Hiçbir eksiğiniz yokken erdemli olmak kolaydır..” (Akdeniz)
  • "Burada amaç, bir şeyler elde edip bir doyuma ulaşmak değildir, yaşamın çağrısına uygun olarak mücadele etmenin bizzat kendisi bir tatmin, bir arzulanana ulaşma hayalidir." (Minka Abla)
  • Çocukluktan çıktı mı insan canavar kesilir: ikiyüzlülükle başka bir kalıba girerek hayatı inkar eder. (Hayat Yollarında)
  • İnsanın söyleyecek bir şeyleri ve bunu söylemeye yeteneği varsa vazgeçmek bir cinayet, tembellik bir ayıp olur. (Uşak)
  • Bak yavrum, suçlunun tek bir günahı vardır: işlediği suç, suçlayanınsa günahı sayısızdır. (Kodin)
  • Yalnız o, yeryüzünde yaşayan hayvanların en yırtıcısı olan insan, geçtiği her yere ölüm, sefalet, kölelik tohumlarını eker. (Angel Dayı)
  • İnsan ödlektir. O, hayata sarılmadığı zaman hayat ona sarılır. (Sünger Avcısı)