Kitap Künyesi
Yazar: Susanna Tamaro
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Orijinal Adı: L’isola che c’é
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750734267
Sayfa Sayısı: 168
Var Olan Ada Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yok oluş da, kurtuluş da bizim elimizde. Seçim yapma sorumluluğu bize düşüyor.
Susanna Tamaro okurlarını “karası” düşüncelerden, “denizi” kelimelerden oluşan adasına davet ediyor. Var Olan Ada, yazarın kimi gazetelerde yayımlanmış kimi bugüne kadar hiç gün yüzüne çıkmamış yazılarından oluşuyor. Tamaro tıpkı diğer kitaplarında olduğu gibi burada da yaşamı sorguluyor ve insanın iç huzuru, ölüm, yaşam, din üzerine düşündüklerini paylaşıyor.
“Eninde sonunda önümüzde iki yol açılacaktır. Ya sahip olmak için yaşayabiliriz ya da inanç birliği için. Ya kudret için yaşayabiliriz ya da aşk için. Ya mutlak olduğuna inandığımız kendi dar ufkumuzla yaşayabiliriz ya da alçakgönüllülükle, sınırlı bir görüşe razı oluruz ve bu görüşte hayat şimdi, ebediyen olacağı üzere olağanüstü bir gizemle ortaya çıkar ve gizem bizden mutlak saygı bekler.
Dünyamızın önünde bulunduğu yol ayrımı budur: ‘Her şey mümkündür ve meşrudur,’ diyen Faustvari çılgınlık içinde devam etmek ya da durmak ve rotayı değiştirmek.”
Gerçekten her şeyin yanıtını dış dünyada mı arıyoruz? Zihnimizde aynı düşünce dönüp duruyor: Bu adadan kurtarılmayı mı bekleyeceğiz yoksa mutluluk içinde yaşamayı mı öğrenmeye çalışacağız?
Var Olan Ada Alıntıları - Sözleri
- İnsanoğlu bütünüyle yüzeysellikle, acil tüketimle, kendi özgürlük düşüncesinin köleleştirilmesiyle yaşayabilir mi sahiden?
- Gelişmek, seçmeyi ve seçmenin bazı şeylerden vazgeçmek anlamına geldiğini bilmek demektir. Hayatın sağlam iskeletini de işte bu vazgeçilen şeyler oluşturur.
- Hayat yolunda yürümenin tek anlamının, yapılanma ve aşk arayışı olduğu manasının her birimizin içinde köklenmesine izin ver
- Eğitmek, oyalamak değil bir çocuğa bütün kişiliğini üzerine kurabileceği ahlaki temelleri vermek demektir.
- Nesnelerle yüklü bir çölde başıboş gezen umutsuz varlıkların oluşturduğu bu toplumun...
- İnsanoğlunun gerçekten değişebileceği sadece kendi yüreğidir; yürek hoşgörüyle değil alçakgönüllülükle açılır. Yürekte değişim zordur, zahmetlidir, gizlidir, genellikle yalnızlığın ve minnetsizliğin habercisidir......
- Minnet ortadan kalktı, onun yerini alan, gücenme şeytanı mıdır? Gücenmek,sinirli, yaralı kılar, zehirler ve bizi özen ve minnet yoluna götüreceğine talebin eğri büğrü yoluna sürükler. Öfkeli olduğumuzu hissederiz ve talep ederiz, çünkü hayal kırıklığına uğradığımızı hissederiz. Hesaplar yaparız ama hesaplar tutmaz. Gücendik bir toplum artık dikkat, ciddiyet, sonuç beklentisi isteyen bir tasarıyı takip etmekten çok uzaklaşmıştır ve artık eğitmesi de mümkün olamaz.
- “Toplarınızın içine çiçek doldurun,” diye şarkı söylemesi karşısında insan nasıl mutlu olmazdı? O ateşli top ağızlarının masum vazolara dönüştürülmesi düşüncesi karşısında insan nasıl sevinmezdi? Uçaklardan bomba yerine gül yaprakları dökülecek olması umudu karşısında insan nasıl huzurlu olmazdı?
- ... her sevgi içinde umut kıvılcımları barındırır.
- Minnet ortadan kalktı, onun yerini alan gücenme şeytanı mıdır?
- İnsanın babasının tohumunu para karşılığında satan bir kişi olduğunu bilmesi nasıl bir duygudur?
- Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır... Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz?
- Şerrin bilincine sahip olmayan insan nedir ki?
- Kaygı, stres, rekabet, tarım ilaçlarının bolca kullanımı, zehirli besinler hayatımızın biyolojik döngüsünü alt üst ettiler. Sıranın en başına zengin, süper teknolojik, süper özgürlükçü Batı toplumu geçti oturdu. Nesnelerle yüklü çölde başı boş gezen umutsuz varlıkların oluşturduğu bu toplumun aklında tek bir kavram var: mutluluk hakkı
- Araştırmaların ilerlemesiyle Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkları elbet yeneceğiz; kanser yüzünden ölümleri çok daha aza indirgeyeceğiz ama henüz bilinmeyen başka hastalıkların onların yerini alacağını da unutmamalıyız, çünkü insanoğlunun varoluşsal hali kırılganlık ve geçiciliktir.
Var Olan Ada İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sayfamda başyapıtını yorumlayarak başlamak istemedim ona, aksine 2011 tarihli son eserinden tersine gitmek istedim. #yüreğiningötürdüğüyeregit efsanesiyle tüm dünya ve ben de bu kitaptaki görüşleriyle onu tanıdım. Katolikliğe karşı mason bir aileden geldigini ve gençliğinde herkes gibi sosyalist olduğunu itirafla başlar bir yerde, ancak yaş ilerledikçe Tanrı ve yaşam sorgusu onu On Emir özelinde kendince Hristiyan inanca iter. İnsanın varoluş halinin kırılgan ve geçici olduğunu, ölüm korkusuna gömülen toplumun kadercilikle birlikte ölü sever bir hal aldığını, modern toplumda esnekliğin kaybolduğunu, israfın içler acısı sonucunu, vicdanın sesini, eğitimin eksik yönlerini, cinsellik özelinde anneliği ve donör babalık eleştirisini, doğadan kopuşu, günümüz kabile kültürü hayatını, hızlanan ve her şeyi elde edeceğine inanan ağaçlar gibi dik durmayıp teknolojiyle yatışa geçen insanın Tanrıyı yok saymasını sorguluyor. Yaş ilerledikçe düşüncelerin değişmesi elbette olağandır ve Olgunlaşma olarak nitelenir. Kendini İtalya'daki çiftliğine kapatıp, günümüz dünyasına oradan farklı bakışlar fırlatarak hidayete ermiş bu ünlü yazar, kitabının başında bahsettiği Dijital Çağ'ın yeni kurgusu biyolojik silah naraları altında bitki ve hayvanları arasındaki doğasında ne düşünüyordur şimdi, kimbilir? Ara vererek ilk hikayesine ve başyapıtına geçeceğim. (Hayat Bu)
Yok oluş da, kurtuluş da bizim elimizde. Seçim yapma zorunluluğu bize düşüyor. Tamaro, aslında genel olarak kendi ülkesi olan İtalya ve İtalyan toplumunda ki yozlaşmayı tarihe not etse de hemen her ülkede ortak yozlaşmayı buluyorsunuz bu eserde. Hani insan yalnızca kendi ülkesine ait sorunlar diye düşündüğünüz birçok unsurun aslında tüm dünyada var olan sorunlara değindiği bir kitap. Okumazsanız çok şey kaybedersiniz diyemem. Yine de ben keyifle okudum. (arzu)
Farklı kültür ve bakış açılarını okumayı severim.Ancak bu kitabı sevemedim. Misyoner bir ninenin din elden gidiyor diye sızlanmaları gibi geldi. Oflaya puflaya zorla bitirdim. (Glsmprl)
Kitabın Yazarı Susanna Tamaro Kimdir?
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.
Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Susanna Tamaro Kitapları - Eserleri
- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
- Kitaplardan Korkan Çocuk
- Yüreğimin Sesini Dinle
- Kökler, Yollar ve Yitik Benler
- Anima Mundi
- Luisito: Bir Sevgi Öyküsü
- Sonsuza Kadar
- Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum
- Tek Ses İçin
- Kaplan ve Cambaz
- Her Melek Korkunçtur
- Aklı Bir Karış Havada
- Düşünen Bir Yürek
- Büyülü Çember
- Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar
- Yanıtla Beni
- Rüzgar Ne Diyor
- Tombul Yürek
- Ulu Ağaç
- Her Sözcük Bir Tohumdur
- Bakışınla Aydınlanır Dünya
- Büyük Bir Aşk Hikâyesi
- Sessizlik Bir Erdemdir
- Var Olan Ada
- Tobia ve Melek
- Atla, Bart!
- Eve Doğru
- Rüzgar Ne Diyor
Susanna Tamaro Alıntıları - Sözleri
- Benim için gerçekten her kitap son kitaptı. Sonuncuydu çünkü ufka baktığımda hiçbir şey göremiyordum, belki de yazmanın bıraktığı yorgunluk ve halsizlik içindeydim; öte yandan- belirişi ve işlenişiyle- her kitabın çevresinde bir mucize halesi oluyordu. Bilindiği üzere mucizenin, buyrukla yaratılması mümkün değildir. (Her Melek Korkunçtur)
- O ekim ayında, bir parçam- umut etmiş, hayal kurmuş olan parçam- bütünüyle ölmüştü. O günden sonra artık onunla birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini biliyordum. Belki bir süreliğine gizli tutabilirdim ama sonra güçlü çürüme kokusu gerçek durumumu başkalarına da açık edecekti. (Her Melek Korkunçtur)
- "Uyku sırları ortaya çıkartıyor." (Rüzgar Ne Diyor)
- (...) "Eh, en azından senin bir sürü kardeşin var." "O kadar çok olunca yok sayılır. Zaten artık yoklar." "Nereye gittiler?" "Derin donduruculara herhalde." O anda yeniden utanç yüklü bir sessizlik oldu. Bart, Zoe'nin akrabasını yemiş olma olasılığını düşündü. (...) (Atla, Bart!)
- Sakin, korunaklı ve ufuksuz. Kesinlikle benden, senden daha iyi yaşayacaklardır ama hayat gerçekten o mudur? Bu, arzu duyulacak bir yaşam mıdır? Ölüm döşeğinde "Bu olağanüstü bir serüven miydi?" diye sordurabilecek bir yaşam mıdır? Yoksa bir yaşam putu mudur? Gizemi olmayan —ve bununla karşılaşma hevesi taşımayan— hayat bitmek bilmeyen esnemelerden başka nedir ki? (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır... Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? (Var Olan Ada)
- Düzen ve saygı bizi hayvanlardan ayıran biricik değerlerdi. (Rüzgar Ne Diyor)
- Sözcüklerin arkasında sözcükler gizlidir, ama sessizliğin içinde "herhangi bir şey" yuvalanmış olabilir. (Rüzgar Ne Diyor)
- Büyüklerin dünyasında yasalar, sevgiden daha ağır basar.. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Ansızın kollarını göğe doğru kaldırdı, ellerini bir orkestra şefi gibi sallayarak şöyle dedi: " Ve sonra hayata şükrediyorum! Ağaçlara, çuha çiçeklerine, boraya, üveyiklere ve serçelere, çocuklara, otlara şükrediyorum ve tümünü kutsuyorum! Çünkü her şey kutsaldır ve bir lütuftur." (Her Melek Korkunçtur)
- ‘Eğer’ler dünyası bir girdap, bir hortum, bir kara deliktir. İnsan bir an dengesini yitirirse, içine yuvarlanmaması olanaksızdır. (Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar)
- Demekle yapmak arasında uçurumlar var. (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
- Sonra, belki de ölmeden bir an önce, hayatımızı bir an için seyredeceğiz ve gerçekten bizim olan, gerçekten dolu geçen anların farkına varacağız;bunlar belki de bir çiçeğe bakarak,bir ağacın biçimini seyrederek,yanımızdan geçen bir çocuğun başını okşayarak zaman yitirdiğimiz anlar olacaklar. (Her Sözcük Bir Tohumdur)
- “ Bilgelik dolu yazılara bakarsanız işin hoş yanı da sürprizlerdir ama hele bunu gerçekte yaşayın da görün. “ (Tombul Yürek)
- Bir hayvan neydi gerçekten? Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük bölümü için aynı şeyin söylenebileceğinden ise emin değildi. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- "Gitmek ya da gitmemek, beslediğin ateşe bağlıdır." "Ateş beslenir mi?" "Yakıp yok eden buz gibi bir ateş vardır, bir de sıcak, yeniden yapan bir ateş. Her ikisi de bizim yüreğimizdedir. Hangisinin alevleneceğine biz karar veririz." (Kaplan ve Cambaz)
- "Gerçek yüzlerini en baştan gösterseler, büyük bir olasılıkla hiçbir zaman evlenemezler." (Anima Mundi)
- "Boşuna yaşadım, ölümümde boşuna olacak " (Tek Ses İçin)
- "Her şeye içine girmeden yukarıdan bakabilmenin ne güzel olacağını düşündü." (Rüzgar Ne Diyor)
- “Kovalayandan kaçarım, kaçanı kovalarım.” (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin