Kitap Künyesi
Yazar: Hakan Bıçakcı
Yayın Evi: İletişim Yayıncılık
İSBN: 9789750522611
Sayfa Sayısı: 180
--reklam--
Uyku Sersemi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Demir kaydıraklardan boşaltılan taşlar, tuğlalar, beton parçaları, camlar, çerçeveler. Önce gökyüzünü yırtarak gelen bomba sesi. Süratle yaklaşan, huzursuzluk yüklü uğultu. Ve yükün demir konteynerlere inmesiyle şiddetli patlama. Sonra yeniden aynısı. Sonra yine. Beton bombardımanı altında bir şehir. Yıkılan mahallede döne döne dans edenler. Çifler halinde. Hep aynı figürlerle. Moral bozucu bir ciddiyetle. Gözlerimi kapadım. Koyu yeşil kanepeye uzanmış, inşaat gürültülerini dinleyerek Elif’i bekliyordum.”
Kanser gibi büyüyen, başkalaşan şehir ve o şehir hakkında kitap hazırlamak isteyen genç bir editör. Daha dün “burada” olan ve hepsi birer hatıraya dönüşen evler, sokaklar, kitapçılar. Dipten gelen inşaat uğultusu... Günbegün gerçeklik algısını yitiren, çevresini, sesini ve en sonunda yüzünü tanıyamayan bir Kahraman...
Hakan Bıçakcı, kaybolan maziyi, vinçleri, kamyonları, sahte ay ışığını, uykusuzluğu, kötü rüyaları anlatıyor. Görünmez elin hırsla yırttığı sayfalar...
Uyku Sersemi, kayıp bir şehir rehberi. Bir yıkım günlüğü.
--reklam--
Uyku Sersemi Alıntıları - Sözleri
- “Biri içinde olduğum eve anahtarla girerken tuhaf, mantık dışı, çocukça bir korkuya kapılıyorum.”
- İçimde aradığımı bulamamanın hüznü,parmaklarımda hafif bir sızlama, burnumda belli belirsiz bir çöp kokusu vardı.
- Sana söyleyeyim,sadece ahmaklar işte samimiyete ve hevese önem verir.Önemli olan tutarlılık ve işini düzgün yapmak.
- Zararsız felaketler başkasının başına geldiğinde komik oluyordu.
- Bütün gün oturup uyukladığınızı, bunun dışında sadece yemek yiyip su içtiginizi düşünün. Çıldırmaz mıydınız?
- Tarafları belirsiz bir meydan savaşından çıkmış gibiydim.
- “Eski, klasikleşmiş şarkıların yeni yorumları çalıyordu içerde. Bu aralar oturduğum çoğu yerde olduğu gibi. İnsanlık eski şarkılardan sıkılmıştı ama daha iyilerini de üretemiyordu. Her yerde çalan cover albümler hayat kurtarıyordu. Yeni versiyonların ortak özelliği, kasveti seyreltilip, yumuşatılıp, hafifletilip yemeğin yanında dinlenebilir hale getirilmiş olmasıydı.”
- Doktora hevesli diye mi gidersin, konusuna hakim diye mi? Ya da tamiriciye, avukata? Eve temizlikçi alacaksın mesela. Güler yüzle, neşe içinde kötü temizlik yapanı mı alırsın, asık suratla iyi temizlik yapanı mı?
- Tavşan etli kedi maması alan insan, hayvansever midir?
- Ölünce bedenin de yok olması gerekiyor belki de. Bu huzursuzluk o yüzden. İnsanlar için de kediler için de. Kalbin durdu, öldün diyelim. Dizlerin yere çarptı ve halıya devrildin. Kötü bir bilimkurgu efekti gibi, beden yok olmalı. O zaman bu belirsizlik kalkardı ortadan.
- İnsanlar kendileriyle ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar...
- "Açma perdeleri, ben bu karanlığı seviyorum." —yazar/umit-yasar-oguzcan
- Açma perdeleri Ben bu karanlığı seviyorum. Ümit Yaşar Oğuzcan, A
- Tam da o hat için bomba ihbarı yapılmış bir sabah, metroya binmiş insanlar gibi. Şefkatle yaklaşıyordu herkes birbirine. Hep birlikte ölümü göze almanın yatıştırıcı ve yakınlaştırıcı ruh hali. Yıkılacak binaların sakinleri.
- “Bir de arasıra koyu takım elbiseli adamlar dolaşıyor sitede. Usulsüzlüğü fark edip teftişe gelen görevliler mi, yoksa bizzat usulsüzlüğün sorumluları mı belli değil. Paramı topluyorlar, rapor mu tutuyorlar anlaşılmıyor.”
--reklam--
Uyku Sersemi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
20. yüzyıl şehirlerin yüzyılıydı. Tüm dünyada insanlar yığınlar halinde kırsaldan şehirlere aktı. Bu yığılma karşısında şehirler, büyüdü, şişti ve kocamanlaştı. Bu durumda dünyada şehirler ikiye ayrıldı; Bu büyümeyi organize edebilen ve kent kimliklerini koruyup güçlendiren şehirler ile bu büyümeyi organize edemeyen, kimliklerini yitiren şehirler. Ülkemizdeki şehirler ne yazık ki bu konuda oldukça başarısız oldu. Bu hususta başı İstanbul çekti. Hakan Bıçakcı’nın son romanı “Uyku Sersemi”nin başkarakteri her ne kadar Kahraman Kara gibi gözükse de, asıl başat ve gizli karakter İstanbul. Çünkü “Uyku Sersemi” kentsoylu bir roman. Her bir kelimesinden, satırından, paragrafından ve sayfasından kentlilik akıyor. Ama sayfalardan akan şey aynı zamanda, kentin, bu kitap özelinde İstanbul’un kaybolan kimliği. Her bir sayfada yitip giden, yok olan kent kimliğini takip ediyoruz. Kahraman Kara, lise yıllarından beri, hayatında temas ettiği her şeyi listeleme alışkanlığına sahip bir karakter. Filmleri, müzikleri konularına göre listelediği gibi, yaşadığı şehre karakter veren uğrak noktalarını da listeliyor. Ve romanın başında, görüştüğü bir yayınevi, bu listeyi bir şehir rehberi kitabına dönüştürmeyi kabul ediyor. Bu kitapta, şehrin en önemli ama beraberinde belli bir ruhu da barındıran kitapçıların, lokantaların, sinemaların, tiyatro salonlarının, tarihi pastanelerin, kendine has meyhanelerin, esnaf lokantalarının, plakçıların, antikacıların, müze ve galerilerin yer alması planlanıyor. Ancak bu yerler için bazı kriterler de var. Örneğin sinemalar AVM içinde yer almayacak, tüm yerler belirli bir tarihi birikimi, bir hikayeyi bünyesinde barındıracak. Kitap ve beraberinde getirdiği sorunlar, yayınevinin projeyi kabul etmesinden sonra başlıyor. Çünkü kitapta olması planlanan yerlerin ya kapandığı ya da kapanmaya hazırlandığı ortaya çıkmaya başlıyor. Şehir rehberine girmesi planlanan, kitapçılar parfümericiye, pastaneler bijutericiye, kafeler butiğe dönüşüyor. Tüm bu gelişmelere, ana karakterin yaşadığı ortamlardaki kentsel dönüşüm çalışmaları, yıkılan eski binalar, inşa edilen yeni binalar kısacası büyük bir beton yığını eşlik ediyor. Romanın sonunda kitap projesi de ters yüz edilip, farklı bir formata bürünüyor. Hakan Bıçakcı'nın yumuşak ve naif bir tarzı var. Eserlerinde aksiyon, koşturma ve hız yok. Her şey oldukça yavaş ilerliyor. Sakin bir anlatımı var. Ama bu sakinlik koca bir devinimi, kentsel çalkantıları, alt üst oluşları gayet iyi aktarıyor. Yazar, İstanbul'un kaybolan kimliğini, geçmişini, hafızasını kaybetmesini, ana karakter Kahraman Kara’nın günlük yaşamı ile de özdeşleştiriyor. Kahraman Kara, kendi yaşamında da yüzünün ve sesinin yavaş yavaş değiştiğini ve başka bir karaktere dönüştüğünü gözlemliyor ve bu dönüşüm onu tüm aile ve dostluk ilişkilerinden koparıyor. Bir insanın yüzü ve sesi, onun kimliği adına son derece belirleyici unsurlar. Yüzünüz ve sesiniz değiştiğinde ne kadar aynı siz olabilirsiniz? Yüzü değişen bir insan için, çevresindeki kişilerin ona aynı kişi gibi davranmaya devam etmesi oldukça zor olabilir. Kahraman Kara için de bu durum geçerli olmaya başlıyor. Bu noktada, romanda insan yüzü ile kentin yüzü arasında kurulan paralelliği gözlemliyoruz. Kentin yüzünü oluşturan meydanların, yolların, dükkânların, işletmelerin, binaların hızla değişmesi de, kentin karakterinde benzer bir değişim yaşatıyor. Oysa her şehir büyür ve değişir. Ancak özellikle tarihi şehirler, ona karakter veren tarihi merkezlerini olabildiği müddetçe korumaya, hatta gerekirse yüzyılların izini ön plana çıkamaya çalışırlar. Oysa İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin tüm şehirlerinde hızlı bir kimlik yitimi mevcut ve beton kentin her yerini istila ediyor. Hem de bunu, özellikle muhafazakar olduğunu iddia eden bir iktidarın yönetiminde gerçekleştiriyor. Bu da özellikle üzerinde durulması gereken bir durum. Hakan Bıçakcı'nın çok yalın bir dili var. Kelimeleri zorlamıyor ama basit kelimelerden ince bir mizah üretebiliyor. Yaşamı giderek hızlanan ama hızlandıkça yıpranan, değerlerini yitiren şehirleri, "yavaş roman" tarzı ile gayet güzel aktarmış. "Uyku Sersemi" uyku getiren sakin hali ile insana iyi gelen bir roman. Kedi Berna, temizlikçi Serap, sevgili Elif, Alzheimer babaanne o kadar sıcak ve naif karakterler ki, romanın hiçbir sayfasında eksik olmasını istemiyorsunuz. Tüm bu karakterlerle, Kahraman Kara’nın diyalogları oldukça keyifli. Örneğin Elif’in vejetaryenliği üzerine Kahraman’ın ona Hitler’in de vejetaryen olduğunu söylemesi gibi. Diyaloga sevimliliği veren esas nokta ise Elif’in cevabı; “Yuh, iki köfte yemek için amma kastın.” Kitabı bir müzik ve film kitabı olarak da değerlendirmek mümkün. Kitap boyunca Kahraman’ın zihninde oluşan, konularına göre müzik ve film listelerini takip ediyoruz. Açıkçası ben bu listelerden bazılarını kendi listeme ekledim. Hatta bazı şarkıları kitap eşliğinde dinledim. Hakan Bıçakcı 40 yaşında bir yazar ve bugüne kadar yedi romanı ve üç öykü kitabı yayınlanmış. Kitap sayısı verimli olduğunu göstermekle birlikte, kitapların tarzı ve derinliği kendi tarzını geliştirebildiğini ispatlıyor. Külliyatı daha dikkatli takip edilmesi gereken bir yazar olmaya doğru ilerliyor. (Sinan Tütüncüler)
Evi insanın kalesidir. Geçmişi, şimdisi belki de umutlarıdır. Eskiyen her şeyi dönüştürmek benim için tüketim anlamına geliyor zira kitapta kentsel dönüşüm odaklı bir hikaye anlatılıyor. ‘Kahraman’ kitabımızın kahramanı. Elif, Berna adlı kedisi ve temizliğe gelen Serap kadın karekterler arasında. Sıkışmışlığımızdan yıkılan duvarlar ile kurtulamadığımız gibi dört duvar bir evi yuva yapmıyor anlıyoruz. Sokağında inşaat olan ben kitabı tam zamanında okuyorum, manidar yaşanılanlar. Dilini seviyoruz, anlatısını da. Okumanızı tavsiye ederim. (Simurg)
Mart Uyku Sersemi, Hakan Bıçakçı ile tanışma kitabım oldu, yazarın kitaplığımda okunma sırasını bekleyen birkaç kitabı olmasına karşın, kısmette son kitabı ile tanışmak varmış demek ki... Kitabı okumaya başladığımda ilk bölümün adının "Mutlu Son" olması şaşırttı beni.Mutlu Son ile başlayan bir kitap, nasıl bir sonla biter diye düşünmedim değil.Nitekim, son bölümün adının Yeni Bir Başlangıç olduğunu görünce, Mutlu Son ifadesinin ironik olduğunu düşündüm. Bölüm başlarındaki epigraflar, o bölümün derdini, ruhunu yansıtıyordu âdeta.Bunu sevdim.Kentsel dönüşüm ile birlikte, kent belleğinin yok oluşu ana tema olarak görülen kitapta, kahramanımızın ki adı da "Kahraman" kentle birlikte adım adım değişimi, nerdeyse yok oluşu, etkileyici geldi bana.Kitabın derdi kentsel dönüşüm olsa da Kahraman'ın asıl derdi üzerinde yıllardır çalıştığı kitap dosyası.Yok olan mekânlarla birlikte, Kahraman'ın kitabı da değişir, yok olur.Zaten obsesif bir yapıya sahip olan Kahraman, inşaat gürültüleri nedeniyle uyuyamaz.Rüyalar ve gerçeklik arasında yarı uykulu, hatta uyku sersemi olarak gezinir durur.Kitabın ismi de burdan geliyor olmalı. Hakan Bıçakçı'nın dilini sevdim.Metin ile okuyucu arasına giren zorlama bir dil kullanmamış. (Özlem Akbaş)
--reklam--
Uyku Sersemi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hakan Bıçakcı - Uyku Sersemi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Uyku Sersemi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hakan Bıçakcı Kimdir?
1978’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1996 yılında üniversite eğitimi için Ankara’ya gitti. 2001’de Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirerek İstanbul’a döndü.
İlk romanı “Romantik Korku” 2002, ikinci romanı “Rüya Günlüğü” 2003, üçüncü romanı “Boş Zaman” 2004, ilk öykü kitabı “Bir Yaz Gecesi Kâbusu” 2005 yılında ve dördüncü romanı “Apartman Boşluğu” 2008 yılında Oğlak Yayınları’ndan çıktı.
Beşinci romanı “Karanlık Oda” 2010 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. 2011 yılında "Apartman Boşluğu", "Boş Zaman" ve "Rüya Günlüğü" İletişim Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Yeni ve eski öykülerden oluşan öykü kitabı "Ben Tek Siz Hepiniz" 2011’de İletişim’den çıktı.
"Apartman Boşluğu", 2009 yılında Arnavutçaya, 2010 yılında Arapçaya, 2011 yılında Bulgarcaya ve İngilizceye çevrildi.
Çeşitli dergi ve gazetelerde edebiyat, sinema, popüler kültür konulu yazıları yayımlandı.
Yayımlanmış Kitaplar:
Ben Tek Siz Hepiniz / öykü / 2011
Karanlık Oda / roman / 2010
Apartman Boşluğu / roman / 2008
Bir Yaz Gecesi Kâbusu / öykü / 2005
Boş Zaman / roman / 2004
Rüya Günlüğü / roman / 2003
Romantik Korku / roman / 2002
--reklam--
Hakan Bıçakcı Kitapları - Eserleri
- Ben Tek Siz Hepiniz
- Uyku Sersemi
- Rüya Günlüğü
- Apartman Boşluğu
- Doğa Tarihi
- Boş Zaman
- Hikayede Büyük Boşluklar Var
- Karanlık Oda
- Otel Paranoya
- İki Rüya Dokuz Gerçek
- Normal Nefes Almaya Devam Edin
- Romantik Korku
- Bir Yaz Gecesi Kâbusu
--reklam--
Hakan Bıçakcı Alıntıları - Sözleri
- Cevabı bende olmayan karmaşık soruların ve dağınık düşüncelerin yoğun sıvılar gibi birbirine karışarak yer ve şekil değiştirdiği bir bataklığın içine gömüldüğümü hissediyordum. (Boş Zaman)
- Hiçbir şey üretmeyip üretilenleri tekrarlamak tüketmişti bizi. (Apartman Boşluğu)
- Gerçekçi düşler ve düş gibi bulanık bir gerçeklik algısı birbirine karıştı. Kontrol, televizyon kumandalarından, platonik aşkın dirilttiği tesadüfi umudun eline geçti. Yetişkinliğin yıllar süren karanlığında zamanın nasıl geçtiği anlaşılamadı ve zihin aradaki boşluklara girebilmek için direksiyonu gizemli bir yola, kirli ucuz bir otele, terk edilmiş bir lunaparka kırdı. Dışarıda ısıtmayan bir güneş, ıslatmayan bir yağmur, üşütmeyen bir rüzgâr vardı. (İki Rüya Dokuz Gerçek)
- Her insan uyanıkken ortak bir dünyadadır. Fakat uykuda herkes kendi dünyasındadır. (Karanlık Oda)
- Saatine baktı: On bir buçuğu geçiyordu. İşe gidenlerin telaşlı kesmekeşiyle, öğlen yemeğine çıkanların açgözlü kalabalığının arasındaki tenha zaman dilimi... (Apartman Boşluğu)
- Kendi ülkesinde heykelleri yakıp yıkan politikacılara işleri yolunda gidiyor diye oy verip, yurtdışı gezilerinde heykellere sokulup otuz iki dişini göstererek gururla poz veriyordu... (Doğa Tarihi)
- Bir yerde işler kötüye gitmeye başladı mı, orada böcekler gözükmeye başlar. Sağda solda, irili ufaklı böcekler... Zaten böceklerin bulunduğu bir yerdeyse sayıları artar. Kimseyle paylaşmadığım bu ipe sapa gelmez inanış çocukluğumdan beri sürmekte. (Boş Zaman)
- "Bu gezegende korkmamız gereken tek yaratık insandır." (Apartman Boşluğu)
- Güldü. Gülüşünde hiçbir kendini beğenmişlik izi yoktu. Aksine sanki bu kadar çok şey bilmesi onu incitiyor, utandırıyor, ürkütüyordu. (Rüya Günlüğü)
- "Hiçbir şey üretmeyip üretilenleri tekrarlamak tüketmişti bizi." (Apartman Boşluğu)
- Herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Hem fazla ayrıntı bir süre sonra insanın ayağına takılıyor. (Otel Paranoya)
- Artık sona yaklaşıyoruz. Sen geride kaldın gibi. Dünyada hayat olduğu zamanlarda... (Hikayede Büyük Boşluklar Var)
- Sessizliğimiz renk değiştirdi. (Rüya Günlüğü)
- İçi kaçma hissiyle doldu. Kendinden kaçmak istiyordu. Tüm hızıyla koşarak... (Doğa Tarihi)
- '' Herkes güler. Kurumsal kahkahalarını ortalığı dağıtmamaya özen göstererek etrafa saçar. Bu, sosyal gülmedir. Sadece ağızla yapılır. Gerçek gülmede olduğu gibi gözler devreye girmez. Sosyal sosyal gülünür, sonra dağılınır. '' (Doğa Tarihi)
- Sıkılıyordum ama içimde gizli bir sevinç vardı. Seviniyordum ama içimde gizli bir sıkıntı vardı. (Normal Nefes Almaya Devam Edin)
- Kendi gözleriyle değil, başkalarının gözleriyle bakıyordu kendine. (Doğa Tarihi)
- Genelde pek bir cazibesi olmayan insanlar gülünce güzelleşirler. (Normal Nefes Almaya Devam Edin)
- Tam da o hat için bomba ihbarı yapılmış bir sabah, metroya binmiş insanlar gibi. Şefkatle yaklaşıyordu herkes birbirine. Hep birlikte ölümü göze almanın yatıştırıcı ve yakınlaştırıcı ruh hali. Yıkılacak binaların sakinleri. (Uyku Sersemi)
- Seviye düşünce eğlence artar. Bu kural asla değişmez. (Hikayede Büyük Boşluklar Var)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin