Kitap Künyesi
Yazar: Zülfü Livaneli
Yayın Evi: Remzi Kitabevi
İSBN: 9789751413871
Sayfa Sayısı: 88
Veda Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Milyonlara ulaşan filmin beklenen kitabı...
"Oğlum Muzaffer, sana bir sır veriyorum. Paşam ölürse ben de yaşayamam, o saat canıma kıyacağım."
Salih Bozok'un o uğursuz kasım sabahı oğluna söylediği bu sözler, kaçınılmaz sona isyan eden bir dostun acı çığlığı gibidir. Bozok, kararının gerekçesini açıklamak üzere bir veda mektubu yazmaya koyulur. Bu mektup, Selanik'te mahalle mektebinde başlayan, bir imparatorluğun çöküşüne tanık olan ve modern Türkiye'nin kuruluş coşkusunu yaşayan güçlü bir dostluğun çarpıcı belgesidir.
Çocukluk arkadaşı Mustafa'yla, Kurtuluş Savaşı kahramanı Mustafa Kemal Paşa'yla ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'le pek çok yaşantıyı paylaşmış, onun kederine, tasasına ve sevincine tanık olmuş Bozok'un mektubu, dünyanın saygı duyduğu bir liderin özel yaşamına ve iç dünyasına da ışık tutuyor.
Veda, gösterime girdiği dönemde Türkiye'de bir milyon kişiye ulaşan, yurtiçinde ve dünyada pek çok olumlu eleştiri alan filmin romanı.
Veda Alıntıları - Sözleri
- " Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne! "
- "Savaş kahrolmak demektir oğlum.Açlık,susuzluk,dizanteri, hastalık, aklını oynatmak demektir . Gece gündüz burnuna dolan ölüm kokusundan, yıllar boyu kurtulamamak demektir."
- Dersanemiz karanlık , ama bizim yüreğimiz aydınlık .
- "Babası, yıllar önce kaybettiği kardeşinin hatırasını sürdürsün diye ona 'seçilmiş kişi' anlamına gelen Mustafa adını koymuş ve beşiğinin başına kocaman bir kılıç asmıştı."
- "Eğer vatan savunması için şart değilse her savaş bir cinayettir."
- 'Beni alıp karnına soksan bile koruyamazsın artık anne.'
- Savaş, kahrolmak demektir oğlum. Açlık, susuzluk, dizanteri, hastalık, aklını oynatmak demektir. Gece gündüz burnuna dolan ölüm kokusundan yıllar boyu kurtulamamak demektir.
- Mustafa Kemal için sofra, yemek yenilen, içki içilen değil, politika ve kültür konuşulan bir yerdi. Fikirler sofrada pişer, orada değerlendirilir, eylemler orada planlanırdı.
- 'Beni alıp karnına soksan bile koruyamazsın artık anne.'
- Her gün ağlasam yeri var Bugün benim efkarım var Ah bu gönül arzu eder seni...
- Bir gün Atatürk'ün doktorlarından biri bana : "Arkadaşınızı hiç kıskanmadınız mı?" diye sordu.Bir süre samimiyetle düşündüm ve ona şöyle cevap verdim: "Belki ilk zamanlar ben niye onun kadar önemli olamıyorum diye düşünmüşümdür ama sonra emin olun böyle bir duyguya kapılmadım. Bu duygu şuna benziyor "Ağrı Dağı'nı kıskanabilir misiniz? Ya da gökten geçen bir bulutu? Ya da denizi? Mustafa Kemal'i kıskanmak,işte o kadar akıldışı bir şey benim için..."
- "Babası, yıllar önce kaybettiği kardeşinin hatırasını sürdürsün diye ona 'seçilmiş kişi' anlamına gelen Mustafa adını koymuş ve beşiğinin başına kocaman bir kılıç asmıştı."
- Mustafa Kemal'in gayesi vatan kurtarmaksa hemen İstanbul'a dönmesi gerektiğini söyledi. İngiliz işgal kuvvetleri milli mücadele ve kongre toplama faaliyetlerine çok kızıyordu. Mustafa Kemal tereddüt etmeden cevabını gönderdi: "Ben İngilizlerden emir almam!"
Veda İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Filminin küçük bir kısmını izleyip çok eleştirmiştim ama kitabındaki ön sözde de kitabın çoğunlukla bir kurgu olduğunu Livaneli dile getiriyor. Her ne kadar Livaneli kurgunun esas olduğunu söylese de Atatürk düşmanlarına koz verecek bazı yerler var. Her ne kadar kitap bir dostluğun öyküsü olsa da bir aşk üçgeni sanki kitabın ana konusu gibi. Salih Bozok ile Atatürk'ün dostluğunun bir kitap niteliğinde olacağını düşünsem de sanki Livaneli dostluk öğesinden uzaklaşıp Fikriye, Latife ve Mustafa Kemal konularını işlemeye çalışmış. Salih Bozok'un Atatürk'ün ölümüyle birlikte silahı kalbine dayayıp ''ELVEDA'' yazan bir notla intihara kalkışması, insanın içine işlemiyor değil. Atatürk'le ilgili yazılmış çok daha gerçekçi ve doğru bilgilerin verilmiş olduğu kitaplar var bu kitap da okunabilir tabii... Zaten kitap tarihi bilgiden çok kurgu üzerine gidiyor, herkesin sevebileceği ve rahatlıkla okuyabileceği bir tarzda. (Aslı Altun)
Bazı yerlerinde hüzünlendim, bazı yerlerinde güldüm. Zülfü Livaneli yine anlatımı ile çok başarılı bir kitap yazmış. Resimler ile daha güzel olmuş, sanki kitabı yaşıyorsunuz gibi. İyi okumalar... (Charlotte)
Güzel ülkemizin ve cumhuruyetimiz kurucu Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını anlatan ve kültürü geliştiren duygusal bir kitap. Herkese öneririm ve kafa karıştırmayan gayet hoş anlatıcı bir dilde yazılmış olan mükemmel kitaplardan birisi. (Mehmet Özen)
Kitabın Yazarı Zülfü Livaneli Kimdir?
Zülfü Livaneli, (d. 20 Haziran 1946, Ilgın), Türk müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen.
İlk yılları
Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’olup, aslen Artvin’in Yusufeli ilçesinden olan Livanelioğlu ailesinin büyük dedeleri Ömer Efendi 93 Harbi’nde Artvin’in Ermeni ve Rus işgaline uğraması üzerine Erzurum’a gelerek Ahmet Muhtar Paşa’nın ordusuna katılmıştır.
Ömer Efendi Harput Redif Taburu’na mülazım rütbesiyle atanır. Daha sonra burada çıkan çatışmada şehit düşer. Ömer Efendi’nin tek oğlu olan Zülfü Efendi, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde sorgu hakimi olarak görev yapar. Soyadı Kanunu çıktığında babasının geldiği Artvin/Yusufeli/Livane Sancağına izafeten Livanelioğlu soyadını alır. Zülfü Efendi’nin erkek çocuklarından üçü de hakim olmuştur. En büyükleri ve Zülfü Livaneli'nin babası olan Mustafa Sabri Livanelioğlu, Yargıtay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir.
Kariyeri
Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in kendisine hayatını değiştirecek bir sermayeyi hediye ettiğinden haberi yoktu.
Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farantouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.
Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti.
Bugüne kadar dört uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis", "Şahmaran" ve "Veda". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "AltınAntigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı.
Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk-Kul Forumu'nda yer aldı.
Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov, Mikis Theodorakis gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.
"Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi, Sevdalim Hayat, Son Ada ve Sanat Uzun, Hayat Kisa, Serenad kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.
Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejetaryendir.
19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır.
Siyasi kariyeri
Livaneli 1994 yerel seçimlerinde, Sosyaldemokrat Halkçı Parti'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Anavatan Partisi'nin adayı İlhan Kesici, Refah Partisi'nin adayı Recep Tayyip Erdoğan ve Doğru Yol Partisi'nin adayının Bedrettin Dalan olduğu çekişmeli seçim sürecinde oyların %20,30'unu alan Livaneli üçüncü geldi. Erdoğan ise %25,19'luk bir oranla Belediye Başkanı seçildi. Livaneli, 2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'den İstanbul milletvekili seçildi. Partinin 13. Olağanüstü Kurultayı'nda yeter sayıda imza bulamadığı için genel başkan adayı olamadı ve parti yönetimini ağır şekilde suçlayarak istifa etti. Livaneli, istifasını açıklarken şunları söyledi:
"CHP yönetimi, Atatürk'ün laik, devrimci, halkçı, çağdaş ve reformcu çizgisini 21. yüzyıla taşıyamadığı için ülkemizi içinden çıkılması güç bir siyasi karmaşaya sürükledi. Bu büyük tarihsel ve siyasi kaymayı engelleyebilmek ve CHP'yi özündeki devrimci, reformcu ilkelere tekrar kavuşturabilmek için, parti içinde her düzeyde büyük çaba harcadım. Ama ne yazık ki bu çabalar da diğerleri gibi sonuçsuz kaldı. Partideki muhalif fikir ve kişileri yok etme alışkanlığı, bu kurultaydan sonra da bir kıyıma dönüşerek devam ediyor. CHP içinde kalarak mücadele etme yolları artık tükendi. Parti, örneği görülmemiş bir şekilde antidemokratik ve oligarşik bir yapıya dönüştürüldü."
Zülfü Livaneli Kitapları - Eserleri
- Serenad
- Son Ada
- Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
- Leyla'nın Evi
- Engereğin Gözü
- Mutluluk
- Edebiyat Mutluluktur
- Arafat'ta Bir Çocuk
- Harem
- Sevdalım Hayat
- Bütün Kuşların Uykusu
- Kardeşimin Hikayesi
- Son Ada'nın Çocukları
- Veda
- Konstantiniyye Oteli
- Diktatör ile Palyaço
- Sanat Uzun Hayat Kısa
- Orta Zekâlılar Cenneti
- Yaşar Kemal
- Dünya Değişirken
- Arkadaşıma Veda
- Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar
- Huzursuzluk
- Atatürk’ün İzinde
- Elia ile Yolculuk
- Sosyalizm Öldü mü?
- Gölgeler
- Nefesim Nefesine
- Rüzgarlar Hep Gençtir
- Sis
- Şapka
- Gökyüzü Herkesindir
- Bizi Sürükleyen Nehir
- Balıkçı ve Oğlu
- Mutluluk
Zülfü Livaneli Alıntıları - Sözleri
- Halkın "Kurtar bizi baba." diye sığındığı bir başbakan, depremde çöken hastane için "Canım, 29 yıl ayakta durmuş ya!" derse, kıyamet niye kopmaz? Deprem bölgesinde can çekişen insanların çadırını, ekmeğini dağıtamayan devlet, nasıl bir devlettir? Ve halk, televizyon kamerası karşısında, neden "Allah devletimizden razı olsun." der? Dünyanın her köşesinden gönderilen yardım malzemesini çalan halk, nasıl bir halktır? Erzincan'da gördükleri kabalık, becerisizlik, cehalet ve kötü niyet kargaşasından dehşete düşen İsviçreli ekip "Ne haliniz varsa görün!" diyerek çekip gitmekte haklı mıdır, değil midir? Dış ülkelerden gelen yardım ve ekip gönderme taleplerini 48 saat cevaplamayan Dışişleri Bakanlığı, ne derece başarılı bir bakanlıktır? Siz bu soruları soranlardan mısınız, yoksa bu sorulara kızanlardan mı? (Diktatör ile Palyaço)
- Her şeyi bırakıp uzaklara gitmek isteğim büyüyordu içimde... (Serenad)
- Nesine yar nesine Ölürüm ben sesine Bir daha vursa idi Nefesim nefesine" (Nefesim Nefesine)
- İyiler her zaman kötüleri yenecek kadar güçlüdür. Yeter ki, güçlerinin farkına varıp birleşsinler. (Son Ada'nın Çocukları)
- bu yaşam, en ufak bir çabaya bile değmezdi (Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm)
- "Aşk diye ballandıra ballandıra göklere çıkardıkları şeyin anlamıyor bir türlü." (Leyla'nın Evi)
- " Bir yer var iyiliğin ve kötülüğün ötesinde. Seninle orada buluşacağız." Mevlana (Huzursuzluk)
- Hep umutlu hep iyimsersin. Bunlar güzel özellikler ama bazen gerçekleri görmeni engelliyor (Son Ada'nın Çocukları)
- Her şeyini yitiren bir insanın son sığınağı onurdur. (Bizi Sürükleyen Nehir)
- Düşmanlık dolu bir dünyaydı bu. Niye bu kadar anlayışsızdı insanlar, birbirine karşı? Niye sırtlan gibi dişlerini gösteriyorlardı? (Arafat'ta Bir Çocuk)
- üzüntü çürütür insanı diye uyarıyor, ama kızmak iyi gelir, ferahlarsın diyordu: “Sakın ola hiçbir şey için üzülme ama bol bol kız, öfkelen, dövüş, savaş, küfret ama üzülme. İnsanı üzüntü çürütür.” (Elia ile Yolculuk)
- Köydeyken, çocuğun çok karnı agrirdi. Ağrıyı çeksin diye sabahları yalınayak toprakta yürütürlerdi. (Bütün Kuşların Uykusu)
- Keşke; kan revan, hapis, zulüm, ölüm orucu yerine, binbir çiçekli kültür bahçesinin mis kokuları arasında yaşayabilseydik. Yaşar Kemal'in türkülerini paylaşabilseydik. (Yaşar Kemal)
- "Tıpkı baban gibisin. Hep umutlu hep iyimsersin. Bunlar çok güzel özellikler ama bazen gerçekleri görmeni engelliyor." (Son Ada'nın Çocukları)
- Alçalmaya başladık, diyor pilot ah diyorum, çoktan be kaptan çoktan alçalmaya başladık biz. (Gökyüzü Herkesindir)
- Zayıflığını gösterecek kadar güçlü ol. (Bizi Sürükleyen Nehir)
- Doğrudur; kitap okumak karın doyurmuyor. Ancak karnı tok, beyni boş adamlardan çektiğimiz kadar hiç kimseden çekmedik. (Serenad)
- ...yüreğim sızlayarak seni özlediğimi bilmeni isterim. (Son Ada)
- Aşk, insanın içindeki karanlığa da çok yakın, aydınlığa da. (Sanat Uzun Hayat Kısa)
- "Ağzımı açtım sonra kapadım; o kadar korkmuştum ki bir şey söyleyemedim. Bildiğim tüm sözcükleri unutmuştum." (Şapka)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin