Kitap Künyesi
Yazar: John Berger
Çevirmen: Cevat Çapan
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9786053161424
Sayfa Sayısı: 248
Yedinci Adam Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Göçmen işçinin deneyimini okura taşıyabilmek için bir yandan siyasi analize bir yandan şiire ihtiyaç duyduk. Hem ekonomistlerden alıntılar yaptık, hem bir hikâye anlatıcısı gibi kurguladık. Hepsinden önemlisi fotoğraflara ihtiyaç duyduk. Böylece Görme Biçimleri’nde başladığımız deneysel süreci tekrarlamış oluyoruz. Bu kez başka bir konuda, sözle ve görüntülerle göçmen işçinin maddi koşullarına ve hissettiklerine yakınlaşabilmeyi amaçladık...
“Bugün hâlâ İstanbul’un bir gecekondu semtinden, bir Yunan limanından, Madrid’in, Şam’ın ya da Bombay’ın bir kenar mahallesinden bu kitabı ele geçirip ilk okuduklarında nasıl etkilendiklerini anlatan Güneyli okurlara rastlıyorum. Böyle yerlerde kitap doğru bir adrese ulaştı, dostça ilgi gördü. Yedinci Adam bu okurlar için artık sosyolojik ya da birinci dereceden siyasal bir risale değil, daha çok bir aile albümü – insanın yakınlarının hikâyelerine, hatıralara, bir dizi yaşanmış anlara rastlayacağı bir albüm.”
Yedinci Adam Alıntıları - Sözleri
- Şehirleşmiş ülkelerin ekonomisi bakımından göçmen işçiler ölümsüzdürler; ölümsüzdürler çünkü sürekli olarak yerleri başkalarıyla doldurulabilir. Göçmen işçiler doğmaz, yetiştirilmez, yaşlanmaz, yorulmaz, ölmezler. Bir tek işlevleri vardır onların: çalışmak. Hayatlarının bütün öbür işlevleri geldikleri ülkelerin sorumluluğu altındadır.
- 'Fotoğrafla mı geldin, yoksa trenle mi?' Bütün fotoğraflar bir ulaşım biçimi, yokluğun bir dile gelişidir.
- Bir başka insanın yaşantısını anlamak için, insanın dünyayı, kendi bulunduğu yerden göründüğü gibi görmekten vazgeçip, onu, o öbür insanın bulunduğu yerden göründüğü gibi yeniden görebilmesi gerekir. Örneğin, bir başkasının yaptığı seçimi anlayabilmek için, kafasında karşı karşıya kalabileceği seçenek yoksunluğunu, kendisine bir seçim hakkı tanınmayabile ceğini düşünmesi gerekir. Toklar açların hangi seçeneklerle karşı karşıya olduklarını anlama yeteneğinden yoksundurlar. Bir başkasının yaşantısını anlayabilmek için, ne kadar beceriksizce de olsa, dünyanın parçalarının sökülüp yeniden takılması gerekir. Bir başka insanın öznel yaşamına girmekten söz etmek yanıltıcıdır. Bir başkasının öznelliği aynı dış gerçeklere bir başka kişisel yaklaşımdan ibaret değildir. Kendisinin merkezi olduğu gerçekler dünyasıdır değişik olan.
- Azgelişmiş olmak yalnızca soyulmak ve sömürülmek demek değildir: Aynı zamanda yapay bir durgunluğun pençesine düşmek demektir.
- Önündeki birkaç günlük geleceği o kadar çok bilinmeyenle doludur ki, zamanın akışı bu bilinmeyen geleceğin önünde durur ya da yön değiştirir. Düşünüldüğünde, başlamak üzere olan gelecek, içinde dolaşılabilecek bir boşluk değil, bir duvardır. Tarihten kalma bir şehir duvarı gibi bir duvar. Ama üzerinde zamanın ve çalışanların izleri olan bir duvar değil de, zamanı yadsıyan ve televizyon ekranına benzeyen bir duvar. Arada bir üzerinde birtakım görüntüler beliren, ama boş olduğu zaman, arkasına hiçbir şey geçirmeyen donuk bir bulut. Yarı uykulu haliyle duvara yaklaşır ve kendisine bir giriş yeri arar. Sonra, sırtını duvara döner, geçirdiği son birkaç gün de olanları anımsar.
- Bu arada, kapitalist sistem kendi ülkesinin işçilerine işlerinin kölesi oldukları gerçeğini unutturmak için onları birer tüketici durumuna sokmuştur. Ford fabrikasında çalışan bir İngiliz işçisi: "Burada senin başardığın bir şey yok. Robotlar bile yapabilir bu işi. Gerizekâlılara göre ayarlanmış her şey. Düşünmeni gerektirmiyor. Bunu da söylüyorlar açıkça. 'Sana düşünesin diye para vermiyoruz,' diyorlar. Zamanla herkes anlıyor önemli bir iş yapmadığını. Sıradaki yerine bakıyor yalnız. Para için. Kimse başarısız olduğunu kabul etmek de istemiyor elbet. İnsanın kendisini çarkın sadece bir dişi olarak düşünmesi hiç de hoş değil. Onun için aldığı ücrete bakıyor işçi; bu paranın karısı ve çocukları için neler yapabileceğine bakıyor. Başka bir açıklaması yok bunun."
- sınır kendi ülkesinin coğrafi sınırıyla örtüşmüş ya da örtüşmemiş olabilir. Önemli olan coğrafi sınır değildir: Sınır sadece onun durdurulabileceği ve isteklerini gerçekleştirmesinin engellenebileceği yerdir. Sınırı geçtiği zaman, göçmen işçi olur.
- Şu dünyada düşeceksen yollara, İyisi mi yedi kez doğmaya bak Bir kez, yangın çıkan bir evde doğ, Bir kez, buzdan soğuk sellerde, Bir kez, azgın deliler arasında, Bir kez, olgun bir buğday tarlasında, Bir kez de kimsesiz bir manastırda, Bir ağızdan ağlayan altı bebek, yetmez: Sen kendin yedinci olmaya bak. Canını kurtarmak için dövüşeceksen, Karşısında yedi kişi görmeli düşmanın, Biri, pazar günü dinlenen bir işçi olmalı, Biri, pazartesi sabahı işe başlayan, Biri, para düşünmeden bir şey öğreten, Biri, boğularak yüzme öğrenen, Biri, koca bir ormanın tohumu olan, Biri de yiğit atalarının koruduğu bir torun, Ama onların bu hünerleri de yetmez, Sen kendin yedinci olmaya bak. Bir kadın mı bulacaksın kendine, Yedi erkek birden düşmeli o kadının peşine, Biri, güzel sözlere kanan, Biri, başının çaresine bakan, Biri, kendini hayalci sanan, Biri, eteğinin altından kadını okşayan, Biri, hiçbir numarayı yutmayan, Biri, kadının düşürdüğü mendile basan; Sinek gibi vızıldasınlar kadının çevresinde, Sen kendin yedinci olmaya bak. Yazmak geliyorsa elinden, Yedi kişi birden yazmalı şiirini, Biri, mermerden bir köy kuran, Biri, uykusundayken doğan, Biri, göğün haritasını çizen, Biri, adı sözcüklerle anılan, Biri, ruhunu yetkinleştiren, Biri, diri fareleri kesip biçen, İkisi yiğit, dördü akıllı; Sen kendin yedinci olmaya bak. Ve her şey yazıldığı gibi olursa, Yedi kişi için öleceksin, Bir, beşiği sallanıp emzirilen, Bir, diri genç bir memeyi kavrayan, Bir, boş tabakları fırlatıp atan, Bir, kazansın diye yoksula omuz veren, Bir, yıkılıncaya kadar çalışan, Bir sadece durup aya bakan kişi için. Dünya mezar taşın olacak; Sen kendin yedinci olmaya bak.. Attila Jozsef
- Göçmen işçiyse yaşamak ister. Onu göç etmeye zorlayan yalnızca yoksulluk değildir. O kendi kişisel çabasıyla içine doğmuş olduğu durumda eksik olan bir dinamizmi elde etmeye çalışmaktadır.
- Marx (1867): "Fabrikada işçinin dışında cansız bir çark dönmektedir; işçi bu çarkın sadece bir parçası durumundadır... fabrikada çalışmak, ayrıca sinir sistemini son derece yorar, kasların değişik hareketlerini kısıtlar, insanın bedensel ve düşünsel etkinliğini en küçük zerresine kadar özgürlükten yoksun bırakır."
- Adamın biri kafasında var olduğundan korktuğu bir hastalığı ortaya çıkaracak bir makina olup olmadığını soruyor ona: Okuma-yazma bilmemektir bu hastalık.
- Kapitalist ahlâk anlayışına göre, yoksulluk bir insanın ya da bir toplumun girişim yoluyla kurtulabileceği bir durumdur. Girişim ise kendi başına bir değer olarak Verimlilikle ölçülür. Bu yüzden, azgelişmişliğin çözümü olmayan, kaçınılmaz bir yoksulluk durumu olduğu kapitalist mantığa sığmaz. Böyle olmakla birlikte, kapitalizm nerdeyse dünyanın yarısını bu durumda tutar. Kuramla uygulama arasındaki bu çelişki, kapitalizmin ve onun kültür kurumlarının artık ne kapitalist düzeni, ne de dünyayı açıklayabilmesinin nedenlerinden biridir.
- Sözcüklerin bulanıklığından ötesini görebilme olanağı var mıdır?
- Azgelişmiş olmak yalnızca soyulmak ve sömürülmek demek değildir: Aynı zamanda yapay bir durgunluğun pençesine düşmek demektir. Azgelişmişlik öldürmekle kalmaz : Onun temelindeki durgunluk hayatı yadsır ve ölüme benzer. Göçmen işçisiyle yaşamak ister. Onu göç etmeye zorlayan yalnızca yoksulluk değildir. O kendi kişisel çabasıyla, içine doğmuş olduğu durumda eksik olan bir dinamizmi elde etmeye çalışmaktadır.
- Düşümde bir dost geldi beni görmeye. Çok uzaklardan. Sordum kendisine düşümde : "Fotoğrafla mı geldin, yoksa trenle mi?" Bütün fotoğraflar bir ulaşım biçimi, yokluğun bir dile gelişidir.
Yedinci Adam İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Merhaba kitap dostları iyi akşamlar.John Berger’in Yedinci Adam isimli eserinden bahsetmek istiyorum. Yapısal anlamda iyi kurgulanmış, hem sosyolojik olarak hem de ekonomik yönleriyle göçmen işçiyi ve onların yaşamlarını ele alan kitap oldukça önemli bir inceleme eseri olarak ön plana çıkmaktadır. Yazarın Görme Biçimleri’nin saha uygulaması tadında, göçmenler ve kabul eden ülkeler bağlamında bir belgesel adeta Fotoğraflar çok başarılı ve her yerde bulunamayacak fotoğraflar ve bence kitabı değerli etkenlerin başında geliyor. Bu kitap görüntülerden ve sözcüklerden oluşmaktadır. Görüntüler de sözcükler de birbirlerinden bağımsız olarak okunabilir, diyor John Berger kitabın girişinde. Böylelikle hem fotoğrafın hem de yazının herhangi bir toplumsal olguyu kendi başına açıklayabilecek yeterlilikte olduğunun altını çiziyor. Bu tanım, görselliği yazının –ya da yazıyı görselliğin- tahakkümüne almasının önüne geçmekle kalmıyor, bir sanatçı kurnazlığıyla okuyucuyu aslında her ikisini de beraber okumaya/algılamaya davet ve teşvik ediyor.Türü seven dostlara tavsiyemdir.Mutlaka okuyun derim. (Dark Reader)
Kitap çok iyi. Okuması çok kolay. 11.peron tadında, tabi onun gibi ağlarken bulmuyorsunuz kendinizi. Göçmen işçilerin yaşadıkları sıkmadan sosyolojik ve psikolojik gözlemlerle (fakat asla ötekileştirilmeye girilmeden) anlatılmış. Gidenlerin süreçleri, arkada bıraktıkları, umutları, çalışma şartları hepsi modern Avrupa’nın alt yapısı. Nice milletten insanın Köle gibi çalışıp, kimliksizleştiği zamanlardaki emeği, alın teri. (Şehadet Gerçek)
YEDINCI: Su dünyada düseceksen yollara, Iyisi mi yedi kez dogmaya bak. Bir kez, yangin cikan bir evde dog, bir kez, buzdan soguk sellerde, bir kez, azgin deliler arasinda, bir kez, olgun bir bugday tarlasinda, bir kez de kimsesiz bir manastirda. Bir agizdan aglayan alti bebek, yetmez: sen kendin yedinci olmaya bak. Canini kurtarmak icin dövüseceksen, Karsisinda yedi kisi görmeli düsmanin: Biri, pazar günü dinlenen bir isci olmali, biri, pazartesi sabahi ise baslayan, biri, para düsünmeden bir sey ögreten, biri, bogularak yüzme ögrenen, biri, koca bir ormanin tohumu olan, biri de yigit atalarinin korudugu bir torun, ama onlarin bu hünerleri de yetmez: sen kendin yedinci olmaya bak. Bir kadin mi bulacaksin kendine, yedi erkek birden düsmeli o kadinin pesine. Biri, güzel sözlere kanan, biri, basinin caresine bakan, biri, kendini hayalci sanan, biri, eteginin altindan kadini oksayan, biri, hicbir numarayi yutmayan, biri, kadinin düsürdügü mendile basan: sinek gibi vizildasinlar kadinin cevresinde. Sen kendin yedinci olmaya bak. Yazmak geliyorsa elinden, yedi kisi birden yazmali siirini. Biri, mermerden bir köy kuran, biri, uykusundayken dogan, biri, gögün haritasini cizen, biri, adi sözcüklerle anilan, biri, ruhunu yetkinlestiren, biri, diri fareleri kesip bicen, ikisi yigit, dördü akilli; sen kendin yedinci olmaya bak. Ve her sey yazildigi gibi olursa, yedi kisi icin öleceksin. Bir, besigi sallanip emzirilen, bir, diri genc bir memeyi kavrayan, bir, bos tabaklari firlatip atan, bir, kazansin diye yoksula omuz veren, bir, yikilincaya dek calisan, bir, sadece durup aya bakan kisi icin. Dünya mezar tasin olacak: sen kendin yedinci olmaya bak. *Attila Jozsef Kitap, 1973 yili ile 1974 yilinin ilk yarisinda, ressam Seven Blomberg, tasarimci Richard Hollis, fotografci Jean Mohr ve yazar John Berger tarafindan hazirlanmis. Fotograflar ile birlikte, o dönem Almanya`da her yedi kol iscisinden biri olan göcmen iscilerin hayatlarindan kesitler sunuluyor. Yakin Türk tarihi acisindan cok önemli bir yer teskil eden, Avrupa`ya isci göcü üzerine biraz daha fazla düsünmek, iscilerin hayalleri, yasam kosullari ile empati kurmak isteyenlerin cok sevecegi bir kitap olacagina eminim. John Berger`in, 2010 yilinda yazdigi önsözde seslendigi, o zamanlar henüz dogmamis genc göcmenlerden biri olarak da kitabi bastan sona gözlerim dolu bir sekilde okudugumu söylemeliyim... (hypatia)
Kitabın Yazarı John Berger Kimdir?
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.
İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır.
Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.
John Berger Kitapları - Eserleri
- Görme Biçimleri
- Hoşbeş
- Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
- A'dan X'e
- Uçuşan Etekler
- Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
- Bir Fotoğrafı Anlamak
- Sanatla Direniş
- Düğüne
- Portreler
- G.
- Yedinci Adam
- Duman
- Buluştuğumuz Yer Burası
- Bento'nun Eskiz Defteri
- Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
- Kıymetini Bil Herşeyin
- Hayvanlara Niçin Bakarız?
- Kral
- O Ana Adanmış
- Manzaralar
- Fotokopiler
- Domuz Toprak
- Gökyüzü Mavi Siyah - Bütün Şiirleri
- Sanat ve Devrim
- İstanbul’dan Gelen Telefon
- Bir Zamanlar Europa'da
- Leylak ve Bayrak
- Görme Duyusu
- Şiirin Saati
- Zamanımızın Bir Ressamı
- Clive’ın Koğuşu
- Bologna'nın Kırmızı Tenteleri
- 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus
John Berger Alıntıları - Sözleri
- Delilik, benliğe kapatılmış devrimci özgürlüktür. (Görme Duyusu)
- Bir yalan hakikat sayılırsa, gerçek hakikat sahte olanı doğrudan teatral bir ha kikate çevirir. (Görme Duyusu)
- Sevilen insan sokaktan geçerken ya da yüzünü yıkarken görülen insanla aynı değildir. (O Ana Adanmış)
- Ölülere yakılan ağıtlar ölmekle kaybettikleri umutlaradır aslında. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
- Geleceği görmek için geriye gidiyorum. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Fotoğraflar belirli bir durumda hayata geçirilen insansal bir seçimin tanığıdır. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- “Zorunluluk hem tragedya hem de komedya üretir. Öptüğünüz ya da kafanızı çarptığınız şeydir.” (Sanatla Direniş)
- Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir. (Sanat ve Devrim)
- Vedalaşmayla buluşma ne kadar da yakındır birbirine! (O Ana Adanmış)
- Kapitalist üretim tarzı kadar sürekli ve kapsayıcı bir biçimde geleneği parçalayan, geçmişi gereksiz kılan ve yadsıyan başka hiçbir şey yoktur. Brecht’in dediği gibi “Radikal olan, komünizm değil kapitalizmdir.” (O Ana Adanmış)
- Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir. (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- NASIL OLUYOR DA hâlâ yaşıyorum? (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Hikayelerimizin bizi ele geçirme tehlikesi olduğunu bilsek, başka türlü yazar mıydık acaba? Sanmıyorum. (Hoşbeş)
- 'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır. (Sanat ve Devrim)
- Kalbin gecikmelere tahammülü yoktur, inancını yitirmişçesine perişan olur. (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Yorulunca sessizliği ararız, ama sessizlikten de korkarız, boş tiyatrolardan korkan oyuncular gibi. (Düğüne)
- "Bir resim cansızsa, bunun nedeni ressamın modeline bir işbirliğinin başlaması için yeteri kadar yaklaşmaya cesaret edememesidir." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar, düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar. (Şiirin Saati)
- Roland Barthes fotoğrafla ölüm arasındaki gizli anlaşmayı keskin bir dille ifade etti; her ikisi de zamanı durdurur, her ikisi de öldürücü bir darbe indirir. Senin sorun başka türlü. Geçmiş ve gelecek donar da, şimdiki zaman sonsuza dek sürerse ne olur? Saatsiz bir mutfağın sessizliğinde neler yaşanır? (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Çıplak doğan kalbimin ilk kundağı ninnilerdi. Ardından kendi kendine şiir giydi giysi diye. Bir gömlek gibi taşıdım sırtımda okuduğum şiirleri. Yarım yüzyıl yaşadım böyle Sandalye sırtındaki gömleğimden karşılaşana dek o sözsüzlükte. Öğrendim ki bu gece yıllar boyu kalbimin ezberlediği bekleyişimmiş seni. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin