Kitap Künyesi
Yazar: Nadine Gordimer
Çevirmen: Kerem Işık
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750711824
Sayfa Sayısı: 200
--reklam--
Yaşamaya Bak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Irk ayrımının en sert muhaliflerinden Nadine Gordimer, genellikle Güney Afrika'da yaşanan ayrımcılıktan yola çıkarak sıradan insanların ahlaki ikilemlerini, pişmanlıklarını ve seçimlerini, sarsıcı bir anlatımla irdeler.
"Felaketler çok özeldir, tıpkı aşk gibi." Güney Afrika'da yaşayan ekoloji uzmanı ve aktivist Paul Bannerman'ın hayatı, gördüğü kanser tedavisi sebebiyle yaydığı radyoaktivitenin çevresi için tehlike oluşturmaya başlamasıyla ironik bir hal alır. Hayatı, işi, ailesi ve geçmişi arasında yaşadığı çelişki, Güney Afrika'nın tarihi ve bugünü arasındaki çelişkiyle örtüşür. Gordimer, yine gerçeklere tanıklık ederek, eski Güney Afrika ırkçılık mağduru iken, yeni Güney Afrika'nın gerek toplumsal gerekse ekolojik açıdan geçmişini yok sayarak, yanlış bir ilericilik anlayışının mağduru oluşunu ele alıyor.
Yaşamaya Bak, bireylerin ya da toplumların sonsuza dek sahip olacaklarını sandıkları şeylerden vazgeçmek zorunda kaldıklarında yaşadıkları endişe ve huzursuzluğu anlatırken, dünyanın ve insanların her şeye rağmen kurtarılmaya değer olduklarına dair küçük ama değerli bir umut mesajı veriyor.
Gordimer, geçmişe hâkim, bugünün farkında ve geleceğe uzanan zamansız bir yazar.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Yaşamaya Bak Alıntıları - Sözleri
- Uygarlık doğaya karşıdır.
- Soru bu, ama bu bir sorun değil.
- Sessizlik, yalnızca ölüler içindir.
- Aşk, sevilen kişinin istediklerini elde edebilmesi için kendini adamaktır.
- Bir kez başladımı yalanın ardı arkası kesilmiyor.
- Ebeveynler, ister düşünüp tasarlayarak ister dikkatsiz davranarak, çocuklarını dünyaya getirmekten sorumludur ve çocukları ile kalıtım yoluyla onların çocuklarının yaşamlarını , onları dünyaya getiren kendilerinden önde tutmalarına dair yazısız bir anlaşma vardır aralarında.
- Kimileri için, tıpkı kanın bedenle beyinde akarak hayat vermesi gibi, bir kez duyulduktan sonra müziğin etkisi de oksijeninkinden farksızdır.
- “Ne istiyorsun? Ne istiyordun? Neye razı oldun?
- “(...) kimliğinizi başkalarına nasıl kabul ettirebilirsiniz?”
- “(...) doğa siyasal sınır tanımaz. Ekoloji de öyle.”
- “(...) Paylaşılmaması gereken düşünceler vardır, bunlar ortak görüşleri sorgular. Onlar olmadan hiçbiriniz yapmak istediklerinize devam edemez, kendiniz olamazsınız.”
- “(...) Hayvan Bahçesi, hapishanedir.”
- “(...) Sorumlu olmadığınız bir şey için de suçlu olabilirsiniz.”
- “(...) sessizlik yalnızca ölüler içindir.”
- “(...) Belki de sessizliği kırmanın tek yolu ardında bir şey bırakmaktır. Elle tutulamaz bir şey.”
--reklam--
Yaşamaya Bak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yaşamaya Bak: Bir köyde kurulan kütüphane için kitap toplarken gelen kitaplardan biriydi. Görmediğim için merak salıp hemen okumaya başladım ve kısa bir süre de bitirdim. Çünkü kitabın arka kapağında yazan yazı aslında kitabı özetler nitelikte. Heyecandan daha ziyade, ırk ayrımının işlendiği ve sonunda sizi umut dolu bir geleceğe bakmak gerektiğini dile getiren bir eser. Kitapta etkilendiğim ve aslında beni rahatsız eden şey, radyoaktif alan bir hastanın yanına (beyaz insan), aileyi korumak adına kimsenin hastanın yanına uğramamasına rağmen, siyahi hizmetçinin hastayla ilgilenmesi.. Adalet, insanın yaşam hakkı?? Bir çırpıda okuyacağınız sadece ırkçılık üzerine değil, doğanın korunması, yaşamın güzelliği üzerine tekrar düşüncelerinizin tazeleneceği bir kitap. Keyifli okumalar dilerim. (Seldali)
* Nadine Gordimer ırk ayrımının en sert muhaliflerinden ve kitaplarında bütün içtenliğiyle işleyen bir yazardır. ** Paul Bannerman, tiroit kanserine yakalanmış beyaz, orta sınıftan gelme bir çevrebilimci ve aktivisttir. *** Paul aldığı tedavi sonrası yaydığı radyoaktivite ailesi ve çevresi büyük tehlike oluşturmaya başlar. **** Paul aile üyelerini ve çevresini bu radyoaktivitelerinden korumak adına anne, babasının evine taşınır ve durum ironik bir hal alır. Çünkü Paul nükleer enerji santrallerine karşı biriyken bu hastalıktan muzdarip olur. ***** Paul'un politik duruşundan kaynaklı nükleer enerji kaynaklarına olan karşı çıkışı ve bu hastalığa yakalanması diğer aile üyelerinin politik duruşlarında bir iç hesaplaşma ve sorgulamalaya gitmelerine sebebiyet verir. ****** Anne ve babasının yanına taşınması sonrası evde hizmetçi olan siyah kadın okuma yazma bilmeyen biridir. Anne ve baba her ne kadar Paul'u eve almışlar isede hâlâ bir ikilem içindeyken, hizmetçileri için herhangi bir önlem almamaktadırlar. Buda ırk ayrımını en sert biçimde ortaya koyan ve aile üyelerinin ikiyüzlülüğünü ortaya koyan noktalardandır. ******* Toplumsal ve bireysel ikiyüzlülükle örülü, ırk ayrımını görebeleceğiniz, hatta hissedebileceğiniz müthiş bir roman okuyun... (HOMO FABER...)
Kitapta mı bir şeyler eksikti yoksa ben mi yanlış okudum(?) bilmiyorum da o dünyanın, yaşananların içine bir türlü giremedim kendimi o dünyaya kaptıramadım. (Casus Adam)
--reklam--
Yaşamaya Bak PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Nadine Gordimer - Yaşamaya Bak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yaşamaya Bak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Nadine Gordimer Kimdir?
Nadine Gordimer, 20 Kasım 1923'te Güney Afrika'da, Johannesburg yakınlarında küçük bir madenci kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babası Yahudi'ydi; kuyumculuk yapan babası Rusya'dan, annesi İngiltere'den göç etmişti. Aldığı manastır eğitiminden sonra Johannesburg'da Witwatersrand Üniversitesi'ni bitirdi. Nadine Gordimer, yazmaya dokuz yaşında başladı ve on beş yaşındayken yazdığı ilk kısa öyküsü Güney Afrika'da bir dergide basıldı. On yıl sonra 1949'da ilk öykü kitabı, Face to Face yayınlandı. İlk romanı The Lying Days, 1953 yılında çıktı. Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın birçok yerini gezdi, ancak Johannesburg'da yaşamayı sürdürdü. Nadine Gordimer, bugüne kadar yazdığı on roman ve yedi öykü kitabının yanında edebiyat eleştirileri ve değişik konularda pek çok makale yazdı, konferanslar verdi. 1974 yılında The Conservationist adlı kitabıyla Booker Ödülü'nü, 1991 yılında da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
--reklam--
Nadine Gordimer Kitapları - Eserleri
- Oğlumun Öyküsü
- July'ın İnsanları
- Yaşamaya Bak
- Başka Dünyalar
- Evdeki Silah
- Kimi Güzelliklere Doğar
- Ayartma
- Yanımda Kimse Yok
- Jump and Other Stories
- Loot: And Other Stories
--reklam--
Nadine Gordimer Alıntıları - Sözleri
- ''Aşk/nefret, deneyimlerin en yaygın ve evrensel olanı.'' (Oğlumun Öyküsü)
- Hükümet siyahların sendikalarına, getirdiği kısıtlamaları gizlemek için mükemmel seçilmiş sözcüklerle kaleme alınan ayrıcalıklar tanımayı sürdürürken, söz konusu siyah işçiler zaten aç, öfkeli ve işsizdiler, yakılan fabrikalardan arta kalan da çoğunlukla yalnızca fabrikanın zeminiydi. Uzunca bir süre, hiç kimse, kendi gözleriyle gördüğü alan dışında kalan yerlerde neler olup bittiğini tam olarak bilemedi. Ayaklanmalar, kundakçılık, uluslararası kuruluşların yönetim merkezlerini işgal etme, kamu binalarını bombalama ... Gazetelerle radyo ve televizyona uygulanan sansür, söylentileri ve kulaktan kulağa yayılan sözleri, ülke çapındaki bu müzmin ayaklanma d urum uyla ilgili tek bilgi kaynakları olarak bıraktı. Gözlerden uzak olarak Soweto'da haftalarca sürdürülen bir ayaklanmadan sonra, (yaklaşık) on beş bin siyahın Johannesburg'a yaptıkları yürüyüş, ticaret merkezinin sınırında, siyahlardan ve beyazlardan (yaklaşık) birkaç cana mal olarak durdurulmuştu. (July'ın İnsanları)
- " Ah sen saman sarışını, yüreğe sızı düşürecek kadar güzel ve tatlı kokulu sarışın, keşke hiç doğmamış olsaydın." (Oğlumun Öyküsü)
- Av köpeğinin boynuna asılan bu kadını gördüğüm ilk gün, insanlarca düş kırıklığına uğratıldığında bir hayvanla sessiz bir sevgi söyleşisinde bulunan bir çocuğa benzetmiştim. Onun durumundaki birisinin hayvanlara karşı olan bu sevgisi, insanları sevmemesinden değil, yalnızca hayvanları sevmek zorunda kalmasından kaynaklanıyordu diyebilirim. (Başka Dünyalar)
- Duncan, her sefer yaptığı gibi vedalaşma vaktinin geldiğini belirtmek için, babasına okuyacak kitabı kalmadığını söyledi. -Kitaba çok ihtiyacım olacak, yani orada. -Hiç Thomas Mann okudun mu? Sana 'Büyülü Dağ' ı getireyim... (Evdeki Silah)
- Ellili yılların belge yakma olaylarından, Sharpeville'den, '76 Soweto olaylarından, 1980'deki Elsie Irmağı cinayetlerinden beri yirminci kez, yüzüncü kez her şey yeniden yatışır gibi olmuştu. (July'ın İnsanları)
- “(...) doğa siyasal sınır tanımaz. Ekoloji de öyle.” (Yaşamaya Bak)
- kim bilir kaçıncı kez, binlerce kara derili hapse atıldı, cam kırıkları süpürüldü, kesilen telefon hatları onarıldı, radyo ve televizyon her şeyin kontrol allında olduğuna dair güvence verdi. (July'ın İnsanları)
- Aşk, sevilen kişinin istediklerini elde edebilmesi için kendini adamaktır. (Yaşamaya Bak)
- İçimi, daha önce sık sık olduğu gibi, bende budalaca bağırma isteği uyandıran bir düşmanlık, öfke ve kırgınlık sarmıştı: Ben yaşamak istiyordum! İster beyaz, ister kara, ister başka renkten olsun, ben benim ilgimi çeken, beni eğlendiren insanlarla birlikte olmak istiyordum. Yaşantıma giren insanlarla olan ilişkimi, kadın olsun erkek olsun, kendim düzenlemek istiyorum, ırk ayrımının da, politikanın da canı cehenneme! Ben yaşamak istiyorum! Hepinizin canı cehenneme! (Başka Dünyalar)
- Eğer ırkçı demek, başka renktekilere karşı olmak, kendi renginden, kendi dininden, kendi milliyetinden farklı olanların akıl ve ahlak yönünden daha aşağı olduğuna inanmak veya buna inanmayı istemek demekse, Lindgardlar ırkçı değildiler. (Evdeki Silah)
- “Güzellik yaşamımızın en önemli bir parçasıdır bence, değil mi?” (Başka Dünyalar)
- Bir kez başladımı yalanın ardı arkası kesilmiyor. (Yaşamaya Bak)
- “İyi şeyler sonsuza dek sürmüyor...” (Başka Dünyalar)
- “(...) Sorumlu olmadığınız bir şey için de suçlu olabilirsiniz.” (Yaşamaya Bak)
- “Yalnızlık; özel bir tür yalnızlık. Bizim yalnızlığımız. Ortak bir insan kimliğinin yokluğu. Güçlü bir azınlığın yalnızlığı...” (Başka Dünyalar)
- ''Bizi yakıp yok edemezler dedi, biz o kuşa benzeriz, hani küllerinden yeniden doğan anka kuşuna.'' (Oğlumun Öyküsü)
- Tüm yaşamlarını şimdi oldukları gibi siyah bir kıtada doğan adi beyaz sokak köpekleri gibi geçirmiş olduklarını görme düşüncesi dehşet veriyor, hasta ediyordu onları. (July'ın İnsanları)
- Bir çocuk, korkuyu ve korkunun getirdiği acıyı, nefreti tanır. (Kimi Güzelliklere Doğar)
- “(...) Belki de sessizliği kırmanın tek yolu ardında bir şey bırakmaktır. Elle tutulamaz bir şey.” (Yaşamaya Bak)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin