Kitap Künyesi

Yazar: Marguerite Duras

Çevirmen: İsmail Yerguz

Orijinal Adı: La Plue D'êtê

Yayın Evi: Sel Yayıncılık

İSBN: 9789755703640

Sayfa Sayısı: 137

--reklam--

Yaz Yağmuru Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Marguerite Duras, hastalığı nedeniyle uzun bir sessizlik döneminden sonra 1990'da Yaz Yağmuru'nu yayımlamıştır. Romanın kahramanı Ernesto kalabalık ve yoksul bir ailede yaşamaktadır, ancak çevresi onun bir dahi olmasını engelleyemez. Ernesto ve kız kardeşi Jeanne yaşadıkları suç ortaklığını ensest ilişkiye dönüştürürler.

Büyülenmenin ve çocukluğun sonu olan yaz yağmurundan sonra onları ayrılık beklemektedir.

(Arka Kapak)

--reklam--

Yaz Yağmuru Alıntıları - Sözleri

  • "Bazı şeyler vardır ki insan nasıl anlatacağını bilemez."
  • "Onu daha iyi görmek için gözlerini kapatır."
  • Babanın mutluluğu çocuklarının mutluluğuydu.
  • "Bütün umutlarım acı verdi bana."
  • “Çok üzülüyorum anne. Annelerle babalara bir şeyler verilebileceği zaman çok yaşlanmış oluyorlar, ilgisizleşiyorlar. Bu da sürekli gecikmiş ilişkilere neden oluyor. Sana söylemek istiyordum anne, aramızdaki farkı kapatabilmek için çok hızlı büyüdüm ama işe yaramadı…”
  • Bazı şeyler vardır ki insan nasıl anlatacağını bilemez.
  • Çocuklar için ölüm ana babaları bir daha görememekti.
  • Hayat buydu işte, hayat böyleydi ve hayat bundan başka bir şey değildi.
  • çocukları okula göndermemiz için bizi sıkıştırırlarsa, okula gitmediklerinde bizim de onları sıkıştırmamız gerekir, nezaket bunu gerektirir.
  • Hayat beni fazla ilgilendirmiyor... Hiçbir zaman gerçek anlamda ilgilenmedim hayatla...
  • Artık hiçbir şeye özlem duymadı.
  • tuhaf bir hikâye bu her şeye rağmen.
  • Bazı şeyler vardır ki insan nasıl anlatacağını bilemez.
  • Kitap daha başında çok sıkıcı gelse de, okuma aylarını alsa da mutlaka bitirirlerdi...

--reklam--

Yaz Yağmuru İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sıradışı bir ailenin sıradışı hayat hikayesi Yaz Yağmuru. Okurken kafamda birçok sorunun cevapsız kalması beni kitabın başına döndürerek bu soruların cevaplarını bulabileceğim cümleleri tekrar tekrar okutmaya itti. Çok farklı ama bir o kadar da etkileyici bir anlatımı var Duras'ın. Her okuyanın farklı çıkarımlar yapabileceği bir şekilde konuyu işlemiş. Kitabın konusuna gelince; Spoiler# Banliyö trenlerinden, çöp tenekelerinin yanında bulduğu kitapları toplayan bir adam. Buldukları kitapları karısıyla beraber okuyorlar. En çok Georges Pompidou'nun Hayatı'nı anlatan hikâyeden etkileniyorlar, kendi yaşantılarına benzetiyorlar hikâyeyi ve bütün yaşantıların aynı, sadece çocukların farklı bir dünyası olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre çocuklar hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Onların da yedi çocuğu vardı ve bu ailenin yedi çocuğundan en büyüğüydü Ernesto. O ve ondan bir yaş küçük kızkardeşi Jeanne diğer kardeşlerine dikkat etmek zorundalar, çünkü anne yemek saati dışında çocuklarını evde görmek istemiyor. Babaları ise annelerine duyduğu umutsuz sevgi ve onu kaybetme korkusuyla her şeyden vazgeçmiş. Karısına daha iyi odaklanabilmek ve onun kaçıp gitmesini engellemek için işe bile gitmiyor. Baba bir yandan kendini bu çaresizlik yüzünden suçlu hissetse de ortada ihmal edilmiş yedi çocuk var. İşin tuhaf yanı çocuklar anne ve babalarını yine de seviyorlar. Hatta bir araya geldiklerinde mutlu bir aile tablosu bile çiziyorlar. Anne baba çocuklarını bir iki kural dışında özgür bırakmışlar aslında. Baskı, zorlama ve dayak yok. Çocuklardan hiçbiri okula gitmiyor. Ernesto ve kardeşleri günün birinde yanmış bir kitap buluyorlar ve Ernesto okumayı bu kitaptan öğreniyor. Aslında dahi diyebileceğimiz çocuklardan Ernesto. Ama nedense okula gitmeyi "Orada bana bilmediğim şeyleri öğretiyorlar" diyerek reddediyor. İşte burada duralım. Kitabın başında anne ve babanın da bütün yaşantıların aynı sadece çocukların farklı bir dünyası var dedirterek yazarın öğrenmenin çocukların o saf ve doğal yapısını bozup tek tip insan yaratarak aslında faydadan çok zarar verdiği mesajını burada vermek istediğini düşünüyorum. Aslında anne ve baba o kadar pasif ve umutsuz vakalar ki insan bu düşünceye bilinçli bir şekilde sahip olabildiklerine inanamıyor. Kitap buram buram umutsuzluk kokuyor. O kadar ki anne ve babanın bu umutsuzluğu en sonunda Ernesto'yu bile etkisi altına alıyor. Yaşamın, tanrının, eğitimin sorgulandığı, okuyucuyu düşünmeye zorlayan mesajlar veren bu kitabı farklı tarzlar seven herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar. :) (Sezen B.)

Krizantem_ güzel incelemesi sayesinde tanıştım Marguerite Duras. İlk okuduğum eseri oldu yazarın. Kitabın diline çok bayıldım. Severek okudum. Kitabın konusuna gelirsek Vitry'de bir anne ve baba , bu anne ve baba Emilio belediye yardımları ile yaşar. Büyük oğulları Ernesto üzerinde gider kitap. Ailenin en zeki çocuğudur. Kitap okumayı çok sever. Hatta okula gitmeden okumayı ve yazmayı bilir. Yanık kitap ile okumayı bildiğini anlar. Ailenin en farklı çocuğudur. Küçük ama fikirleri çok büyük. O kadar ki okula gitmeyi reddeder. Okulun gereksiz olduğunu söyler. Sistemi olduğu gibi kabul etmez. Ernosta ile anne arasında diyologlar çok güzeldi. Kitabın tek kötü yanı ise hatta bu özelliği beni çok rahatsız etti. Bu hikayede ensest ilişkiye ne gerek vardı. Kitabın konusu zaten kendini okutuyor. Ernesto'nun muhakkak okunmalı. (Gülhan)

"Yazmak, aynı zamanda susmak, söylememek, sesini kesmek demektir, gürültüsüz haykırmaktır.." Marguerite Duras. Tam da söylediği gibi yazıyor bu kitapta. Haykırır gibi. Orijinal dili ve güçlü anlatımı daha ilk sayfalarda kendini hissettiriyor. Öyle kolay anlaşılmıyor ama. Emek vermezseniz tam olarak almanız gerekeni alamıyorsunuz. Okurun da muhakkak bu serüvene katılması lazım. Yazdıklarında eksilti sanatını uyguluyor. Zaruri olmayan, gereksiz bütün ayrıntılardan uzak, oldukça sade ve kısa cümlelerle derin etkiler bırakabiliyor. Kendisi Çinhindi 'de doğmuş. Fransız hükümeti tarafından oraya yerleştirilen bir ailenin mensubu olması, hatta çocukluk ve gençliğinin bir kısmını orada geçirmesine rağmen, ne Fransa' ya ne de Çinhindi 'ye ait hissedebiliyor kendini. Hasta olup geri dönen ve genç yaşta ölen babasının aksine, inatçı ve dirençli olan bir annenin kızı. On yedi yaşında Paris' e gidiyor, eğitimini tamamlıyor, siyasi mücadelelere katılıyor, hatta polemiklere girip yazılar yazıyor. "Bir partiye katılmak için otistik, nevrozlu, bir anlamda kör ve sağır olmak gerekiyor." demesine rağmen sekiz yıl komünist parti militanlığı yapması, bu sözü, deneyimleri sonucunda söylemiştir diye düşündürüyor. Senaryo yazarı ve yönetmen aynı zamanda. Ve.. Yaz Yağmuru.. Filmini de yapıyor daha sonra. Les Enfants (Çocuklar)." Her şey gerçekti," diyor. "Konu edilen ev, sokak hatta okulun adı bile gerçekti. Bir tek yanmış kitabı ben uydurdum.. " Ve tam da burada başlıyor hikaye. Ernesto.. Vitry 'de yaşayan, kalabalık ve yoksul bir ailede büyüyen dev adam, dahi. Yaşadığı ailenin sıradışılığı kitaplar konusunda başlıyor önce. Okumayı çok seviyorlar. Banliyö trenlerinden, çöp kenarlarından, ucuzluk sergilerinden kitaplar bulup eve getiren ve karısıyla birlikte hepsini okuyan bir aile reisi mevzu bahis. Evlerinden sık sık neşeli şarkılar yükselse de aldıkları belediye yardımlarıyla geçinebilen, sürekli patates yiyen ve üşüyen bir aile. Ernesto, okula gitmemiş, okuma yazma bilmiyor. Yanık kitabı okumaya çalışarak başlıyor onun hikayesi. Bir sözcüğün şekline nedensiz bir anlam yüklüyor, sonra diğer sözcüklere de. Ve okuduğunu iddia ediyor. Hatta bir ilkokul öğretmenine ve okuma yazma bilen bir arkadaşına sorup yaklaşık aynı cevapları alınca, nasılını bir türlü anlayamadığı bir şekilde okuduğunu fark ediyor. Sisteme, sorgulamadan kabul edilenlere kafa tutarcasına okula gitmeyi reddediyor. Dünyanın geçirgen olduğunu, bilginin öğretilmemiş olsa da dünya tarafından salgılanabileceğini savunuyor. Bu kitapta ; Açlığa.. Savaşlara.. Sefalete.. Yanlışlara.. Yalanlara.. Şüpheye.. Şiirlere.. Şarkılara.. Ve hatta sessizliğe bile lanet var. Ernesto öldü mü? Yoksa bir bilim insanı mı oldu? Mutlaka okuyarak onunla tanışın derim. Kitaptan çok etkilenmeme rağmen on puan vermememin tek nedeni, toplam bir sayfayı kaplamayacak kadar bile olsa ensest bir ilişkiden bahsetmesidir. Çok gereksiz, kötü ve nahoş bir ayrıntı olmuş. Bu kitap aşksız bile hiç sıkılmadan okunabilirdi. Hiç gerek yoktu. Keyifli okumalar.. :) (Liliyar)

--reklam--

Yaz Yağmuru PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Marguerite Duras - Yaz Yağmuru kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yaz Yağmuru PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Marguerite Duras Kimdir?

1914 yılında Çinhindi'nde doğan Duras, gençliğini geçirdiği bu ülkenin atmosferinden ve olaylarından derinden etkilendi. 18 yaşında Paris'e geldi; hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. Komünist Parti'ye katıldı. İlk romanı Les Impudents'ı 1943 yılında yayımladı. Özyaşamöyküsel bir roman olan Sevgili ile 1984'te Fransa'da Goncourt Ödülü'nü aldı. Çok sayıda roman dışında, birçok senaryoya da imza attı. Bütün eserlerinde edebiyatı sorguladı. 1960 Cannes Film Festivali'nde gösterilen Hiroşima Sevgilim, Duras'ı ününün doruğuna çıkardı. Duras 1996 yılının Mart ayında 82 yaşında öldü.

--reklam--

Marguerite Duras Kitapları - Eserleri

  • Sevgili
  • Ölüm Hastalığı
  • Hiroşima Sevgilim
  • Moderato Cantabile
  • Bir Yaz Akşamı On Buçukta
  • Bir Kış Günü Öğleden Sonra
  • Yaz Yağmuru
  • Yazmak
  • Mavi Gözler Siyah Saçlar
  • Bahçe
  • Acı
  • Yıkmak Diyor Kadın
  • Askıya Alınmış Tutku
  • Bay Andesmas'ın İkindisi
  • Pasifik'e Karşı Bir Bent
  • Somut Yaşam
  • Yeşil Gözler
  • Buraya Kadar
  • Konsolos Yardımcısı
  • İngiliz Sevgili
  • Lol V. Stein'ın Kendinden Geçişi
  • Tarquinia'nın Küçük Atları
  • Ayrılık Müziği
  • Normandiya Kıyısının Yosması
  • Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler
  • Kuzey Çinli Sevgili
  • Cebelitarık Denizcisi
  • Bütün Gün Ağaçlarda
  • Yann Andrea Steiner

--reklam--

Marguerite Duras Alıntıları - Sözleri

  • ona bakıyordum gitgide daha hızlı konuşuyordu ve sonra birdenbire konuşmayı kesti -bakıştık, bakıştık. Gökkubbe yıkıldı. (İngiliz Sevgili)
  • Demek, yine. Her gün, her yerde artıyor. Televizyon hastalığı. Televizyon cihazı pis. Bir ev eşyası haline geliyor, ama eski ve pis, eski bir tencereye, bir bulaşık çukuruna dönüşüyor. Çok zamandır görüyor, duyuyoruz onları. (Yeşil Gözler)
  • Karşılarına geçip bütün bir gece seyretseniz de, sizi ne fark eder, ne de sizden tedirgin olurlardı. Öylesine yalnızlardı ki dünyada, yalnızlık nedir artık bilmez olmuşlardı. (Bir Kış Günü Öğleden Sonra)
  • Filmler vardır, kalıcıdır; filmler vardır, seyredildikten sonraki saatler içinde yok olur gider. Ben sinemaya gidip gitmediğimi buradan anlarım: bir önceki gün gördüğüm film, ertesi gün bende nasıl bir kılığa bürünmüşse, ne hale girmişse, gördüğüm film odur. (Yeşil Gözler)
  • Öznesiz bir acının anlamı nedir? (Lol V. Stein'ın Kendinden Geçişi)
  • İnsanın herhangi birinden kopması, doğasına uygun bir olay değildir . (Cebelitarık Denizcisi)
  • Hayat beni fazla ilgilendirmiyor... Hiçbir zaman gerçek anlamda ilgilenmedim hayatla... (Yaz Yağmuru)
  • Kalbimi hissetmiyorum artık. (Acı)
  • Ben sizin yerinizde olsam dinlerdim. Dinleyin beni.. (İngiliz Sevgili)
  • Ona beslediğim bu saçma sevgi, benim için kavranması olanaksız bir gizem olarak kalıyor. Neden ölümüyle ölmek isteyecek ölçüde çok seviyordu onu, bilmiyorum. Bu iş başa geldiğinde on yıldır ayrıydım ondan, onu çok ender düşünüyordum. Öyle görünüyordu ki her zaman için seviyordum onu, bu sevgide hiçbir değişiklik olamazdı. Ölümü unutmuştum. (Sevgili)
  • Bakarsın ki yaşamda çözüm az ve her şey yerli yerine oturur, gün gelir bir tek değiştir­me düşüncesi bile şaşırtıcı olur. (Bahçe)
  • Bir yıl sürdü saçının uzaması. Düşünüyorum da, saçları­ mı kesenler saçların bu kadar zamanda uzadığını bilselerdi, bu işi yapmadan bir kez daha düşünürlerdi diyorum. (Hiroşima Sevgilim)
  • Yavaş sesle ekledi: "Hep yirmi yaşındaymışçasına çekip gitmek gerek, bunu unutma." (Tarquinia'nın Küçük Atları)
  • Yalnızlık hazır bulunmaz, oluşturulur. (Yazmak)
  • Para yoksa erdem "geçersizdi" ve masumiyet mahküm edilebilirdi (Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler)
  • Birincisi, onu öldürdüğümü düşümde görmüştüm. İkincisi, onu öldürdüğümde düş görmüyordum. (İngiliz Sevgili)
  • Onun yanına uzanırsınız. Kendinize ağ­larsınız hep. (Ölüm Hastalığı)
  • tuhaf bir hikâye bu her şeye rağmen. (Yaz Yağmuru)
  • Artık, yalnızca gözlerinizi görüyorum. (Normandiya Kıyısının Yosması)
  • ..uzaklara git... Asla geri dönme ... Asla! .. çok uzaklara git... öyle ki, bulunduğun yer aklımın ucundan bile geçmesin ... (Konsolos Yardımcısı)