Kitap Künyesi
Yazar: Ahmet Altan
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9786051416250
Sayfa Sayısı: 152
Ve Kırar Göğsüne Bastırırken Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Sevdiğimiz her şeyi göğsümüze bastırırken kırıyoruz. Vatanı seviyoruz ve sevgiyle bastırırken göğsümüze vatanı, onu parçalara ayırıyoruz; vatanseverler yapıyoruz parçalardan, hainler yapıyoruz, düşmanlar yapıyoruz, kuşkular ve korkular yapıyoruz, sevgimizle bir kezzaba dönüp delik deşik ediyoruz sevdiğimiz şeyi.
"Göğsümüze bastırırken kırdığımız vatan sevgisinden hayatla aramıza duvarlar örüyoruz, özgür olamıyoruz, rahat olamıyoruz, düşüncelerimizi söyleyemiyoruz, kendi ülkemizde ferah fuhur dolaşamıyoruz, hayatın içine giremiyoruz bir türlü.
Kadınları seviyoruz ve sevgiyle parçalıyoruz onları, evlere kapatıyor, yasaklarla kuşatıyor, sokaklarda gezmelerine izin vermiyor, dövüyor, bıçaklıyor, öldürüyoruz; ne kendimiz yaşayabiliyor, ne kadınları yaşatıyoruz; kadınlara duyduğumuz parçalanmış sevgiler hayatın bize sunmaya hazır beklediği her türlü mutlulukla, zevkle, keyifle aramızda büyük bir duvar gibi yükseliyor."
Ve Kırar Göğsüne Bastırırken Alıntıları - Sözleri
- Ulusal onuru’ bu kadar değerli, ‘ulusal parası’ bu kadar değersiz başka bir ülke bulmak çok zordur.
- Bütün kitaplar, zekânın ve zarafetin çekiciliğini gösterdi bana.
- Ölmüyor, öldürülüyorsunuz. Yaşamıyor, süründürülüyorsunuz.
- Katillerin ‘ulusal kahraman’, şairlerin ‘vatan haini’ olduğu tek ülke Türkiye’dir.
- Bir ülkede hukuk komediye döndüğünde, o ülkede hayat trajediye döner.
- Ne aşktan selamımızı kestik, ne sevişmelerden vazgeçtik.
- Kadınları seviyoruz ve sevgiyle parçalıyoruz onları, evlere kapatıyor, yasaklarla kuşatıyor, sokaklarda gezmelerine izin vermiyor, dövüyor, bıçaklıyor, öldürüyoruz; ne kendimiz yaşayabiliyor, ne kadınları yaşatıyoruz; kadınlara duyduğumuz parçalanmış sevgiler hayatın bize sunmaya hazır beklediği her türlü mutlulukla, zevkle, keyifle aramızda büyük bir duvar gibi yükseliyor.
- Korkutucu olmaya çalışırken, abartı dozunu artırırsanız, korkutuculuktan kolaylıkla gülünçlüğe geçebilirsiniz.
- Türkiye büyük bir savaşa girip yenilseydi, düşmanlar ülkeyi işgal etseydi nasıl bir yaşamımız olurdu, yabancı bir gücün baskısı altında nasıl bir cehennem yaşardık, neler yaparlardı bize? Gazetecileri gözaltına aldırıp polislere dövdüre dövdüre öldürtürler, sonra da o polisleri yargıya vermekte ayak mı sürterlerdi? Manisa’da on altı yaşındaki çocukları toplayıp işkenceye mi yatırırlardı; küçük kızları çırılçıplak soyup meme uçlarına elektrik mi verirlerdi; çocukların ailelerini korkutur, oğlunu arayan babayı da oğluyla birlikte falakaya mı yatırırlardı? Ülkemizdeki iki bin köyü ateşe mi verirlerdi? Güneydoğu’dan, Orta Anadolu’dan milyonlarca insanı göçe zorlayıp kent varoşlarında aç biilaç, sefil yaşamaya mı mahkûm ederlerdi? Köylerinden sürdükleri insanları çöplüklerde yiyecek arayacak hallere mi koyarlardı? Köylüleri minibüslere doldurup alev alev yakarak mı öldürürlerdi? Suçlu olduklarından kuşkulandıkları insanların evlerini gece yarısı basıp hepsini sorgusuz sualsiz kurşuna mı dizerlerdi? Mahkemeleri devreden mi çıkarırlardı? Vergi diye bizden topladıkları paraları, devlet bankaları aracılığıyla kendi işbirlikçilerine mi dağıtırlardı? Emeklileri, maaş kuyruklarında ölecek hale mi sokarlardı? Gazi mahallesinde olayları kışkırtıp, sonra göstericileri sivil polislerine mi vurdururlardı? Bir kurul oluşturup, parlamentoyu bu kurulun hâkimiyetine mi sokarlardı? Seçimle gelmiş insanları parlamentonun kapısında tutuklatıp hapislere mi attırırlardı? Düşüncelerini söyleyenleri özel mahkemeler kurup yargılayarak zindanlara mı doldururlardı? Türkiye’nin kapılarını bütün dünyaya kapamaya mı uğraşırlardı? Vatandaşlarımıza dışkı mı yedirirlerdi? Hukukun geçerliliğini yok mu ederlerdi? Haklarını isteyen memurları başkentin göbeğinde coplarlar mıydı? Türkiye’yi çağdışı bir anayasayla yaşamaya mı zorlarlardı? Hoşlarına gitmeyen haberleri yazan gazetecileri korkutmaya mı uğraşırlardı? Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra olduğu gibi şimdi de kendi işbirlikçilerinden zenginler mi yaratırlardı? Bütün paralarımızı silah alımına harcayıp yatırımları durdurarak, işsizliğin, sefaletin artmasına mı sebep olurlardı? Kitapları toplayıp yaktırırlar mıydı? Gizli cinayetler işleyecek özel örgütler mi kurdururlardı? Hangi suçu işlerlerse işlesinler kendi memurlarının yargılanmasını özel kanunlarla önlerler miydi? Sünnilerle Alevileri birbirlerine karşı kışkırtırlar mıydı? Hangi partilerin ülkeyi yöneteceğine karar verip seçim sonuçlarına aldırmadan kendi istedikleri iktidar kompozisyonlarını oluşturmak için alttan alta baskı mı yaparlardı? Ülkenin bazı kentlerine, kasabalarına, köylerine girmemizi mi yasaklarlardı? Kendi ülkemizde bir yerden bir yere özgürce gidemez mi olurduk? Düşmanlar ülkemizi işgal edip halkımızı baskı altına alsa nasıl yaşardık, neler yaparlardı bize, ne tür cehennemlerde yaşatırlardı insanlarımızı? İşgal altında yaşarken biz ne yapardık peki? Alkışlar mıydık işgalcileri, korktuğumuz için hayatımızı ve onurumuzu satar mıydık? Ne yapardık işgal altında? Ne yapardık?
- her gülümsemeyi ezmek istiyorlar, aşağılıyorlar aşklarınızı, zekice her nükteden nefret ediyorlar, hayat en büyük düşmanları.
- Geçen akşam Ahmet Kaya’nın o asi yüzü televizyonun ekranında belirdiğinde, ‘Ben öldüğümde,’ diyordu, ‘kimse arkamdan memleketini sevmiyordu demesin, ben bu memleketi Ardahan’dan Edirne’ye kadar severim.’
- Kendi yenilgilerime ağlamadım, başkalarının yenilgilerine gülmedim.
- Her konuda fikrimizi söylemeye bayılır ama hiçbir fikrimize inanmayız.
- Floryalı Ermeni Arto askere gittiğinde, bir binbaşı adını sormuş. — Arto komutanım, demiş. Binbaşı bu ismi beğenmemiş. — Ordu komutanı böyle isimleri sevmez, o yüzden senin adın Arif olacak. Artoitiraz etmiş: — Komutanım, babamın koyduğu adı nasıl değiştirebilirim. Ve yedi ay binbaşıdan dayak yemiş adını değiştirmediği için. O dayaklara sessizce katlanırken, bir gün bir astsubay ‘Ben sizin gibilere ne yapılacağını bilirim!’ deyince artık dayanamamış, ağlayarak bağırmaya başlamış: — Kim bizim gibiler, kime ne yaptım ben, Allah’ın yanında elime dürbün vermediler ki hangi milletten olayım diye, öyle bir şans hiçbirimizde yok.
- Hayatla aramızda kalın, yüksek ve dikenli bir duvar yükseliyor sanki, bulunduğumuz dar ve sıkışık alandan sıyrılıp hayatın duygularla ve düşüncelerle genişleyip, sonsuzluğa doğru açılan vadilerine yayılamıyoruz, bir duvarın dibinde her türlü duyguyu ve düşünceyi, içine sıkıştığımız alanın küçüklüğüne indirgeyerek, panik içinde birbirimizi çiğneyip duruyoruz.
Ve Kırar Göğsüne Bastırırken İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Engin İçerik, Edebî Anlatım: . Ahmet Altan her zaman kabul gören türden konuşmaz ama deneme türündeki yazılarında ele alıp işlediği konular daima ve istisnasız üzerinde düşünülmeye değer konuşmalarıdır yazarın. Ondaki enginliği seviyorum, hep sevdim! Kendisi de ortaya koyduğu gibi Allah’a ve dinlere inancı yok ama bence o inançsızların bilgelerindendir. Her yazısında da bu (zaman zaman tavan yapan ve inancın alanına da taşan) bilgeliğinden az ya da çok izler bulmak mümkün. Bilge olunca da doğal olarak vicdanlı, adaletli, sorgulayan, uyaran/uyandıran, sırları/gizemleri açık eden, bulunduğu yere rağmen de oldukça kucaklayıcı... oluyor insan belli bir düzeyde de olsa! Bu deneme kitabındaki denemelerinde de yazara ait bu izleri görmek mümkün! Aydınlanmak, bilgilenmek, duygulanmak, şaşırmak, kızmak, gelişmek, genişlemek hatta değişmek için okunması gereken kitaplardandır bu kitap! Yazarın edebi başarısı da kitapla bütünleşmeyi kolaylaştıran bir başka önemli unsur; “mana ile güzel anlatımın bir buluşmasıdır” demek yerinde olacaktır kitap için! . (Denize Doğru)
Kelimelerin kılıçtan daha keskin olduğunu ve kelimelere kapalı olmayan her insanın duygularına hitap edebildiği ve onların düşünmesine, sorgulamasına, araştırmasına, duygulanmasına ve aydinlanmasina sebebiyet veren bir deneme kitabını olmuştur. Yazar cümlelerinin arasına bütün toplumsal gerçekleri sıkıştırmış ve her zaman insanlıktan, yaşamdan yana tavır koymuştur. Hukukun, siyasetin, politikanın, romanın, şiirin, kitapların ve mesleklerin insanların yaşamlarına uygun birer güzelleştirme aracı olarak sunmalarını bize fısıldıyor. (Fuat SURMELI)
Kitabın Yazarı Ahmet Altan Kimdir?
Ahmet Hüsrev Altan (d. 1950; Ankara), yazar ve gazeteci.
Gazetecilik kariyeri
Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Milliyet'te çalıştığı dönemde, gazetede Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kurgusal bir "Kürdiye" ülkesinden bahseden yazısı nedeniyle işinden çıkarıldı.
Taraf gazetesinin kurucusudur. 2007 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş, daha sonra Alev Er'in ayrılmasıyla genel yayın yönetmenliği görevini tek başına yürütmeye devam etmiştir. Ayrıca aynı gazetenin Kum Saati adlı köşesinde, köşe yazarı olarak yazılar yazmıştır. Eylül 2008'de Ermeni Kırımı’nın kurbanlarına adadığı bir köşe yazısı nedeniyle Türklüğe hakaretle suçlandı. Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiği Taraf gazetesi 2009 yılında Leipzig Bankası Medya Vakfı tarafından verilen dünyanın prestijli basın ödüllerinden biri olan “Özgürlük ve Medyanın Geleceği" Ödülü'ne layık görülmüştür Ahmet Altan ayrıca 2011 yılında üçüncüsü düzenlenen ve Ulusulararası Hrant Dink vakfı tarafından özgür ve adil bir dünya için çalışan, ilham ve umut ışığı kişilere layık görülen "Hrant Dink Barış Ödülü"nün de sahibidir. Aralık 2012'de, Yasemin Çongar ile birlikte Taraf gazetesindeki görevinden istifa etmiştir.
TV programcılığı
Bunun yanında, doksanlı yılların ortalarında Neşe Düzel ile birlikte Star TV'de Kırmızı Koltuk isimli tartışma programını hazırlamış ve sunmuştur.
Özel hayatı
Yazar ve eski milletvekili Çetin Altan'ın oğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat profesörü ve yazar Mehmet Altan'ın ağabeyidir. İki çocuk babasıdır.
Ahmet Altan Kitapları - Eserleri
- Aldatmak
- En Uzun Gece
- İçimizde Bir Yer
- İsyan Günlerinde Aşk
- Kılıç Yarası Gibi
- Kristal Denizaltı
- Tehlikeli Masallar
- Son Oyun
- Ölmek Kolaydır Sevmekten
- Sudaki İz
- Karanlıkta Sabah Kuşları
- Gece Yarısı Şarkıları
- Ve Kırar Göğsüne Bastırırken
- Bir Hayat Bir Hayata Değer
- Hayat Hanım
- Dört Mevsim Sonbahar
- Yalnızlığın Özel Tarihi
- Yabani Manolyalar
- Berfin
- I Will Never See the World Again
- Dört Mevsim Sonbahar-Tehlikeli Masallar
Ahmet Altan Alıntıları - Sözleri
- "O gitmez" dediğin kaç kişi gitti? Asla kopamayacağını sandığın kaç kişiden koptun? Hafızanda birer soluk hayalet şimdi onlar ve sen onların hafızasında soluk bir hayaletsin! Gelecek, hayatından kimleri soluk hayaletlere çevirecek?" (İçimizde Bir Yer)
- Ama bazıları çok şaşırtıcıydı. Onların hastalıklarını yüzlerinden okuyamıyordunuz. (İçimizde Bir Yer)
- "- Düşmanlarımızı öldürdük, dedi. Niye düşman olduğumuzu Tanrı bilir. - Düşmanlarımız değildi, dedi Ömer, ama bize ateş ediyorlardı. Biz de onları öldürdük. - Biz de onlara ateş ediyorduk. - Eh, gelecek sefer de onlar bizi öldürürler, ödeşiriz." (Sudaki İz)
- "Yazarken bildiklerini yaşarken bilmediğine" karar vermişti. (İçimizde Bir Yer)
- Ulusal onuru’ bu kadar değerli, ‘ulusal parası’ bu kadar değersiz başka bir ülke bulmak çok zordur. (Ve Kırar Göğsüne Bastırırken)
- Erkeklerin dünyasında başarılı olmak için erkeklerden daha vahşi olmak zorundaydılar.. (Aldatmak)
- Yıllarca ıssız adada kalmış birinin, kendi yüzünün ne hale geldiğini görmek için ayna araması gibi bir telaşı vardı, (Tehlikeli Masallar)
- Bu şehrin her tarafından ihanet, cinayet, kan sızıyor. (Kılıç Yarası Gibi)
- Aslında biz hiç yaşamamalıydık… (Yalnızlığın Özel Tarihi)
- “Bazen bir insanın yokluğu bütün dünyayı bomboş yapıyordu..” (En Uzun Gece)
- 'gelecek, insanların içinden bir ışık fışkıracağını bekledikleri bir karanlıktı faniler için.' (Kılıç Yarası Gibi)
- Heyecanı macerada değil başarıda buluyordu.. (Aldatmak)
- Yalanımız, gerçeğimizden daha yakındır bize. (Gece Yarısı Şarkıları)
- Yeryüzünde iki tür insan vardır Anibal, dedi. Biri bildiğimiz normal insanlar birisi de kadınlar. Kendinle kıyaslayarak anlayamazsın onları. (Sudaki İz)
- Like Borges, you can answer the mugger who demands, 'Your money or your life,' with, 'My life.' The power you will gain is limitless. (I Will Never See the World Again)
- Hayatı yaşamak üzüntü verici bir şey. Ben de hayatımı, hayat üzerine düşünerek geçirmeye karar verdim. (Bir Hayat Bir Hayata Değer)
- "İyi" sözcüğü neredeyse anlam değiştirmişti hayatımda. (Son Oyun)
- __Eğer birgün hayatıma ihtiyacın olursa gel ve al onu... (İçimizde Bir Yer)
- — Sen iyi bir çocuksun Nizam güldü : — Benim iyi bir çocuk olduğumu sizden başka kimse bilmiyor, siz nereden biliyorsunuz? — Acı çekiyorsun oğlum... Acı çektiğini görüyorum... Oradan biliyorum (Ölmek Kolaydır Sevmekten)
- "Ve acaba kaçımız gelecek korkusu yüzünden geleceğimizi kaybettik?" (Kristal Denizaltı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin