Kitap Künyesi
Yazar: Theodor W. Adorno
Çevirmen: Dilman Muradoğlu
Orijinal Adı: Über Walter Benjamin
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750807820
Sayfa Sayısı: 164
--reklam--
Walter Benjamin Üzerine Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Walter Benjamin Üzerine, yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden Adorno'nun kaleminden ünlü yazar, düşünür ve kültür tarihçisi Walter Benjamin'i anlatıyor. Dilman Muradoğlu'nun özenli çevirisiyle Türkçe'ye kazandırılan kitap, Gestapo'ya teslim edilmemek için intihar eden bu büyük Alman düşünürü daha iyi anlamamızı sağlayacak nitelikte.
--reklam--
Walter Benjamin Üzerine Alıntıları - Sözleri
- "Yanlış anlamalar, iletişimsiz olanın iletişim aracıdır."
- Yanlış anlamalar, iletişimsiz olanın iletişim aracıdır.
- "Saf" bakışı yakalamak zor değildir. imkansızdır.
- “Yanlış anlamalar, iletişimsiz olanın iletişim aracıdır.
- “Tek Yön’ün en hüzünlü tümcesi şudur: ''Tekrar tekrar görüldü ki, alışılmış olana, çoktan yok olmuş hayatlara bağlılık öylesine sabit ve bükülmez ki, zekanın insan tarafından kullanılması da bu devasa tehlike karşısında engelleniyor."
- Yanlış anlamalar, iletişimsiz olanın iletişim aracıdır.
- “İnsan anlamadığı bir şeyin teorik olarak arkasında olamaz ya da anlamadığı bir şeyi öğretemez.”
- “Yanlış anlamalar, iletişimsiz olanın iletişim aracıdır.”
- “Toplumsal bilinçle müspet bilimler bilincinin birbirine kökten farklılık gösterdiği bu çağda her tür fiziksel benzetmeye yoğun bir şüpheyle yaklaşılmasaydı şayet, Benjamin'de entelektüel atom parçalanmasının yarattığı enerjiden söz edilebilirdi gerçekten.”
- “Yanlış anlamalar, iletişimsiz olanın iletişim aracıdır.”
- “Benjamin'i de kültürün taşlaşmış, donmuş ya da eski parçaları, alışılmış canlılığını kaybetmiş olan her şey ilgilendiriyordu. İçinde bir doğa manzarası olan ve salladığınızda içinde kar yağan cam kubbeler onun en sevdiği eşyalar arasındaydı.”
- “Mitin canlıların suç ile ilişkisi olarak kader öğretisi, toplumun suç ile ilişkisine dönüşür: "Dünyada tek bir dilenci olduğu sürece, mitler de var olacaktır."”
- “Benjamin'in hedefi sözde şişirilmiş olan öznellik değil, öznel kavramının kendisidir. Özne, Benjamin'in felsefesinin karşı kutupları olan mit ve uzlaşma arasında erir. İnsan, Medusa bakışların altın da büyük ölçüde nesnel olayların vuku bulduğu bir sahneye dönüşür. Benjamin'in felsefesi bu nedenle mutluluk vaat ettiği kadar korku da saçar.”
- “Onun için önemli olan burjuva toplumunun bütününü resmetmekten öte, bu toplumu, körleşmiş, doğaya uygun ve karmaşık haliyle mercek altına almaktır. Benjamin'in detaylar ve parçalardan oluşan yöntemi, Hegel ve Marx'ta bütünlüğü oluşturan evrensel aracılık düşün cesine tam olarak uymaz. Benjamin, görülen gerçeğin en küçük hücresinin dünyanın geri kalanına eşdeğer olduğu ilkesine tereddütsüz inanır.”
--reklam--
Walter Benjamin Üzerine İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Walter Benjamin üzerine 20.yüzyılın en ender iki düşünürü: Walter Benjamin ve Theodor Adorno. Tıpkı iki nehirin farklı kaynakta doğup aynı deltada birleşip, birbirini yok etmeden daha da çoğalıp; insanlığın düşünce ve kültür havzaya akması gibidir. Walter Benjamin, müstesna dehası ile düşünce, kültür ve felsefe alanda özgün yeri olan bir düşünürdür. Modernizm, tarih ve kültür alanında orataya atığı özgün tezlerle bilinir. Ancak yaşamın trajedisi bu olsa gerek; en verimli döneminde kendini faşizmin pençesinde kurtarma çabasıyla geçirdi. Ve asla ilk pes edenlerden değildi. “Bu cephe de da yapılacak çalışmalara ihtiyaç var” diyordu. Ancak sınırların daraldığı, ölüm ile yaşamın arasındaki o ince ipin kopma üzere olduğu bir zamanda yaşamına son verdi. Walter, Avusturya ve Almanya sınırında Hitler faşizmine esir düşmemek için 1940 da yaşamın son verdi. Öldüğünde 46 yaşındaydı, ve geride daha bitmemiş bir çok eser bıraktı. Belki 20.Yüzyılın en önemli temel eseri sayılacak “ pasajlar” kitabıda eksik kaldı. İnsanlık böyle bir dehaya sahip çıkamadı. Theodor Adorno ise, bildiği üzere eleştirel kuramın teorisyeni, sosyal bilimlerde çığır açan Frankfurt Ekolün öncüsüdür. Modernizmin ve modernizm metalaştırdığı her şeye karşı orijinal ve sert eleştirileriyle bilinir. Kültürün endüstrileşmesi, popüler kültür, anlam Yittimi ve daha bir çok kavramın kuramcısıdır. Adorno daha 20’li yaşlarındayken Benjamin ile tanışır. Aralarındaki 10 yılık yaş aralığına rağmen zamanla iyi dost olurlar. İlkin İtalya’da 1925’te görüşürler teki ölümüne dek dostlukları devam eder. Adorno’ya göre Benjamin, çağın en önemli dehası, mütevazi ve özgün kişlikli düşünürlerdendi. Bu olumlu özellikleri bir anlamda onun talihsizliği olduğunu ima ediyor Adorno, bu dostluğun güzelliğini ve hak ettiği değerini anlaşılması için bu kitabı yazmıştır. Kitap boyunca temel eserlerini irdelemektedir. Son bölüme doğru ise Benjamin ile olan mektupları yer vermektedir. Bu yöntemle hem yaşamları ve düşünsel alandaki ortak dayanışmalarını açıklık getirmekte hem de kendisine karşı yapılan haksız suçlamalara cevap vermektedir. Bence mektupları çok değerlidir; İki düşünür dostun bir birine karşı ne kadar tutarlı ve gerçekçi olduğunu göstermektedir. Birbirini çalışmaları hakkındaki eleştiri ve önerileri saygı çerçevesinde birbirini güçlendirecek şekilde yapmaktadır. Eleştirinin nasıl olumlu bir araça dönüştüğüne tanık olmaktayız. Sonuçta Walter’i biraz anlamak için bu kitap iyi bir başlangıç olabilir. İnsanlığın birbirini boğazladığı bir dönemde; insanlık için bu kadar iyi düşünen iki güzellik abidesi. Bu dünya bazen bu tür insanları hak etmediğine inanıyorum; yaşama tanık oldukça. Adorno’nun dediği gibi “ yanlış hayat doğru yaşanmaz”... (SosyologÇa)
Adorno'yu kültür endüstrisi, Frankfurt okulu gibi kavramlar aracılığıyla duydum. Geçtiğimiz yüzyılın en etkili filozoflarından biridir. Walter Benjamin ise şimdilik okuma listemde bulunuyor, nereden başlayacağımı bilmiyordum o yüzden Adorno'nun (sıkı dostu olan) W.B. hakkında yazdığı bu kitabı edindim... Eğer 20. yüzyıl felsefesine ilgi duyuyorsanız bu monografiyi kaçırmamalısınız. Ben sıkı bir caz hayranıyım. Miles Davis'ler ve Thelonious Monk'larla büyüdüm. Adorno, kendisi aynı zamanda bir müzik eleştirmeni olduğu için dönemin 'popüler' akımı caz üzerine söylediği küçümseyici sözleri anlamakta güçlük çekmişimdir. Jean-Paul Sartre, Miles Davis'in “Bitches Brew” albümü için 20. yüzyılı en iyi anlatan sanat eseri olduğunu söylüyor. Filozofların birçok alanda tezat görüşlerinin olması beni düşündürmüyor değil. Adorno denilince akla ilk "kültür endüstrisi" gelir. Bu kavramı duyduğumda "popüler kültür, yabancılaşma, tüketim toplumu, kitle kültürü, yalnızlık" gibi konular kafamda canlanıyor. Simülasyon teorisiyle Matrix filmine ilham kaynağı olan Jean Baudrillard da bu konular üzerine epey kafa yormuş bir filozoftur, Adorno'ya nazaran anlaşılması daha kolay bir dili vardır, eğer bu konulara ilginiz varsa mutlaka okumalısınız. Adorno'ya göre kültür bir "endüstri", insanlar ise kültürün öznesi değil nesnesidir. 1947 yılında “Aydınlanmanın Diyalektiği” adlı kitapta Adorno ve dostu Max Horkheimer kültür endüstrisinin insanları Hollywood filmleriyle, televizyondaki soap operalarla, radyodaki yayınlarla aptallaştırdığını savunmuştur. Kültür endüstrisi gerçekte "kötü" bir yer olan dünyayı(Adorno'nun ve Frankfurt okulunun temelinde dünyanın "kötü" olduğu düşüncesi yatar) toz pembe gösterir. Kültür endüstrisinin sahte 'hazlar'ı insanların gerçek hayattaki durumlarını düşünmelerini, onları değiştirmek için adım atması önünde bir engeldir. Adorno'ya göre dünya kötülüğün hakim olduğu bir yerdir ve “sanat” bu gerçeği anlatmak zorundadır. Şimdiye kadar kitaplarını tavsiye ettiğim hemen herkes Adorno'yu yarıda bıraktığını söyledi. Dili Hegel'de olduğu gibi ağırdır ve anlaşılması biraz güçtür. Bu durum Adorno'nun kitaplarını okumamda bir engel oluşturmadı. “Negatif Diyalektik” ve “Minima Moralia” gibi kült eserleriyle kıyasladığımızda Adorno'nun en kısa sürede okuduğum kitabı oldu. Gelelim Walter Benjamin'e... Bu kitabı okuyana kadar kendisi hakkında(erken yaşta intihar ettiği) dışında bir fikrim yoktu, kendisi 20. yüzyılın 'en önemli' kültür eleştirmenlerinden biri olarak kabul görüyor. Sinemada Andre Bazin neyse bu kulvarda da Benjamin öyle denebilir. Kitaptan kendisi hakkında öğrendiğim bazı bilgiler var, onları alıntılayacağım: - Çok büyük bir mektup yazarı olduğu, - Felsefe onun için büyük ölçüde yorum ve eleştiriden oluşmakta, - “Benjamin, kusursuz aşırı zarif ve kibar bir insandı: bu mektuplarıyla da belgelenmiştir. Bu açıdan ünlü tiyatro yazarı Bertolt Brecht'e benzer.” (ikisi de sıkı dostturlar) - “Mitin uzlaşması” felsefesinin ana konusudur, -”Benjamin'in felsefesinde ortaya çıkacak şeyi bilerek arayan ister istemez hayal kırıklığına uğrar Benjamin'in felsefesi sadece felsefesini enine boyuna düşünerek onun neleri kapsadığını kendi başına keşfeden kişiyi tatmin eder.” - Benjamin “iletişimsiz olanın iletişimini” kurmayı düşünüyordu, -Adorno'nun deyişiyle: “Benjamin kendisini tanıdığım dönemde 'ün' olarak nitelenen şeye sahip değildi” Sonuç: Bu kitap gençlik yıllarında Walter Benjamin'den oldukça etkilenen Adorno tarafından kaleme alınmıştır. Adorno, onu tanımlarken bir masal kahramanı gibi ifadeler kullanıyor. Dahilerin yaşam öykülerini okumayı severim. Kitapta sıklıkla 'pasajlar' adlı eserinin bir başyapıt olduğu vurgulanıyor. En kısa sürede Benjamin'nin bu kitabını okumayı düşünüyorum. (Metin Aslan)
--reklam--
Walter Benjamin Üzerine PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Theodor W. Adorno - Walter Benjamin Üzerine kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Walter Benjamin Üzerine PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Theodor W. Adorno Kimdir?
Theodor W. Adorno (Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno), 11 Eylül 1903 yılında Frankfurt am Main'de doğmuş ve 6 Ağustos 1969'da İsviçre Visp, Visp, Valais, İsviçre'de bir klinikte hayata gözlerini yummuş Alman felsefeci, toplumbilimci, bestekâr ve müzikbilimci.
Adorno, sosyoloji ve felsefe profesörüydü. Aynı zamanda kompozitörlük de yapan bir müzikolog ve eleştirmendi. Düşüncelerinin ağırlık noktası toplumsal kritiğin bütününü oluşturduğundan bir toplum bilimci olarak da anılır. Nesnel olanın özdeşleşmesindeki "düşüncenin ilk ortaya çıkış formu" onun ideoloji kritiğinin diyalektini temsil ederken aracı olmaya çalışarak paylaştığı görünen dolaysızlığın ki bütün aşamalarında yine kendine dağılan değişkenliği, doğru düzleminde aracısız olarak varlığını kabullenmeliydi. Sanki kendi içinde, mantık sınırlarını aşmadan gelinen felsefik bir kritik noktada istençle yoğrulmuş, geriye bakmadan objektif verilerle beslenerek sakinleştirici özellik taşıyan bir denemeyi, düşüncenin asıl çıktığı yerin dışına taşırmak gibi
Bir filozof ve toplum bilimci olarak Adorno'nun, Institut für Sozialforschung (Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Frankfurt Okulu) 1950'lerdeki totaliter antisemitizm ve üniversite öğrenci hareketinin kültürel kimliği ve kritiği bağlamında bütün nesnelliğinde objektifleştrmeye çalıştığı "Vatandaşlığın körleşen birlikteliği"ndeki değerlendirmesi günümüzde önemini hâlâ yitirmemiş olması açısından önemlidir.
Diyalektik der Aufklärung (Aydınlanmanın Diyalektiği), Philosophische Fragmente (Felsefik Parçalar), 1947, Max Horkheimer ile beraber yapılmış, kültür endüstrisi üzerine başlık taşır, Minima Moralia Reflexionen aus dem beschädigten Leben 1951 (Asgari Etik, hasar görmüş yaşamdan yansımalar), Ästhetische Theorie (Estetik Teorisi) 1970 posthum, Modern Müziğin Felsefesi 1949, Otoriter Kişilik, (Adorno yönetiminde bir çalışma grubu tarafından 1950'de hazırlanmıştır), Negative Dialektik (Negatif Diyalektik) 1966'da yayınlanmış başlıca eserleridir.
--reklam--
Theodor W. Adorno Kitapları - Eserleri
- Kültür Endüstrisi - Kültür Yönetimi
- Aydınlanmanın Diyalektiği
- Sosyolojik Açılımlar
- Teori ve Pratik Üzerine Bir Tartışma (1956)
- Minima Moralia
- Ahlak Felsefesinin Sorunları
- Sahicilik Jargonu
- Otoritaryen Kişilik Üstüne
- Toplum Üzerine Yazılar
- Edebiyat Yazıları
- Walter Benjamin Üzerine
- Ernst Bloch’la Söyleşiler
- Rüya Kayıtları
- Estetik ve Politika
- Negatif Diyalektik
- Metafizik - Kavram ve Sorunlar
- Müzik Yazıları
- Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri
- The Culture Industry
--reklam--
Theodor W. Adorno Alıntıları - Sözleri
- İlgi duyduğu şeyden mahrum bırakılmış kişi kızgınlıkla kendini ilgilendirmeyen işlere karışır; herhangi bir dahli olmaması gereken konulara dair malumatla haset içinde mest olur. (Sahicilik Jargonu)
- Psikoloji, felaketleri düşleyenin onları arzuladığını bilir. Ama niye o kadar açgözlü bir hevesle gelip onu buluyorlardır? (Minima Moralia)
- Ay geceleri, insan her şeyi o kadar karanlık görmesin diye parlar. (Ahlak Felsefesinin Sorunları)
- .. müphemlik en sevdiği felsefe tarafından lanetlenen bir dilsel tavrın aracıdır. (Sahicilik Jargonu)
- Propaganda yoluyla olan her şey belirsiz ve kuşkuludur. (Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri)
- Şurası muhakkak ki, nasyonal sosyalizmin kararlı düşmanları olup bitenlerden ta başından beri kesinlikle haberdardılar. (Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri)
- “Aşağıya doğru otorite, yukarıya doğru sorumluluk." (Toplum Üzerine Yazılar)
- Nazi Almanyası’nda şu yorum sık sık işitilmekteydi: “ Führer bu yapılanları bilmiyor” -toplama kampları söz konusu olduğunda bile. (Otoritaryen Kişilik Üstüne)
- İlk olarak doğanın determinizminin bütüncül olduğunu, yani doğadaki her şeyin yasalara uygun olarak neden-sonuç tarafından belirlendiğini varsayalım. Bu durumda Kant'ın ahlak yasasının bir veri, bir buyruk, kendini bize karşı konmaz biçimde dayatan bir şey olduğu iddiasının kendisi — bu aynı formülle dile getirmeme izin verecek olursanız— derinden ahlakdışı olacaktır. Ahlakdışı olacaktır çünkü insanlardan, ampirik varlıklar oldukları için muhtemelen karşılayamayacakları taleplerde bulunacaktır. Burada Kant, psikolojik paralojizmlere yönelik eleştirisinde ruhun temel belirleyenlerini ampirik-olmayan bir şeye dönüştürecek rasyonel bir ruh teorisi önermek yerine, ruhun, zaman ve mekân dünyasına gömülü olduğu sürece ampirik bir fenomen olduğunda ısrar etmiştir. Platon'un tersine Kant ruhun bir parçasının doğal dünyanın parçası olmaksızın var olabileceğini kabul etmemiştir. Bilimsel yöntemin bir savunucusu olarak Kant ruhun bilime, dolayısıyla da psikolojiye ve neden-sonuç yasalarına tabi olmayan herhangi bir parçası olabileceğini kabul edemezdi. Örneğin, varsayalım ki Kant bir düşünce psikolojisi gibi bir şey kurmak, yani öznenin en üst mantıksal davranış tarzlarını (bu davranış tarzları da insan öznesinin dış dünyaya verdiği gerçek tepkileri içerir) koşullayan psikolojik etkenleri incelemek istemiş olsun. Bu durumda ruhun bir yetisini veya gücünü pozitif olarak verili ve dünyada mevcut bir şey olarak tanımlayıp onu yine de kavranabilir dünyaya aitmiş gibi göstermeyi reddederdi. Eğer bu iki alemin birbirlerine uzlaştırılamaz şekilde karşıt oldukları doğruysa, o zaman ahlak yasasını bir veri olarak koyutlayarak insanlığa talepleri daha en baştan onun gücünün ötesinde olacak bir yük yüklemiş olurdu. Bu aşırı talebin bizatihi Kant için etiğin tepe noktası, (yunanca kelime) ; olan şeyle, yani aklın kendisiyle pek de bağdaşmayan bir tür akıldışılık olacağını da eklemek isterim. (Ahlak Felsefesinin Sorunları)
- "Bir zamanlar miadını doldurmuş gibi görünen felsefe bugün hâlâ yaşıyor çünkü onu gerçekleştirme fırsatı kaçırıldı." (Negatif Diyalektik)
- İsimlerden söz etmek, sorunlardan söz etmekten daha kolaydır. (Otoritaryen Kişilik Üstüne)
- "Her yerde benzerlikler görmek, her şeyi aynı kılmak, zayıf gözlerin işaretidir."*** (Toplum Üzerine Yazılar)
- Bir şeyin keyfini sürmek bir putlaştırmayı da ele verir: keyif insanın kendisini bir Ötekine teslim etmesidir. Aslında doğa keyfin ne olduğunu bilmez: o bir şeyi gereksinimlerin giderilmesinden öteye götürmez. Yüceltilmemiş duygulanımlar yüceltilmişlerden daha az olmamak üzere, her tür haz toplumsal bir nitelik taşır. Hazlann kökeni yabancılaşmadır. Bir yasağı bilmeden çiğnemenin verdiği keyif bile uygarlıktan, katı düzenden kaynaklanır; ancak böyle bir düzenin içinde var olan keyif doğaya karşı kendisini koruyan düzenden doğaya geri dönmeyi özler. Keyfin büyüsü ancak, bir düş insanı çalışma cebrinden ya da bireyin belirli bir toplumsal işleve ve sonunda bir benliğe bağlılığından koparıp; egemenliğin ve terbiye etmenin olmadığı tarihöncesine götürdüğünde duyumsanır. (Aydınlanmanın Diyalektiği)
- Eğlence, özel sektör tarafından ödenen reklam sloganlarından da çok tekrarlayarak kitlelerin zihninden sildiği yüksek değerlerin yerini alır ve idealler arasında kendine bir yer açar. (Kültür Endüstrisi - Kültür Yönetimi)
- Modern faşizm bir kitle tabanı olmaksızın düşünülemeyeceğinden, onun gelecekteki muhtemel izleyicilerinin iç dokusu hala can alıcı önemini korur ve aslında sorunun öznel yönünü dikkate almayan hiçbir savunma “gerçekçi” olmaz. (Otoritaryen Kişilik Üstüne)
- "Bir gün gelecek, kültür endüstrisinin yarattığı çöp yığınına ve daha ciddi endüstrilerin sunduğu o acınası 'yüksek kaliteli' mallara insanların ihtiyacı olmadığı anlaşılıverecek." (Edebiyat Yazıları)
- Kant'ı ahlaki olanın apaçık olduğunu söylüyormuş gibi yorumlamak da mümkündür. Kant'ın Fichte'nin bilgi teorisine gösterdiği bütün dirence rağmen, Fichte'nin öğretisinin bu veçhesine itirazı yoktu bence. Zaten tarihsel bir olgu olarak böyle bir itirazda bulunmuş olduğunu da görmedim, duymadım. Bilgi ile erdemin bu özdeşliğinin sorunlu yanı — bunu "yüreğin soyluluğuna" bağlamak gibi bir niyetim olmasa da bunu ifade etmek gerekli bana kalırsa— ahlaki eylemdeki tayin edici bir unsurun ortadan kalkmasıdır kuşkusuz. Bu unsur da ahlaki bilinçten ahlaki eyleme geçiştir. Nitekim ahlakın akılla özdeşleştirilmesine yönelik esaslı itirazlardan biri, doğru bilince sahip olmamın hiçbir biçimde bu doğru bilince uyumlu olarak davranmamı gerektirmediğidir. Üstelik, toplumda belli bireylerin çıkar ve amaçları ile bir bütün olarak toplumun çıkar ve amaçları arasında bir antagonizma geliştikçe böyle dolaysız bir özdeşlik varsaymak da güçleşir. (Ahlak Felsefesinin Sorunları)
- doğal değil, toplumsal olarak üretilen ve pekiştirilen bir niteliktir aptallık. (Minima Moralia)
- Mutluluğu sadece somut iktidarın bir ifadesi olarak anlamlandırabilenler, diğerlerinin tümüyle soyut olan özgürleşme hakkını esirgerler. (Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri)
- düşüncelerimi öyle düzenlemeliyim ki, önce en basit ve bilinmesi en kolay nesnelerden başlayıp adım adım, deyim yerindeyse kerteli bir şekilde ilerleyerek daha karmaşık ve bileşik olanlara yükseleyim (Edebiyat Yazıları)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin