Kitap Künyesi
Yazar: Ursula K. Le Guin
Çevirmen: Özde Duygu Gürkan
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9786053161981
Sayfa Sayısı: 128
--reklam--
Yazma Üzerine Sohbetler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kurmaca, şiir ve kurmacadışına odaklanan üç ayrı söyleşiden oluşan bu sohbetlerde, yazmanın zorluk ve ödüllerini, inceliklerini ve püf noktalarını tartışıyor Ursula K. Le Guin. Bunu yaparken de, hem yazar olarak birikiminden hem de “yaşanan bilgelik” haline gelmiş tecrübelerinden bekleneceği üzere pek çok konuya değiniyor. Yazma zanaatının teknik detaylarından dilin ahlaki meseleleri yansıtma ve kullanma biçimlerine, yazının ritminden şiirin müziğine, yayıncılık piyasasından kadın yazarların edebi kanondan dışlanmasına, "öteki"nin perspektifinden yazmaktan siyaset, bilim ve doğaya uzanan geniş bir yelpaze bu.
"İyi bir söyleşinin hiç bitmemesini istersiniz," diyor Le Guin. Nitekim yazarın kendi eserlerinin yanı sıra, etkilendiği ve ilham aldığı bazı eserlerden alınan pasajlarla da zenginleştirilmiş olan bu sohbetlerin tadı okurun damağında kalıyor. Hayranlarına Le Guin’i daha iyi tanıma fırsatı sunan bu kitabın, yazarı henüz tanımayanlar için de güzel bir tanışma vesilesi olacağını umuyoruz.
--reklam--
Yazma Üzerine Sohbetler Alıntıları - Sözleri
- Ben yazdıklarımı duyarım.
- Söz sessizlikte, Işık karanlıkta, Yaşam ölümde; Uçarken parlar atmaca, Bomboş gökyüzünde.
- Hikayenin çatışma hakkında olduğunu, olay örgüsünün çatışma üzerine kurulu olduğunu söylersen dünyaya bakışını ciddi biçimde sınırlamış olursun. Ayrıca bir bakıma siyasi bir beyanda da bulunmuş olursun: Hayat çatışmadır, dolayısıyla hikayelerde çatışma gerçekten önemli olan tek şeydir. Oysa bu doğru değil. Hayatı bir savaş olarak görmek dar ve sosyal Darwinci bir bakış açısı, ayrıca gayet de maskülen bir yaklaşım. Çatışma elbette hayatın bir parçasıdır, onu hikayelerin dışında tutmak gerektiğini söylüyor değilim -sadece hikayelerin tek hayat damarının bu olmadığını söylüyorum.
- Bazı insanlar sanatın kontrolle ilişkili olduğunu düşünür. Ben daha çok kendini kontrolle ilgili olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir şey: İçimde anlatılmak isteyen bir hikaye var. O benim amacım. Ben onun aracıyım. Eğer kendimi, egomu, istek ve fikirlerimi, zihinsel çöpümü bir kenarda tutabilir, hikayenin odağını bulabilir ve hikayeyi takip edebilirsem, hikaye kendi kendini anlatacaktır.
- "Sanatta taklit, onu icra eden kişi tarafından bir öğrenme aracı olarak görülmeli; aksi halde intihal olur. Sadece öğrenmek için taklit edersin, ortaya çıkan şeyi de yayımlamazsın." "İnsanın iyi şeyler okuyup onlar gibi yazmaya çalışarak öğrenmesi lazım."
- Sanatta taklit, onu icra eden kişi tarafından bir öğrenme aracı olarak görülmeli; aksi halde intihal olur.
- Ahlakla dilin nasıl birbiriyle bağlantılı olduğu ama ahlakla doğruluğun aynı şey olmadığı hakkında konuşuyorsunuz. Oysa dilbilgisi alanında bunları sık sık birbiriyle karıştırıyoruz.
- Sürekliliğe katılmak için zihin suyu izliyor, kuşları takip ediyor, hareketsiz kayayı gözlemliyor, belli belirsiz uçuşu, Yavaşça, sessizce, kelimelerden muaf, yükseliyor yer ve saatin sunağı. Benlik kayboluyor, kurban ediliyor şükretmek için, ve sessizliğe gömülüyor şükranın kendisi.
- Fikirlere karşı bir düşmanlığım yok - ne de olsa ben de bir entelektüelim- ama didaktik, ahlaki üstünlük taslayan ya da sadece şahsi görüşten ibaret olan fikirlerden pek hazzetmiyorum.
- ''.... ''Kadınların Bildikleri'' başılıklı konuşmanız var mesela. Bu konuşmada kadınların bilgisini kültleştirmeye, kadınları içgüdüsel olanla, doğayla, karanlıkla ilişkilendirmeye direniyorsunuz çünkü bunun kadınların daha ilkel olduğu yolundaki maskülinist fikri güçlendirdiğini söylüyorsunuz.''
- Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı. Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı. Mülksüzler'den
- Ne de olsa diktatörler şairlerden daima korkar.
- Şiirdeki kontrollü konuşma, cansız nesnenin susturulmuş sesi ya da ağaçların hissiz duruşu gibi şeylere en çok yaklaştığımız yer olabilir.
- "Hafızanın ve deneyimin altında, hayal gücünün ve icatların altında, kelimelerin altında hafızanın, hayal gücünün ve kelimelerin uyduğu ritimler vardır; yazarın işi bu ritmi hissedecek kadar derinlere inmek ve onun hafızayı ve hayal gücünü kelimeleri bulmak üzere harekete geçirmesini sağlamaktır." "Bunu Virginia Woolf'tan öğrendim... Üslup ritimdir, der - "zihindeki dalgadır". Dalga, ritim kelimelerden önce oradadır ve kendisine uyan kelimeleri getirir."
- Edebiyatı türe göre yargılamak yanlış -aptalca, ziyankar bir tutum.
--reklam--
Yazma Üzerine Sohbetler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
http://www.kitaphaber.com.tr/yaziyi-sanat-haline-getirmek-k4215.html Yazıyı Sanat Haline Getirmek 08.11.2021 - Ülker GÜNDOĞDU Yazıyı Sanat Haline Getirmek Nasıl daha iyi yazabilirim? Sorusunu sormadan geçen bir günü olmayan biri olarak: yazmayı bir sanat haline getirmenin bir usulü var mıdır? Kurmaca yazmanın incelikleri nelerdir? Kurmaca dışında yazarken gerçeği nasıl kaleme almalıyım? İçimde oluşan her karakter, kendini yazmamı söylediğinde kurmacanın inceliklerini daha iyi nasıl sanata dönüştürebilirim? Yazımı düzenlerken izlediğim yolun püf noktası var mı? İçimden geldiği gibi yazdığımda duygularımı, yazı aracılığıyla okura geçirebilir miyim? İçimdeki ritmi oluşturan ses, şiir yazmamın nedeni mi? Eli kalem tutan herkes yazabilir mi? Benim aklımda oluşan bu sorularımın yanıtı varmış meğer. Yazma uğraşları veren herkesin, mutlaka ama mutlaka okuması gereken; bir sohbet eğitimi olan eser olan Yazma Üzerine Sohbetler. Eser, kurmaca, şiir ve kurmacadışına odaklanan üç ayrı söyleşi bölümlerinden oluşmaktadır. Bu sohbetlerde, yazmanın çetrefilli zorlukları ve huzurlu ödüllerini tanımaktadır, okur ya da yazar adayı. Sanatsal incelikleri ve püf noktaları üzerine diğer yazarlar ve yazılanlar üzerinden David Naimon aracılığıyla Ursula K. Le Guin’in tartışmalarına dikkatle tanık olmaktadır okur. Bunu yaparken de yazar olarak birikimlerinden, yaşadığı bilgeliğin tecrübelerinden, duygularından ve analizlerinden birçok konuya değinmektedir. Yazma zanaatının teknik detaylarından, dilin ahlaki meseleleri yansıtma ve kullanma biçimlerine inanılmaz çıkarımlarla baş başa kalan okuru işin aslının keşfinin heyecanıyla yazmaya motive olmaktadır. Yazının Ritmi Yazının ritmi olduğunu biliyor muydunuz? İşte yazının ritmiyle tanışmanızı sağlayan yazının sanata ulaşmış biçimi nedir? Şiirin müziğine nasıl erişilir? Şiir insanca konuşmaya çalışabilen insan dili midir? “Bilim dışarıdan isabetli bir tasvir yapar, şiir ise içeriden. Bilim açıklar, şiir ima eder. İkisi de tasvir ettiği şeyden övgü ve takdirle bahseder. Hem bilimin hem de şiirin dillerinin bizi, cehaletimize veya sorumsuzluğumuza derman olmayan sonsuz “enformasyonu” salt istiflemekten kurtarmasına ihtiyacımız var.” derken yazar, şiirin öneminin etkisinin oluşumuna dikkati önemle arz etmekte çaba harcamaktadır. Yayıncılık piyasasından kadın yazarların edebi kanondan dışlandığını ifade edilir. Kendi yaşadığı sıkıntılara değinerek kadın yazarların çektiği zorluklarla yılmadığını kanıtlamış güçlü bir yazar olarak, kadın yazarlara örnek bir deneyim açmaktadır. Ötekinin perspektifinden yazmaktan, siyaset, bilim ve doğaya bakışının geniş yelpazesiyle düşündürme biçimini okurlarına, tüm gerçekçiliğiyle ve samimiyetle sunmaktadır. Eser; giriş: Söyleşi Dehşeti, Kurmaca Üzerine, Şiir Üzerine ve Kurmaca Üzerine başlıkları altında toplanmıştır. Söyleşi Dehşeti başlığı altında; yazar olarak cehaletinin muazzam boyutlarını biliyor olması, onu sergilemekten hoşnut olmadığı anlamına gelmediğini söyler. Söyleşinin bilgisinin ve idrakinin sınırlarına saygı duyan kişilere minnet duyduğunu belirtmektedir. Kurmaca Üzerine başlığıyla; kurmacanın iyi olmasıyla eserin hakiki bir eser olduğunu belirtir. Gerçeklikten ne kadar uzağa götürürlerse kendini gerçeğe o kadar yakın hissettiğini aktarmakta. Dilbilgisi, sözdizilimi, cümle yapısının arkalarındaki ve ötelerindeki görünmez, büyülü bir şey tarafından hayata geçiriliyordu. Cümlelerin uzunluğu, temposu, tınısı, kullanıldığı kipler, bakış açıları, zamirler bunların hepsi kendi tarihleri, hikâyeleri, siyasi ve kültürel içerimleri olduğunu ve her biri, hayal edilen bir geleceğin inşasında iyi ya da kötü yönde birer yapıtaşı olabildiğini belirler. Dilbilgisi zanaatının yazının temel aracı olduğunu vurgulamaktadır. Eğitimimizin hayal gücümüzü nasıl terbiye ediyor ve geliştiriyor? Sorusu bu başlık altında düşündürdükleri arasında yer alır. Şiir Üzerine başlığıyla: Gizemle, mucizeyle bilmediğimiz şeylerle, bilemeyeceğimiz şeylerle nasıl bir ilişki kurmalıyız? Şiirlerin dünyaya yönelttiği dikkate ve bunu hala yapabilme yollarını nasıl sunar? Şiirin sunduğu özgürlüğü değişimin sanatta, çoğunlukla da kelimelerin sanatında başladığını söylediği şiire olan zengin görüşleri bu başlık altında yer almaktadır. Kurmacadışı Üzerine başlığıyla; Felsefeyi aklında tutamadığını ve bir hikâye olması lazım geldiğini söyler. Fikir yazısının sonunda kapıyı açık bırakmaya çalışmak gerektiğini düşünmektedir. Sevdiği hakkında yalın bir zevk duyar. Açık olmayı, anlamlı olmayı ve gerçekten ne söylemek istediğini bulmayı ister. Bir sanat eserinin kelimelerle ifade edilebilen sözel düşüncelerden fazlasını içerdiğini ve tek bir kavramsal anlama indirgenemez olduğunu söyler. Duygusallık için hayvanlarla temas halinde olmamızı düşünür. Bir anlama teşebbüsü ne zaman asimilasyon haline gelir? Sorusunun cevabına odaklar. Bütün yapabileceğimiz, hayal gücümüzle ötekine ulaşmakta olduğu çıkarımını kazandırır. Farklı bir şeyle temas halinde olduğun hissi, romanların yaptığı harikulade şeylerden biri olduğunu söyler. Bu söyleşinin bitmesini istemezdim ben de. Kendi eserlerinin etkileşimlerinin yanı sıra, eleştirdiği, etkilendiği ve ilham aldığı bazı eserlerden alınan bölümlerle eserin içeriği zenginleştirilmiştir. Bir hayranı olarak daha yakından tanımam daha çok hayranlığımı sağlarken okuduğum ve okuyacağım eserlerini daha iyi anlamama katkı sağladı. David Naimon, seçtiği sohbet konularıyla; okur ve yazar için Yazma Üzerine Sohbetler eseriyle en doğru yerinden yazarlığın bilgeliğini bizzat edinmiş olacak olan okurların yararlanacağı ve keyif alacağı sohbetler sunmaktadır. Sonuç olarak eser, kurmaca, şiir ve kurmacadışı üzerinden dilin yazıya adaptasyonunda duygunun verilmesi üzerine durmaktadır. Duygunun yazıya aktarım hususlarında incelikleri ve püf noktalarıyla konuyu ele alarak derinlemesine ve çok geniş bir yelpazeden ele alma biçimiyle okurların ilgisine sunmuştur. Bu kitapta elde edilecek temel kazanımı hangi hikâye ve dillerin nesilden nesile aktarılmaya değer olduğunu belirleyenlerin, gizemle, mucizeyle, bilmediğimiz şeylerle nasıl ilişki kurmamız gerektiği düşünce yollarını sunduğu bir kaynaktır. Düşünerek söyleme alıştırmaları çalışmalarının, enerjiyi fiil ve isimlere yönelterek zengin bir yalınlık sağlamaktadır. Zanaata hâkim olmanın tek hayat damarı olduğunu, böylece dünyayı kimin gözüyle gördüğünü bilip bir yerlere savruluyormuş hissine kapılmayacağını aktarır. Bakış açısında püf nokta farkındalıktır. Bakış açısını değiştirmenin yoğun bir farkındalığın yanı sıra pratik ve beceri gerektirdiğini ekler. Faydalı bakış açısının yazarı özgürleştireceğini belirtir… Bu ve bunun gibi hususlar; duru bir şekilde yazma, konuşma ve düşünmenin dilbilgisi ve noktalamanın gücüyle toplumu yeniden yapılandıracağı çıkarımını sağlamaktadır. “Sevgili Sümeyra Çelebi ile aynı kitabı okuyup değerlendirdik. Bu benim için güzel bir kazanım olmakla birlikte bir kitabı paylaşmanın çok keyifli bir deneyim olduğunu yaşattı. Sümeyra’nın değerlendirmesini okuduktan sonra eserin başka bir anlamını daha keşfetmiş oldum. Kitaplar her insanda başka başka büyülü bir oluşum kaynağı adeta. Düşüncelerine ve kalemine sağlık sevgili Sümeyra Çelebi.” Ursula K. Le Guin Yazma Üzerine Sohbetler Söyleşi: David Naimon Metis Yayınevi 118 Sayfa 2020 İstanbul Ülker GÜNDOĞDU - 08.11.2021Etiketler Ulker_Gundogdu kitap/yazma-uzerine-sohbetler--225649 (Ülker Gündoğdu)
genişçe bir açıdan maviliğinden çok dalgaların coşarak akça pakça ettiği denizin köpüklerini görüyorum. bir güzeli görüyorum, doğanın bir yasasını sanıyorum. denizin sevinçle mi kızgınlıkla köpürdüğünü anlayamıyorum, elle mi çizilmiş ayrımına varamıyorum. soruyorum yanımdakine, bunu nasıl yapıyorlar, diye. kardeşinin de yapabildiğini söylüyor. aklıma küçükken eğlenmek için kullandığımız görünmez mürekkepli kalemler geliyor. önce yazıyoruz, çok geçmeden yazı siliniyor ve özel bir ışıkla da ne yazılıysa görülebiliyordu, hiç değilse ben öyle hatırlıyorum. ben de yapabilirim öyleyse sulu boyayla, diye seviniyorum. tabiatın bu akıl almaz güzelliğini doğallıktan alıkoydum zihnimde, bir insan ürünü diye tanımladım. güzelliğin tam da bu görünürlük ve öykünme olduğunu unutarak. elime o güzel kalemi alsam ve ara sıra kaybolan dalgaları çizsem, resme olan özlemimi dindirsem. o kalemi elime alabilsem belki bir şekilde yazardım. o yazmaya bir sebep ararken tıkanmanın önündekini bulup oradan çıkarmaya, onun ardından gelen rahatlamayla çağlamaya başlamak istedim. ursula'nın bu kitabını da bu sebeple okudum aslında. bana o tıkanmayı gösterecek düşüncesiyle. gerçek bir kitap. yani hayaller içinde ayakların bulutların o yumuşak yüzeyinde değil, başının etrafında kocaman sarı ve güleç yüzlü terletmeyen bir güneş yok ursula'nın yazma evreninde ama ne garip yazdıkları oysa ne çok gerçek dışı. yazma haliyle yazılan arasında ne görünür bir fark var, hayret edilesi. o kalemi elime aldırmadı maalesef ama alırsam özellikle şiirde -onun şiir anlayışında- ne yapmam gerektiğini kafamda bir yerde not ettim: cümlelerin iskeletini çıkarmak. o aslında bunu düz yazı için yapıyor ancak ben düz yazıyı böyle tanımlamadığım için şiirde bir ölçüye inanarak yazma gayesi taşıdığım için bunu kullanacağım sanırım. dile bu denli saygı duyması çok şaşırtıcı geldi. yalnızca neredeyse edebi kitaplar okuyan benim gibi biri için bilim kurgu kitapları çerezlik ve edebi zevkten nasipsiz gibi geliyor. edebi zevki haiz olmayan birinin elinden çıkmış gibi geliyor. -du diyemiyorum, hala aynı fikirdeyim. ancak ne garip bunun da bir edebiyat olduğunu ve işine ne denli saygı duyduğunu okudukça saygı duyuyorum bu konu içinde. mesela yazmaya o kadar mesai harcıyor ki bir anne olarak yazmadan arta kalan zamanlarda sadece ev işi yaptığını söylüyor. bir iş, bir yaşama biçimi olarak yer etmiş yazmak, ursula için. dürüst davrandığı bu söyleşide kendisinin aslında bilim hakkında pek bilgi sahibi olmadığını öğrenince şaşırıyorum çünkü yazmadan evvel kafamda belirlediğim bir konunun en derinine dek araştırıp en nihayetinde o bilginin beni yazmaktan alıkoyduğunu görürüm. bilince, susmak gerektiğini düşünüyorum çünkü o bilgi esasında bana ne denli az bildiğimi göstermenin serencamına dönüyor. ursula bu konuda bir rehber olabilir, kabaca neliğine bakıyor ve belki de tam da bu sebeple yazıyordur. hatta artırmak lazım, yine bu sebeple daha fazla hayal gücüne dayanıyordur. yazdıkları esasında temel olarak onun ilgi alanları. taoizm, budizm, anarşizm, sosyalizm, kapitalizm gibi inanç ve ideolojiler her zaman merak ettiği meseleler olmuş. o bunları öylesine içselleştirmiş ki mülksüzler'de bunu kafa karıştırmadan ve tek yönlü bakmazsızın yazabilmiş. ursula'nın yazdıklarını değil ancak yazmaya yaklaşımını beğendim. hakkında biraz daha bilgi edindiğim kimi şeyler: https://www.theguardian.com/books/2014/nov/20/ursula-k-le-guin-national-book-awards-speech https://www.youtube.com/watch?v=qSVnSHRJZ9A https://www.youtube.com/watch?v=5YR4JtR2qmo (nosthalgia)
Yazma Üzerine Sohbetler: "Bazı insanlar sanatın kontrolle ilgili olduğunu düşünür. Ben daha çok kendini kontrolle ilgili olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir şey: İçimde anlatılmak isteyen bir hikaye var. O benim amacım. Ben onun aracıyım. Eğer kendimi, egomu, istek ve fikirlerimi, zihinsel çöplüğümü bir kenarda tutabilir, hikayenin odağını bulabilir ve hikayeyi takip edebilirsem, hikaye kendi kendini anlatacaktır…" Ursula Le Guin, harika yaratımlarının yanı sıra, insan olarak da örnek alınacak bir şahsiyettir benim için. Söyleşilerinden, bakış açılarından, samimiyetinden ve mizahından bir hayli etkilenir ve keyif alırım. Bu söyleşisinde yine bir nebze kendisine yaklaşıyor ve "yazma üzerine" bir çok renkli konuyla ilgili düşüncelerini öğreniyoruz. Tabi bu noktada söyleşiyi gerçekleştiren isim David Naimon'a da övgüler gitmeli. Le Guin'in söylediği üzere, genellikle klişe ve cevaplanamaz sorularla dolu söyleşilere maruz kalırken, Naimon'un söyleşisinden son derece verim ve keyif aldığını vurguluyor. Söyleşiyi okurken farkedeceksiniz, Le Guin'in yaşamına spiritual, politik, poetik, ailevi, edebi vb. bir çok farklı yönden hakim bir insan, Le Guin'i adeta çözümlüyor. Onun kendisini ifade edebileceği ortamı öylesine güzel hazırlıyor, öylesine sorularla ortamı şenlendiriyor ki, tıpkı Le Guin gibi keyfe geliyorsunuz. O sorulardan bazıları: "Geçmiş zaman ya da şimdiki zaman kipini seçmenin fayda-zarar dengesinden bahsedebilir misiniz ? Daha önce geçmiş zaman kipinin zamanda bir ileri bir geri hareket etmeyi kolaylaştırdığından, zihnimizin ve hafızamızın işleyişini daha yakından taklit ettiğinden söz etmiştiniz." "Yıllardır Taoizm ve Budizm ile ilgileniyorsunuz, Tao Te Ching'I kendi yorumlarınızla çevirdiniz. Sizce bunun yazdıklarınıza ne gibi bir etkisi oldu? Bunların hikayelerinizi nasıl etkilediğine dair hislerinizi ifade edebilir misiniz?" "Şiirlerinizde bilimkurgu ve fantazi öğeleri olmamasının veya az olmasının sebebini merak ediyorum…" Kitap 3 ana bölümden oluşuyor: Kurmaca Üzerine, Şiir Üzerine ve Kurmacadışı Üzerine. Le Guin'in Taoculuğunun eserlerine yansımasını, hayal gücü üzerine düşüncelerini, kurmacadışı eserlerinde yaşadığı zorlukları, şiirlerinin analizlerini, başka yazarlar üzerindeki fikirlerini ve daha bir çok konuyu samimi bir şekilde ele alışına şahit oluyoruz. Sevgi ve saygı ile doluyor, keyfe geliyoruz. Ursula severler veya yazma üzerine eğilenler, bu kitap sizi de keyfe getirecektir. İyi ki varsın sevgili Ursula. Keyifli okumalar (Ahmet Haşim Delibaş)
--reklam--
Yazma Üzerine Sohbetler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ursula K. Le Guin - Yazma Üzerine Sohbetler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yazma Üzerine Sohbetler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ursula K. Le Guin Kimdir?
Ursula Kroeber Le Guin (d. 21 Ekim 1929) ABD'li yazar. Bilim kurgu ve fantezi edebiyatının en önemli yazarlarından kabul edilen Le Guin, bu alanlardaki eserlerinin yanı sıra şiir, tiyatro, çocuk ve genç edebiyatı alanlarında da yazar ve çevirmen olarak katkıda bulunmaktadır. İlk romanı 1966 yılında yayımlanan Le Guin'in eserlerinde ağırlıklı olarak Jung'un, taoizimin, varoluşçuluğun ve yunan mitolojisinin etkileri görülmektedir. Yazar, başta Hugo ve Nebula olmak üzere pek çok ödülün sahibidir.
Yaşamı
Ursula Kroeber, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde 1929 yılında dünyaya geldi. Antropolog bir babayla (Alfred Kroeber) psikolog ve yazar bir annenin (Theodora Kroeber) kızıdır. İsmini doğum tarihi olan Azize Ursula Günü'nden aldı. Ebeveynleri tarafından üç erkek kardeşi ile beraber kültürel çeşitlilik fikrinin hakim olduğu bir ev ortamında yetiştirildi. Massachusetts-Radcliffe College’da lisans eğitimini tamamladıktan sonra Columbia Üniversitesi'ni bitirdi ve yüksek lisansını “Fransa ve İtalya’da Orta Çağ ve Rönesans Dönemi Edebiyatı” üzerine yaptı. 1951’de tarihçi Charles A. Le Guin ile evlendi. Üç çocuk ve dört torun sahibi oldu. Le Guin 22 Ocak 2018'de Portland'daki evinde 88 yaşında öldü.
Edebiyat hayatı
Bilimkurgu türünde yazmaya 1960'li yıllarda başladı. İlk öyküsü 1962’de yayınlandı. Pek çok üniversitede ders verdi, çeviri, derleme ve makaleleri yayınlandı. Le Guin, 1969'da yazmış olduğu "Karanlığın Sol Eli" adlı romanıyla bilimkurgu dünyasının iki büyük ödülü olan Hugo ve Nebula ödüllerini aldıktan sonra ün kazanmıştır. Ayrıca, 1974'te yazmış olduğu ütopik bilimkurgu romanı Mülksüzler ile 1975'de yine Hugo ve Nebula ödüllerini almıştır. Bilimkurgu ve fantastik kurgunun yanı sıra şiir ve çocuk kitapları da bulunmaktadır.
LeGuin, teknolojik gelişmelerin değil, politika, toplumbilim ve psikolojinin öne çıktığı ve alternatif toplum biçimlerinin sorgulandığı bilimkurgu yaklaşımının en önemli temsilcilerindendir.
Eserleri arasında özellikle Yerdeniz Üçlemesi ve buna sonradan eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı kitapla çok ciddi hayran kitlesine ulaşmıştır. Bu serinin 3. romanı olan "En Uzak Sahil" (The Farthest Shore) kitabıyla 1973 yılında Çocuk Kitapları için verilen ABD milli ödülü (National Book Award) kazanmıştır. 1990 yılında yeniden Nebula ödülünü Tehanu ile kazanmıştır.
Ana temaları
Temel feminist teoreme oldukça hakim olan Le Guin yazılarında teorisini gizlice vererek erkek okuru rahatsız etmez ve teoriyi okuyucuya gizlice zerk eder. Anarşist eğilimli ya da anaerkil toplumlar yaratmaktan çekinmez. Zaten hayatı boyunca asice hareket etmiştir. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar adlı makale denemesinde, bir yazısında zamanında Playboy dergisinde bile yazdığını söylemektedir. Pek çok okuru için bilge bir kadın tiplemesi olan LeGuin Ged (Çevik Atmaca) karakteri ile de pek çok okurun kişiliğine etki etmiştir. Yüzüklerin Efendisindeki bilge ve ilk yaratılanGandalf'ın aksine (Gandalf Tolkien mitosunda ilk yaratılan ve kutsal olan maiardandır. Bkz. Güç Yüzüklerine Dair adlı Tolkien kitabı) LeGuin'in baş kahramanı Ged Gontlu bir keçi çobanı olarak başlayıp Roke adası büyücülerinin en büyüklerinden olmuştur. Yeraltı tanrılarının başrahibesi Tenar ise sıradan bir kadın olmayı tercih ederek kendini bulmuştur. LeGuin'in her kahramanı, her romanı bir süreç, bir değişim anlatır. Bilgeliği ve büyümeyi değişmekten korkmamakta bulur.
Le Guin'in karakterleri basma kalıp kahramanlardan uzaktır. Genç mükemmel kadın ve erkekler yaratmayan yazarın kahramaları genellikle yaşlı adamlar veya koca karılar, cılız, sakat veya tecavüze uğramış ve intikam peşinde koşamayacak kadar çaresiz çocuklardan oluşmaktadır. Bu haliyle Le Guin romanları çaresizliği, yaşama cesaretini vurgulayan mütevazi görünümlü gizli bir romantizim barındırmaktadır. Oldukça sık kölelikten bahseder. Öncelikle köleliği tüm şatafatlı sembollerinden arındırır. Köleleri, bir kölenin yalın ve itirazsız, itaatkar dünyasında her hangi bir şeyi sorgulama yeteneğinden yoksun insanlardır. İsyandan bahseder, ama yanlışlıkla köle sıfatı taşıyan soylu kurtarıcılardan yoksundur hikâyeleri. Kadınlık ve erkeklik, çocukluk ve erişkinlik, kölelik ve sahiplik gibi zıtlıklara vurgu yapmaktadır. Le Guin yalın ama şiddet dolu bir evreni yansıtır. Şiddeti adlandırmaktan çekinmez. Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.
Daha fazla bilgi için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ursula_K._Le_Guin
--reklam--
Ursula K. Le Guin Kitapları - Eserleri
- Mülksüzler
- Yerdeniz Büyücüsü
- Atuan Mezarları
- Sürgün Gezegeni
- Karanlığın Sol Eli
- En Uzak Sahil
- Tehanu
- Yerdeniz Öyküleri
- Öteki Rüzgar
- Her Yerden Çok Uzakta
- Rüyanın Öte Yakası
- Yaban Kızlar
- Dünyaya Orman Denir
- Yerdeniz
- Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
- Marifetler
- Anlatış
- Rocannon'un Dünyası
- Lavinia
- Lao Tzu: Tao Te Ching
- Sesler
- Başlama Yeri
- Güçler
- Devrimden Önceki Gün
- Bağışlanmanın Dört Yolu
- Dümeni Yaratıcılığa Kırmak
- Rüzgargülü
- Balıkçıl Gözü
- İçdeniz Balıkçısı
- Orsinya Öyküleri
- Yanılsamalar Kenti
- Dünyanın Kıyısında Dans
- Yazma Üzerine Sohbetler
- Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak
- Uçuştan Uçuşa
- Kanatlı Kediler Masalı 1 - Dört Yavru
- Zihinde Bir Dalga
- Rüzgarın On İki Köşesi
- Aya Tırmanmak ve Diğer Öyküler
- Malafrena
- Hep Yuvaya Dönmek
- Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler
- Şimdilik Her Şey Yolunda
- Günün Geç Vakitleri
- Kanatlı Kediler Masalı 2 - Yuvaya Dönüş
- Boşa Geçirecek Vakit Yok
- Kanatlı Kediler Masalı 4 - Kentte Tek Başına
- Balık Çorbası
- Kanatlı Kediler Masalı 3 - Yeni Arkadaş
- Uçsuz Bucaksız
- The Ones Who Walk Away from Omelas
- Sözcüklerdir Bütün Derdim
- Başka Bir Yer
- Denizyolu
- Atmacanın Türküsü
- The Daughter of Odren
- Schrodinger’s Cat
- The Stars Below
- Direction of the Road
- Things A Story
- A Trip to the Head
- The Field of Vision
- Semley's Necklace
- Vaster than Empires and More Slow
- Why are Americans Afraid of Dragons?
- Yerdeniz Büyücüsü
- The Other Wind
- Tales from Earthsea: The Fifth Book of Earthsea
- Balina Süleyman’ın Dokuz Yüz Otuz Birinci Dünya Turu
- Tehanu
- The Farthest Shore
--reklam--
Ursula K. Le Guin Alıntıları - Sözleri
- "Sana ayrıldığım zamanki gibi geri geldim: Bir aptal olarak." (Yerdeniz Büyücüsü)
- “Çakmaktaşı ile çelik yıllarca yan yana durur da en ufak bir kıpırtı olmaz ama birbirine sürtersen kıvılcımlar saçarlar. İsyan anlık bir şeydir, birden ortaya çıkar, bir kıvılcım, bir ateş gibidir.” (Marifetler)
- Bu gece mavi bir ay doğacak güneş, rüzgarın ardında battığında. Hep yaptım. Hep yaptım doğru şeyi. Şimdi izin verin başlasın varoluşum şarkısına. (Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak)
- içine şeytanı saldılar mı, asla kurtulamazsın. Hamile olmak yerine onu taşırsın. (Denizyolu)
- Bazı insanlar sanatın kontrolle ilişkili olduğunu düşünür. Ben daha çok kendini kontrolle ilgili olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir şey: İçimde anlatılmak isteyen bir hikaye var. O benim amacım. Ben onun aracıyım. Eğer kendimi, egomu, istek ve fikirlerimi, zihinsel çöpümü bir kenarda tutabilir, hikayenin odağını bulabilir ve hikayeyi takip edebilirsem, hikaye kendi kendini anlatacaktır. (Yazma Üzerine Sohbetler)
- Domuzların üstünde dolaşan Şaşkın sinekler gibidir düşünceler. (Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak)
--reklam--
- Gitmek kolaydı. Gitmeyi sürdürmek zordu. (Balıkçıl Gözü)
- “Bir kadına âşık bir adam mı? Ben sadece kadınların âşık olabildiklerini zannederdim.” “Bazen kadınlar bir erkeğe âşık olabiliyor ki bu da çok kötü” (Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler)
- Belki de sevme isteği dışında tutunabileceği bir şey yoktu. Eğer o duyguyu da yitirirse kaybolurdu. (Başlama Yeri)
- Sağır bir şiddet karşısında hangi söz bir anlam ifade eder ki? (Tehanu)
- ...herkese karşı adil olma havamda değilim. Kendime karşı adil olma havamdayım. (Zihinde Bir Dalga)
- To refuse death is to refuse life. (The Farthest Shore)
- "Erkeklerden daha ufak tefek oldukları ve dar yerlerde daha rahat hareket edebildikleri ya da toprağa daha ait oldukları için, ya da daha büyük bir ihtimalle âdet olduğu için Yerdeniz'de madenlerde her zaman kadınları çalıştırırlardı." (Yerdeniz Öyküleri)
--reklam--
- Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor.. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler. (Sesler)
- “Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.” (Sesler)
- "Sanki bütün hayatımız boyunca kapıları kilitleyip duruyor gibiyiz. Yaşadığımız yer evin içi." (Tehanu)
- BİR TOPLULUĞUN odak noktasıdır kütüphane, o topluluk için kutsal bir yerdir... (Zihinde Bir Dalga)
- İnsanın kendi bedeni bir nesne değildir, bir aksesuar değildir, göz zevki vermekle yükümlü bir süs eşyası değildir, sensindir o, yalnızca sen, kendin. Ne zaman ki sen olmaktan çıkar, senin olmaya başlar, sahip olduğun bir şey olmaya başlar, sen de o zaman başlarsın işte onun için kaygılanmaya... (Devrimden Önceki Gün)
- Bu sevişmelerin üzerinde tefler çalınsın, tutkunun görkemi gonglarla ilan edilsin. (The Ones Who Walk Away from Omelas)
- Zihnimde, öykü ile roman arasındaki bağlantı oldukça ilginç. "Semley'in Kolyesi" kendi başına tam bir öykü ise de, aslında bir romanın tohumu. Öyküyü tamamladığımda Semley ile de işim bitmişti. Ama öyküde küçük bir role sahip, sadece yolu oradan geçen bir karakter vardı: Öykü bittiğinde yeniden gölgelere karışmaya itiraz eden biri. "Benim öykümü de yaz," diye başımın etini yiyip duran biri: "Ben Rocannon. Dünyamı keşfe çıkmak istiyorum ... " Ben de dediğini yaptım. İnanın, bu insanlarla tartışmaya giremiyorsunuz. (Rüzgarın On İki Köşesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin