Kitap Künyesi
Yazar: Claude Levi-Strauss
Çevirmen: Tahsin Yücel
Orijinal Adı: La Pensee Sauvage
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789753633444
Sayfa Sayısı: 384
--reklam--
Yaban Düşünce Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Toplum bilimlerini belki de temelinden sarsan, açtığı yeni ufuklar, getirdiği farklı boyutlarla "insan"ı bambaşka ve çok daha zengin bir düzlemde ele alan budunbilimin önde gelen isimlerinden Claude Levi-Strauss, "Yaban Düşünce" ile yalnızca bir/birçok bilimin önünü açmakla kalmamış, aynı zamanda da yapısalcılık yaklaşımının uygulanım alanını genişletmiştir.
Yazarın yöntem sorunlarını ve tarih yaklaşımını sergilerken, zamanda da "ilkel" olarak adlandırılan toplulukların düşünce sistemlerini de ele alan bu temel yapıt "yaban düşünce"nin derinlerinde yatan anlamı ortaya çıkarır.
"Akılcı", "insanmerkezci" Batı düşünce sistemi çerçevesinde unutulmaya yüz tutan ve şimdilerde yoğun bir biçimde diriltilmeye çalışılan insan-doğa-kültür ilişkisine yeni bir bakış getiren Yaban Düşünce, toplum bilimleri alanında güncelliğini yitirmeyen bir modern klasik olarak edindiği yeri hep aynı tazelikte korumaktadır.
--reklam--
Yaban Düşünce Alıntıları - Sözleri
- Yaşam deneyim demekti, tam ve kesin anlamla yüklü deneyim.
- "Yeryüzünde hiç kimse, işlerini yabanıllar, köylüler ve taşralılar kadar derinlemesine ve her yönüyle incelemez; bu nedenle, Düşünce' den İş'e geldikleri zaman, her şey tamamdır."
- ... felsefe daha çok kavram ya da sözcük düzleminde kalan bir cambazlık, belki usu geliştiren, ama gerçek düşünceyi kurutan bir etkinlik olmaktan öteye geçmez o dönemde, istenince otobüsün tramvaydan, istenince tramvayın otobüsten daha üstün olduğunu kanıtlamayı sağlayan bir anahtar, her kapıyı aynı biçimde açan bir "maymuncuk" verir kişinin eline; göndergenin ortadan kalktığı, gösterenin hiçbir gösterilene bağlanmadığı, gerçek kaygısının yerini becerinin aldığı bir alıştırmadan öte bir şey değildir.
- "Denklemler gibi bitkilerin de aynı görünüp farklı olmak ya da farklı görünüp aynı olmak gibi kötü bir huyları vardır. Kısacası, matematikte olduğu gibi bitkibilimde de kafam karışır benim."
- "1921'de yaptığımız gezinin bitki bilimcisinin toplayıp da adlarını öğrenmek istediği adsız ("yararsız") "kötü otlar"a gösterdiği ilgi (onlara göre tam bir budalalıktı bu) karşısında ... Markiz adalarındaki dostlarımın attığı kahkahaları hâlâ anımsarım."
- Kuzey Amerika'nın kuzey-batı dillerinden Chinook'ça, varlıkların ve nesnelerin pek çok özellik ya da niteliklerini belirtmek için soyut sözcükler kullanır. Boas, "bu dilde bildiğim bütün öteki dillerden daha çok başvurulur bu yola", der. Örneğin "kötü adam zavallı çocuğu öldürdü" önermesi, Chinook'çada "adamın kötülüğü çocuğun zavallılığını öldürdü" biçiminde verilir; bir kadının fazla küçük bir sepet taşıdığını anlatmak için de "bir istiridye sepetinin küçüklüğüne beşparmak otu kökleri koyuyor", denilir.
- Hiç kuşkumuz olmasın, yabanıl bir otu tarımsal bir bitkiye, yabanıl bir hayvanı evcil bir hayvana dönüştürmek, bu bitkide ya da bu hayvanda başlangıçta hiç bulunmayan ya da zar zor sezinlenen besinsel ya da teknolojik özellikler bulup çıkarmak için; çabucak ufalanıp toz olan ya da çatlayan, değişken bir kilden su sızdırmayan, sağlam bir çömlek oluşturmak için (ama uygun olanını, en uygun yakıtı, pişirmenin ısı ve süresini, etkin oksitlenme derecesini belirlemiş olmak koşuluyla); topraktan ya da sudan yoksunken bitki yetiştirmeyi, zehirli tohum ya da kökleri yiyeceğe dönüştürmeyi ya da bu zehiri avda, savaşta, töremde kullanmayı sağlayan, çoğu kez fazlasıyla uzun ve karmaşık olan birtakım teknikleri geliştirmek için, gerçekten bilimsel bir anlayış, sürekli ve her zaman uyanık bir merak, sırf bilme hazzını tatmaya yönelik bir bilme isteği gerekmiştir, çünkü bu gözlem ve deneylerin (bunları her şeyden önce bilme zevkinin esinlediğini varsaymamız gerekiyor) ancak küçük bir bölümü hemen kullanılabilecek pratik sonuçlar verebilirdi. Bronz ve demir madenciliğiyle değerli maden üretiminin, hatta madencilikten birkaç bin yıl önce ham bakırın dövme yoluyla işlenmesinin sözünü bile etmiyoruz: bu çalışmaların hepsi de çok gelişmiş bir teknik yetenek gerektirir.
- Yaban kirazı, tarçın, vanilya ve Xeres şarabı yalnızca duyulur değil, aynı zamanda anlaşılır bir öbek oluşturur, çünkü hepsinde de aldehit vardır; buna karşılık, Kanada çayı ("winter green"), lavanta çiçeği ve muzun kardeş kokuları esterlerin varlığıyla açıklanır. Bitkibilim zambakgilleri turpgillerden ayırırken, soğan, sarmısak, lahana, şalgam, turp ve hardalı bir öbekte toplamaya yalnız sezgimiz yöneltmişti bizi. Ama kimya, duyarlığın tanıklığını doğrulayarak, bu yabancı familyaların bir başka düzlemde birleştiklerini kanıtlıyor: hepsinde de kükürt bulunmaktadır (K., W.). İlkel bir filozof ya da bir ozan, kimyaya, hatta her türlü bilime yabancı düşüncelerden esinlenerek gerçekleştirebilirdi bu öbeklendirmeleri: budunbetim kaynakçaları bunun bir yığın örneğini sunar, bunların deneysel ve estetik değerleri de bundan aşağı kalmaz.
- ... büyüyle bilim arasında beliren ilk fark, birinin toptan ve eksiksiz bir gerekirciliği öngerçek olarak benimsemesi, ötekininse, yalnızca kimileri başka düzeylere uygulanmaz sayılan gerekircilik biçimlerine uygun düşen düzeyleri birbirinden ayırarak etkinlik göstermesidir. Ama, daha da ileri gidilerek, buyücül düşünce ile törem uygulamalarının ortaya koyduğu kesinlik ve şaşmazlığın bilimsel olguların varoluş biçimi olarak gerekirciliğin gerçeğinin bilinçsizce kavranılışını dile getirdiği, böylece gerekirciliğin tanınıp sayılmadan önce topluca sezilip oynandığı düşünülemez mi? o zaman töremler ve büyüsel inançlar ileride doğacak bir bilime yönelik bir inanç ediminin birer anlatımı olarak belirecektir.
- Yerli Fox'ların ölmüş bir akrabanın yerini bir canlıya vermeyi, böylece ölünün ruhunun kesinlikle gitmesini sağlamayı amaçlayan benimseme törenlerinde oynanan oyunlar için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Gerçekten de, Fox'ların cenaze töremleri öncelikle ölülerden kurtulma, ölülerin artık kendileri arasında bulunmamanın yarattığı acı ve kederin etkisiyle canlılardan öç almalarını önleme kaygısından esinlenmiş gibidir. Böylece yerli felsefesi kesinlikle canlılardan yana çıkar: Ölüm zordur. Ama üzüntü daha da zordur.
- Modern insan, toprağa saygı göstermez. Ama bir Brezilyalı Omaho yerlisi, zevk için çiçek bile koparmaz. Sadece açken bitki toplar. Topladığında da bitkinin dibine ufak bir tütün sungusu koyarak bitkinin ruhunun gönlünü almayı hiç unutmaz..
- Gerçek sorun, ağaçkakan gagasının sürülmesiyle diş ağrılarının geçip geçmeyeceği değil, belli bir görüş açısından, ağaçkakanın gagasıyla insanın dişinin bağdaştırılıp bağdaştırılamayacağını (iyileştirme çözümü başka birçok çözümler arasında varsayımsal bir uygulamadan başka bir şey olmayan bir uyarlık bu), nesnelerle varlıkları kümelendirme yoluyla evrene bir düzen başlangıcı getirilip getirilemeyeceğini bilmektir; çünkü sınıflandırma, nasıl olursa olsun, sınıflandırma yokluğuna göre gerçek bir erdem içerir.
- Hiç kuşkumuz olmasın, yabanıl bir otu tarımsal bir bitkiye, yabanıl bir hayvanı evcil bir hayvana dönüştürmek, bu bitkide ya da bu hayvanda başlangıçta hiç bulunmayan ya da zar zor sezinlenen besinsel ya da teknolojik özellikler bulup çıkarmak için; çabucak ufalanıp toz olan ya da çatlayan, değişken bir kilden su sızdırmayan, sağlam bir çömlek oluşturmak için (ama uygun olanını, en uygun yakıtı, pişirmenin ısı ve süresini, etkin oksitlenme derecesini belirlemiş olmak koşuluyla); topraktan ya da sudan yoksunken bitki yetiştirmeyi, zehirli tohum ya da kökleri yiyeceğe dönüştürmeyi ya da bu zehiri avda, savaşta, töremde kullanmayı sağlayan, çoğu kez fazlasıyla uzun ve karmaşık olan birtakım teknikleri geliştirmek için, gerçekten bilimsel bir anlayış, sürekli ve her zaman uyanık bir merak, sırf bilme hazzını tatmaya yönelik bir bilme isteği gerekmiştir, çünkü bu gözlem ve deneylerin (bunları her şeyden önce bilme zevkinin esinlediğini varsaymamız gerekiyor) ancak küçük bir bölümü hemen kullanılabilecek pratik sonuçlar verebilirdi. Bronz ve demir madenciliğiyle değerli maden üretiminin, hatta madencilikten birkaç bin yıl önce ham bakırın dövme yoluyla işlenmesinin sözünü bile etmiyoruz: bu çalışmaların hepsi de çok gelişmiş bir teknik yetenek gerektirir.
- Meslek dillerinde de görüldüğü gibi, kavramların çoğalması gerçeğin özelliklerine karşı daha sürekli bir dikkatin, bunlar arasında yapılabilecek ayrımlara karşı daha canlı bir ilginin varlığına tanıklık eder. Bu nesnel bilgi düşkünlüğü "ilkel" diye adlandırdıklarımızın düşüncesinin en çok unutulan yönlerinden biridir. Çağdaş bilimin yöneldiği gerçeklere ender olarak yönelse bile, onunki ne benzer düşünce yordamları, onunkine benzer gözlem yöntemleri içerir. Her iki durumda da düşüncenin konusu evrendir, en azından gereksinimleri karşılama yolu olarak.
--reklam--
Yaban Düşünce İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Öncelikle kitabın okunmasının ve anlaşılmasının çok zor olduğunu belirtmek istiyorum. Geçen Terimler, anlatım dili, devrik cümleler, kitapta çok daha rahat ifade edilebilecek cümleleri anlaşılmaz terimlerle içinden çıkılmaz hale getirmiş… Bu nedenle malesef kitabı tavsiye edemeyeceğim !!! Kitap yaban düşüncenin (yani ilkel denilen toplumların) totemcilik kavramının gerçekte içi boş ve yakıştırma bir kavram olduğunu, gerçekte antropologların düşüncesinde doğduğunu belirtiyor. İki tür insandan söz edenlerin tersine ne denli eskilere gidersek gidelim, insan düşüncesinin nesneleri hep karşılaştırıp birleştirdiğini, ayırıp sınıflandırdığını anlatıyor. Kitap yaban düşüncenin kendi içindeki Tutarlılığını , doğayı kültüre dönüştürme başarısını vurgulayıp, temelinde yer alan doğa - kültür özdeşliğinin altını çiziyor. Kitaba göre insanlığın düşünce tarihinde iki aşama var 1. Aşama YABAN DÜŞÜNCE; son derece soyut Ve doğmasına olanak sağladığı karşıtı; 2. Aşama MODERN DÜŞÜNCE; Bilimsel ve olgusal Aslında kitap ; YABAN DÜŞÜNCENİN, MODERN DÜŞÜNCENİN EVRİMSEL İLK AŞAMASI OLDUĞUNU vurgulamak istiyor. Birbirlerine karşıtta olsa modern düşüncenin yaban düşüncenin içinden çıktığını, bu nedenle yaban düşünceyi ayrımcı bir tavırla dışlayıp aşağılamamamız gerektiğini anlatıyor. (Aykut Karabay)
Çok zor kitap. Okumakta fazlasıyla zorlanıyor insan. Konu ile ilgili bilgi sahibi olmak pek fazla etkili olmuyor. Çalışma çok özel ve özel ilgi istiyor. Bu kafaya yetecek bi kafa lazım (Sîdar Ronahî)
--reklam--
Yaban Düşünce PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Claude Levi-Strauss - Yaban Düşünce kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yaban Düşünce PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Claude Levi-Strauss Kimdir?
Claude Lévi-Strauss, (d. 28 Kasım 1908 - ö. 30 Ekim 2009), Fransız antropolog, etnolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli ismi.
Yaşamı
Claude Lévi-Strauss, Yahudi asıllı Fransız bir ailenin çocuğu olarak, 28 Kasım 1908 tarihinde Brüksel'de dünyaya geldi. Sanat eğitimi almış olan babası Raymond Lévi-Strauss, portre ressamlığı ile uğraşıyordu, annesi Emma Lévi-Strauss ise eğitimli bir ailedendi. Lévi-Strauss'un çocukluğu, Paris'te elit bir çevrede geçti. Babasının 1914 yılında I. Dünya Savaşı nedeniyle askere gidişinin sonrasında annesi ile birlikte Versay Başhahamı olan dedesi Emile Lévy ile yaşamaya başladı. Her ne kadar istemese de, Paris Sorbonne Üniversitesi'nde hukukbilimi ve felsefe okudu. O dönem Lévi-Strauss, Marx ve Freud'u keşfetti. Leon'da bir lisede iki yıl kadar ders verdikten sonra, 1935 yılında Sâo Paulo Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı. 1935'ten 1939'a kadar, Amozonlar'da Etnografik Elcilige el attı. II. Dünya Savaşından kısa süre önce Fransa'ya geri döndü. Gönüllü askerlik hizmetini yaptıktan sonra, Nev York'ta bir okulda ders vermek için, tekrar Fransa'yı terk etme kararı verdi. Burada Roman Jakobson ile tanıştı ve özellikle onun dilsel düşüncesinin etkisinde kaldı.
Lévi-Strauss'un durgunluğu bende bir çekingenlik hissi uyandırıyordu, ama bunu ustaca kullanırdı o; bir ölü yüzü ve hiç ifadesiz bir sesle izleyicelirimize tutkuların çılgınlığını anlattığında onu çok komik bulmuştum.
—Simone de Beauvoir, Memoires d'une jeune fille
1944'te Fransız Dışişleri tarafından Fransa'ya çağrıldı ve ardından Fransız Konsolosluğunun Kültür Danışmanı olarak, yeni araştırmalarını tamamlayabilmesi icin New York'a gönderildi. 1949'da Paris'te Musée de l'Homme'un müdürlüğünü yaptı, 1959'dan 1982'deki emekliliğine kadar, Collège de France'da Sosyal antropoloji profesörü olarak görevde kaldı.
Düşünceleri
Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek.
—Claude Lévi-Strauss, 1955
Descartes ve Sartre'a şiddetle karşı çıkan yapısalcılığın kurucusu ünlü Fransız antropologudur. Levi-Strauss'a göre, biz öncelikle bilinç değil de, dilin, kültürün ve eğitimin ürünü olan toplumsal yaratıklarız. Felsefeyi çokça meşgul eden özne-nesne ayrımı üzerinde hiç durmayan Levi-Strauss, yapısalcılığın bir bilim olduğunu söyler. Buna göre, yapısalcılık işe, insan etkinliğinin temel öğelerini, eylemleri ve sözleri sınıflayarak başlar ve daha sonra bu öğelerin nasıl birleştiğini inceler; yapısalcılık, bundan dolayı her tür insan etkinliğiyle ilgili nesnel yasalara ulaşmayı amaçlayan bilimsel bir araştırmadır.
Yapısalcılıkla ilgili fikirlerinin temelini Ferdinand de Saussure’un modelinden alan Levi Strauss, aynı zamanda kendisinden sonra gelen kuramcılara da önderlik etmiştir. Saussure yapısal analizi, "ezeli evrensel insan gerçeklerinin" keşfedilmesinde bir yöntem olarak sunmaktadır. Saussure Dil'i bir yapı olarak ele almakla, yani dili kendi içögelerinin işleyişi bakımdan değerlendirmekle bu yöntemi geliştirmiştir.
Levi-Strauss içinse, özellikle, evresensel insan gerçeklikleri, insan olma niteliği sayesinde bütün insanlar tarafından paylaşılır ve yapının her düzeyinde gözlemlenebilir hale gelmektedir. Levi-Strauss, kültürel alanı Saussure'ün yöntemiyle değerlendirmeye girişir. Tıpkı, bir göstergeler sistemi gibi ele alır Kültür olgusunu.
Yapının farklı düzeylerinde ele alınma biçimlerinden biri ise Levi-Strauss'un bu yapı taşları arasındaki ilişkilerin benzerlik ya da farklılık prensibi dahilinde "çift kutuplar" (binary pairs/binary oppositions) etrafında gerçekleşmesidir. Bu çiftler, farklı olmalarıyla Saussure'ün paradigmalar fikriyle ya da aynı olmalarıyla sentagmalar ile "değiştirilebilir" duruma gelmektedir. Levi Strauss'a göre üniteler ya da ögeler arasındaki ilişkiler çiftler aracılığıyla anlaşılabilir. Elmanın elma olduğunu armut ya da kavun ya da karpuz ya da çilek olmadığını bildiğiniz için söyleyebilirsiniz. Ama elmanın "ne" olduğunu elmayı bir başka ögeyle karşılaştırarak belirleyebilirsiniz. Levi Strauss için A’nın ya da B’nin ne olduğu değil, A ile B arasındaki ilişkiler önemlidir. Çünkü, yapısalcılık, bir şeyin başka bir şeyle ilişkisini temellendiren Sistemin ya da Yapı'nın kendisiyle ilgildir esas olarak.
--reklam--
Claude Levi-Strauss Kitapları - Eserleri
- Mit ve Anlam
- Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji
- Irk, Tarih ve Kültür
- Hepimiz Yamyamız
- Hüzünlü Dönenceler
- Yaban Düşünce
- Bakmak Dinlemek Okumak
- Yapısal Antropoloji
- Din ve Büyü
- Günümüzde Totemizm
- Ayın Öteki Yüzü
- Montaigne'den Montaigne'e
- Uzaktan Yakından
- Yapısal Antropoloji Sıfır
--reklam--
Claude Levi-Strauss Alıntıları - Sözleri
- Fa minör tonunda yazılmıştır ama hepsi kromatik inen prelüd ve orkestranın interlüdleri sanki tonalitenin fikrini ve algısını bile yok etmeye dört elle sarılmışlardır. Zira bu yıkıcı kromatizmden sonra, modülasyon küçük bir tonal kalede (Yanıt'ın yazarı "temeldeki basa aittir" diye vurgular) kurulur: Onu oluşturan üç nota toniklerdir, ilki tamamladığı parçanın, ikincisi (la bemol) onun ilgilisi, üçüncüsü de, hem izleyecek parçanın (mi bemol) toniği hem de öbür iki tonun ilgilileridir. (Bakmak Dinlemek Okumak)
- İnsanların biyolojik evriminin ritmini ve yönelimini büyük ölçüde belirleyen şey, dünyanın çeşitli yerlerinde insanların benimsediği kültür biçimleri ile geçmiş ve halihazırdaki hayat tarzlarıdır. Kültürün, ırka bağlı olup olmadığını sorma ihtiyacı şöyle dursun, artık fark ediyoruz ki ırk -ya da bu uygunsuz terimden genel olarak ne anlıyorsak o- kültüre de bağlıdır. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
- Bundan on üç yüzyıl önce İslam, Batı dünyasının ancak çok kısa bir süre önce Marksist düşüncenin bazı yanlarıyla ve çağdaş etnolojinin doğmasıyla bulduğu, insan yaşamının tüm yapılarının (teknik, ekonomik, toplumsal, ruhsal) dayanışmasını içeren bir kuram oluşturdu. (Irk, Tarih ve Kültür)
- (...) çünkü yalnızca hasta olan bir kimse iyileştirilebilir, topluma uyum sağlayamayan bir kimseyse, olsa olsa ikna edilebilir. (Din ve Büyü)
- Tek genom için geçerli olan durum, topluluk için de geçerlidir; topluluk (birden çok genetik mirasın bu topluluk içinde meydana getirdiği kombinasyonla) her zaman öyle bir olmalı ki optimal bir denge kurulabilmeli ve bu denge topluluğun hayatta kalma şansını artırabilmelidir. Bu bakımdan denebilir ki genetik rekombinasyonlar toplumların tarihinde ne tür bir rol oynuyorsa, kültürel rekombinasyonlar da hayat tarzlarının, tekniklerin, bilgilerin, adetlerin ve inançların evriminde o tür bir rol oynar. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
- Daha çok boş zamanları vardır ve bu da hayal dünyasına daha çok zaman ayırmalarını, kendileri ile dış dünya arasına inançları, düşleri, ayinleri, kısaca "dinsel" ve "sanatsal" diyebileceğimiz bütün faaliyet biçimlerini -adeta koruyucu bir yastık gibi- koymalarını mümkün kılar. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
- Zamanın yıkımlarından arta kalan sayısız çatlak, bir zamanlar bazı yitik uyumların yankılandığı yerlerde hiç bir zaman başlangıçtaki izlenimi vermeyecektir. (Yapısal Antropoloji)
- ... Japon kültürü uç konumlar arasında salınmada şaşırtıcı bir yeteneğe sahiptir. (Ayın Öteki Yüzü)
- O ressamlar hiç bir heykeli renklendirdiler mi, bilmiyorum; ama onlardan birini tablolarına koyarlarken onun hacmini yok ederler, onu yassı olarak temsil ederler, gölgeleri bastırırlar ya da tonlara dönüştürürler. (Bakmak Dinlemek Okumak)
- Erkek kardeşle kız kardeş arasındaki bağ, “bütün toplumsal bağlar arasında en güçlü” olanıdır. (Yapısal Antropoloji)
- Yapıtın güzelliğinden çok onun özgünlüğünü göz önünde tutuyorum. (Bakmak Dinlemek Okumak)
- şarap rengi kara yaralar açılıyor güzelim tenlerde. (Bakmak Dinlemek Okumak)
- "ortak özellikleri keşfetmek için, önce farklılıkları incelemek gerekir". (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
- Duvarlar arasına sıkışmış bir uygarlığın güçsüz tanrıçası, artık sana yakarmayacağız! (Hüzünlü Dönenceler)
- Kuzey Amerika'nın kuzey-batı dillerinden Chinook'ça, varlıkların ve nesnelerin pek çok özellik ya da niteliklerini belirtmek için soyut sözcükler kullanır. Boas, "bu dilde bildiğim bütün öteki dillerden daha çok başvurulur bu yola", der. Örneğin "kötü adam zavallı çocuğu öldürdü" önermesi, Chinook'çada "adamın kötülüğü çocuğun zavallılığını öldürdü" biçiminde verilir; bir kadının fazla küçük bir sepet taşıdığını anlatmak için de "bir istiridye sepetinin küçüklüğüne beşparmak otu kökleri koyuyor", denilir. (Yaban Düşünce)
- Mitlerin anlamı iki anlatıdan birinde bulunmaz. Anlam ancak bu anlatılar arasında ilişki kurulduğunda ortaya çıkar. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
- Büyüye maruz kaldığını bilen bir birey, bağlı olduğu grubun törelerine göre ölüme mahkum olduğuna içtenlikle inanır; bu inancı yakınları ve arkadaşları da paylaşır. O andan itibaren, topluluk ondan uzak durur ve onu çoktan ölmüş biri ve etrafı için bir tehlike kaynağı olarak görmeye başlar; topluluk, her fırsatta ve bütün davranışlarıyla, bu “kaçınılmaz” yazgısını kabullenen zavallı kurbana ölümü telkin eder. (Yapısal Antropoloji)
- Gerçekten de, tanımladığımız biçimiyle akrabalık öğesinin ilkel ve ortadan kaldırılamaz özelliği, doğrudan doğruya ensest ilişki yasağının evrensel varlığından kaynaklanmaktadır. Bu, şunu demeye geliyor: İnsan toplumunda bir erkek yalnızca başka bir erkekten -bu onun kızı ya da kız kardeşi olabilir- kadın alabilir. (Yapısal Antropoloji)
- Gençlik özerk bir bünye oluşturur. (Hepimiz Yamyamız)
- "Herkes kendi alışık olmadığı şeye barbarlık der" (Hepimiz Yamyamız)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin