Kitap Künyesi

Yazar: Dino Buzzati

Çevirmen: Özge Parlak Temel

Yayın Evi: Deli Dolu Yayınevi

İSBN: 9786052349052

Sayfa Sayısı: 324

--reklam--

Yedi Ulak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Çok zaman sonra farkına varmıştım tüm bunların, bu aptallıkların, anlamsız hayallerin ve insanı yiyip bitiren günlük koşuşturmalar arasında boş verilen her şeyin.”

1942 yılında yayımlandığında okurlar ve edebiyat eleştirmenleri tarafından beğeniyle karşılanan, yalın ve sembollerle örülü Yedi Ulak, İtalyan yazar Dino Buzzati’nin kendi öykülerinden derlediği ilk seçki.

Sıradanı olağanüstüne çevirmekte usta olan yazar Yedi Ulak’ta edebiyatının en tipik unsurlarını açığa çıkarırken, sıradan insanların dünyasını, onların kurnazlıkları ve kırılganlıklarını, yabancılaşmayı, melankoliyi ve bürokrasiyi ele alıyor, bu motifler üzerine söylenmiş her şeyi başka türlü dile getiriyor. Her öyküde yarattığı fantastik atmosferle zamandan bağımsız bir gerçekçiliğe ulaşan Buzzati, kendine özgü mizah anlayışıyla insanın çağlar boyu süregelen ahmaklığına dikkat çekerken, yaşamı yeniden sorgulama gereği uyandırıyor.

“Gelecek kuşaklar tarafından asla unutulmayacak isimler vardır. Ve bu isimlerden biri elbette Dino Buzzati’dir.”

-Jorge Luis Borges-

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Yedi Ulak Alıntıları - Sözleri

  • Giuseppe Corte, hastaneye yattığından beri en rahat dönemini dördüncü katta geçirdi. Doktoru son derece içten, titiz ve kibardı; saatlerce sadece havadan sudan konuşmak için bile sık sık yanına uğruyordu. Giuseppe Corte de onunla seve seve gevezelik ediyor, avukatlık yaptığı yıllardan ve hayatından bahsediyordu. Hâlâ sağlıklı insanlardan biri olduğuna, iş dünyasıyla bağını koruduğuna ve gerçekten toplumsal olaylarla ilgilendiğine ikna etmeye çalışıyordu kendini. Ne var ki, başaramıyordu. Konuşulan konu dönüp dolaşıp yine hastalığına geliyordu.
  • Yola devam ediyorduk. Üstümden geçen bulutların çocukluğumun bulutlarının benzeri olduklarına, uzaktaki kentin gökyüzünün, üstümdeki mavi gökkubbeden değişik olmadığına, havanın aynı hava, rüzgârın esintisinin, kuş seslerinin böyle olduklarına inandırmaya çalışıyordum kendimi, boş yere. Bulutlar, gökyüzü, hava, rüzgârlar, kuşlar aslında bana yeni, değişik nesneler gibi geliyorlardı ve ben kendimi yabancı hissediyordum.
  • İleri, hep ileri! Düzlüklerde rastladığımız göçerler, sınırın uzak olmadığım söylüyorlardı. Adamlarımı yüreklendiriyor, dudaklarında beliren yılgınlık belirtilerini söndürüyordum. Yola çıkalı tam dört yıl olmuştu; ne tükenmez yorgunluktu. Başkent, evim, babam öylesine gerilerde kalmışlardı ki, inanamıyordum. Şimdi ulakların peş peşe ortaya çıkmaları için tam yirmi ay geçiyordu, sessizlikler, yalnızlıklar içinde. Zamanın sararttığı ilginç mektuplar getiriyorlardı bana, mektuplarda unutulmuş adlar, bana yabancı söyleyiş biçimleri, anlamayı başaramadığım duygular buluyordum. Ulak, yalnızca bir gece dinlendikten sonra, biz yeniden yola koyulurken ters yönde yola çıkıyor, çok daha önceden hazırlamış olduğum mektupları kente götürüyordu.
  • Böylece Corte altıncı kata geçti, bu taşınmanın sağlık durumuyla herhangi bir ilgisinin olmadığını bilmesine rağmen, kendisiyle sağlıklı insanların normal dünyası arasına artık net bir engelin girdiği düşüncesiyle huzursuz hissediyordu. İlk sığındığı yer olan yedinci katta, insanlarla bir şekilde iletişimde kalınabiliyordu; hatta o kat, alışkın olduğu dünyanın bir uzantısı sayılabilirdi. Buna karşılık, altıncı katta hastanenin kendine özgü yapısına dahil olacaktı: Burada doktorların, hemşirelerin ve hastaların bile düşünce yapıları hafiften değişiyordu. Buraya, durumları ciddi olmasa da gerçek hastaların alındığı kabul ediliyordu. Giuseppe Corte, yan odalardaki komşularıyla, hastane personeliyle ve bakıcılarla yaptığı ilk konuşmalardan, yedinci katın hasta olmayanların, başka bir ifadeyle hastalık hastalarının eğlenmesi için ayrılmış bir yer olarak görüldüğünü öğrenmişti; fakat altıncı kata geldiğinizde, deyim yerindeyse, gerçekten başlıyordunuz.
  • Fazlasıyla bir öncekine benzeyen günler artık birbirine karışıyordu.
  • Kentlerdeki kalabalıklara karışmış, birlikte çalışan ve acı çeken, ne iyi ne de kötü, belki de aşağılık ama asla yalnız olmayan insanlar.
  • Ayrılmak her zaman hüzün verir, geride kalan güzel anıları düşünmek insanın hep canını acıtır.
  • Elbette, doğan güneşten ya da görkemli dolunaydan farklı olarak cömert ve dokunaklı yıldızlar, insanı dünyanın mutluluklarını değil, tam aksine nadir görülen şeylerini sevmeye teşvik ediyorlar ve aslında ihtiyaçlarımıza daha çok karşılık veriyor gibi görünüyorlardı.
  • Fakat daha sonra bunu yapabilecek miyim? Ruhum yine en calıcı anda titremeye koyulup bahaneler üretmeyecek mi, daha fazla ileri gidemeyeceğini söyleyerek başını korkak kanatlarının arasına gizlemeyecek mi?
  • Yine de onu bırakıp gitmek beni üzüyordu. Ayrılmak her zaman hüzün verir, geride kalan güzel anıları düşünmek insanın hep canını acıtır.
  • Son ana kadar tutkuyla arzulayıp sonra da boş verdiğim, hiç girişimde bulunmadan hayatın içinde hızla akıp geçen saatlerin, günlerin, yılların ardından, korkaklılk ya da gurur yüzünden bir kenara attığım fırsatları düşünmek beni üzüyordu.
  • "Fakat ne kadar ilerlersem, sınırın aslında hiç var olmadığına inancım o kadar artıyor."
  • "Yarın sabah, yeni bir umut beni daha ileriye, gecenin gölgeleriyle karartmaya başladığı o henüz keşfedilmemiş dağlara doğru sürükleyecek."
  • "Hangi yalanları?" diye karşılık verdi Planetta, her zamanki gibi neşeli görünmek için elinden geleni yapıyordu. " Sana hangi yalanları söyledim ben? Sadece inanmana ses etmedim, hepsi bu. Hayallerin yıkılsın istemedin, o kadar. Gerçek bu."
  • "O yaşlı görünümüyle çekişen hafif, hızlı adımlarla, sadece yirmi yaşlarındaki mutlu insanlara özgü bir neşeyle yürüyordu."

--reklam--

Yedi Ulak İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitap Yorumu//Yedi Ulak-Dino Buzatti . Yalın ve sembollerle örülü Yedi Ulak, İtalyan yazar Dino Buzzati’nin kendi öykülerinden derlediği ilk seçki. Buzatti sayfalarının çoğunda zaman kavramını karçaşıklaştırıp belirsiz bir zaman dilimi oluşturmuş, anlatımının gücünü ön plana taşıyarak tarihe baplılık gösteren yaklaşıma dolaylı bir bişimde karşı çıkan bir yazar. . Sıradanı olağanüstüne çevirmekte usta olan yazar Yedi Ulak’ta edebiyatının en tipik unsurlarını açığa çıkarırken, sıradan insanların dünyasını, onların kurnazlıkları ve kırılganlıklarını, yabancılaşmayı, melankoliyi ve bürokrasiyi ele alıyor, bu motifler üzerine söylenmiş her şeyi başka türlü dile getiriyor. Her öyküde yarattığı fantastik atmosferle zamandan bağımsız bir gerçekçiliğe ulaşan Buzzati, kendine özgü mizah anlayışıyla insanın çağlar boyu süregelen ahmaklığına dikkat çekerken, yaşamı yeniden sorgulama gereği uyandırıyor. . Dino Buzattiyle tanışmak isteyenler bu öykü derlemesiyle başlayabilir. İnanılmaz akıcı ve içine çeken bir dili, konu örgüsü var hikayelerin. Ben çok beğendim kitabı. Kurguları duygu ve psikolojileri işleyiş şekliyle Stefan Zweig'ı andırsa da hikayelerdeki paranormal ögeler Zweig'tan farklı kılıtor aslında konuları. Tavsiye eder miyim? Kesinlikle. Alın okuyun. (Ece Ceren Gültepe)

19 öyküden oluşan kitabı Buzzati'nin kendine has üslubuyla beğenerek okudum. Zaten tanışma kitabım Tatar Çölü ile hayran olduğum yazarın özellikle zaman vurgusu, bekleyiş, umut ve bekledikçe daha çok bekleyişin ardı sıra geldiği döngüyü öyle çarpıcı anlatıyor ki sarsılmamak elde değil. Romanında da öykülerinde de bu anlatım hep var. Kitaba adını veren yedi ulak öyküsü, yedi kat, tebligat, büyük kervana baskın, acı yalan , gece bastırdığında, ölümcül günah ve Giovanni'ye veda ettiğim pelerin öyküsü en sevdiklerim oldu. Genel anlamda okuduğum başka öykü kitaplarına nazaran Dino Buzzati'nin öykülerini daha çok sevdim. Çünkü her öyküde ayrı bir lezzet vardı. Kiminde at üstündeki subay, kimisinde hastane odasındaki kaygılı hasta, başka öyküde gecenin karanlığında korkan çocuk ve daha bir çok şey oluveriyor insan. İşte yazarın albenisi de burada. (Birokurdan)

Yedi Ulak: Dino Buzzati’nin Dünyasına Hoş Geldiniz: Delidolu Yayınevi’nden çıkan eser Buzzati’nin 19 öyküsünü içinde barındırıyor. Özellikle ilk öykülerinin sonunun hep ölüme çıkması kasvetin üzerinize sinmesine neden oluyor diyebilirim. Seçkiye ismini veren Yedi Ulak bir prensin ölümüne dek sürdürdüğü yolculuğu, bu sırada ulakların prense getirmesi ve her ulağın yol uzadıkça gelme sürelerinin artmasını anlatıyor. Öyle ki son ulak prense geri geldiğinde prens yıllardır ölmüş oluyor. Yazarın birkaç öyküsüne de ayrıca değinmek istiyorum doğrusu. Yedi Kat’ta Giuseppe Corte bir mart sabahı ünlü sağlık merkezinin yolunu tutuyor. Bu merkezde hastalıkların ağırlığına göre derecelendirilmiş yedi ayrı kat var ve baş karakter yolculuğuna en üst katta başlıyor. Ama şartlar gereği Corte, sürekli aşağı katlara alınıyor ve her katta bir önceki katına döneceğine söz veriyor doktorlar. Hoş, tersi oluyor ve tahmin edebileceğiniz üzere karakter en alt katta hayata gözlerini yumuyor. Hastanelerin sürekli çıkardığı hastalıklar ve ortamdan oluşan bir hastalık hastalığı durumu çok iyi verilmiş. İnsanın vücudunun kendiyle olan tartışması, doktorların yıkıcılığı ve aslında bunların daha ötesinde var olan sembolik anlamlar çok ilgi çekiciydi. Yazarın etkilendiği yazarlar arasında sıkça Kafka’dan bahsediliyor, sanırım bu öykü de Buzzati’nin kafkaesk hikayelerinde başı çekiyor… Uygar Özdemir İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/inceleme/yedi-ulak-dino-buzzati/ (Kayıp Rıhtım)

--reklam--

Yedi Ulak PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Dino Buzzati - Yedi Ulak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yedi Ulak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Dino Buzzati Kimdir?

Dino Buzatti, 16 Ekim 1906 tarihinde İtalya'da San Pellegrino'da doğdu. Ailesi sonradan Milano'ya yerleşti. Buzzati, hukuk fakültesini bitirdikten sonra, Corriera della sera gazetesinde çalışmaya başladı. Onu sonraki yazarlık yaşamına hazırlayan üç tutkusu vardı: Dağ, resim, şiir. İlk romanı olan Barnabo delle Montagne'yi 1935'te yazdı. Başyapıtı sayılan Tatar Çölü'nü 1940'da yayınladı. 1939'da Corriera della sera adıans avaş muhabiri olarak Addis Ababa'ya gitti ve gözlemci olarak da olsa, katıldığı çarpışmaları yazdı. Buzzatı'nin ayrıca Il Segreto del Bosco, Vecchio, I sette messaggeri, Paula alla Scala, Il gtande ritratto, Sessanta racconti Il Colombre gibi yapıtları yanında tiyatroya uyarlanmış çalışmaları ve resimleri de vardır.

Üslubu, birçok bakımdan Kafka'ya benzetilen Buzzati değeri geç anlaşılmış bir yazardır. Hatta önce kendi memleketi olan İtalya'da değil, Fransa'da ilgi görmüştür.

28 Ocak 1972'de Milano'da ölmüştür.

--reklam--

Dino Buzzati Kitapları - Eserleri

  • Tatar Çölü
  • Tanrı'yı Gören Köpek
  • Bir Aşk
  • Yaşlı Ormanın Gizemi
  • Dağların Adamı Barnabo
  • Colombre
  • Yedi Ulak
  • Tam O Anda
  • Ayıların Meşhur Sicilya Baskını
  • K. Balığı
  • Büyülü Öyküler
  • Fırçanın Ucundaki Hikayeler
  • Büyücü
  • Catastrophe

--reklam--

Dino Buzzati Alıntıları - Sözleri

  • N'aparsın? Böyleyiz biz işte, günahkârız Tanrı'nın bağışlamasına gereksinme duyan zavallı günahkâr böcekleriz. (Büyülü Öyküler)
  • Her şey eskisi gibi. Gerçekten hiçbir şey olmadı. (Dağların Adamı Barnabo)
  • Ama bir başka aydınlık pencereden bildik bir tıkırtı geliyor. Daktilo. Sanki soluklanmak için verdiği küçük esler dışında coşkuyla tıkırdıyor, hiç durmuyor, tereddüt etmiyor... Hangi acıya doğru koşuyor? Bana bazı geceleri anımsatıyor, ah yıllar önceydi, ne çok zaman geçti. (Tam O Anda)
  • "O yaşlı görünümüyle çekişen hafif, hızlı adımlarla, sadece yirmi yaşlarındaki mutlu insanlara özgü bir neşeyle yürüyordu." (Yedi Ulak)
  • Tanrı aşkına umuyorum bize bu avuntu bırakılır. Sonunda elimizde kalacak somut şey, yapmayı başardıklarımızdır. (Tam O Anda)
  • Fazlasıyla bir öncekine benzeyen günler artık birbirine karışıyordu. (Yedi Ulak)
  • Büyük bir engeldir büyümek. Genellikle insanın başına uykusunda gelir. (Yaşlı Ormanın Gizemi)
  • Yitirdiğin savaşların madalyalarıyla süslüsün; yarınki savaşta talih senden yana olacaktı ama tam o gün ölüverdin. (Colombre)
  • "Doğanın yüce bir gösterisi karşısında bizim ruhsal coşkumuz sadece kendimizi ilgilendirse ve başka bir varlığa doğru yayılamasa ne kadar acıklı olurdu." (Bir Aşk)
  • Ruhların ve nesnelerin birbirine benzeyen sesleri ve ışıkları arasındaki çöküşte apartmanların kasvetli gölgesinde, beton ve kireç duvarlar arasında, dizginlenemeyen yalnızlık içinde bir tür çiçekti o. (Bir Aşk)
  • Sadece yalanın uydurulmaya ihtiyacı vardır. (Yaşlı Ormanın Gizemi)
  • intikam alma ihtiyacını gerçekten hissetmiyor. O alçaklık anı artık uzaklarda kalan bir olay. (Dağların Adamı Barnabo)
  • Her sabah uyandığımda kendime şunu sorarım: bugün, o gün olacak mı? Her akşam yatağa yeni bir hayal kırıklığı ile girerim. Ve hayat gelip geçer. Güneşten mahrumiyet nedeniyle solan yüzlerimizde derin çizgiler belirir. (Tam O Anda)
  • “İkindi vaktiydi daha, oldukça güneşliydi hava. Sokakta biriyle karşılaştım. “Günaydın” dedim. Baktı bana ve “İyi akşamlar” cevabını verdi.” (Tanrı'yı Gören Köpek)
  • “Sıkmayın canınızı. Artık çok geç. Umut ışığı kalmadı bizim için.” (Büyülü Öyküler)
  • "Senin gibiler cehennemi çocukluklarından beri içlerinde taşır." (Colombre)
  • "Sen başkalarının kederlerini ödünç aldın." (Colombre)
  • Gene de içimde her şeyin yeniden başlayabileceğine ilişkin hiç dinmeyen bir duygu var. (Tam O Anda)
  • Elbette, doğan güneşten ya da görkemli dolunaydan farklı olarak cömert ve dokunaklı yıldızlar, insanı dünyanın mutluluklarını değil, tam aksine nadir görülen şeylerini sevmeye teşvik ediyorlar ve aslında ihtiyaçlarımıza daha çok karşılık veriyor gibi görünüyorlardı. (Yedi Ulak)
  • "Henüz dibe vurmadım; küçük bir pay daha kaldı oraya ve umarım onun tadını alabilirim." (Colombre)