Yeni Hayat Doğru Yol - Ziya Gökalp Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Yeni Hayat Doğru Yol kimin eseri? Yeni Hayat Doğru Yol kitabının yazarı kimdir? Yeni Hayat Doğru Yol konusu ve anafikri nedir? Yeni Hayat Doğru Yol kitabı ne anlatıyor? Yeni Hayat Doğru Yol kitabının yazarı Ziya Gökalp kimdir? İşte Yeni Hayat Doğru Yol kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Ziya Gökalp
Yayın Evi: Elips Kitap
İSBN: 9789756053966
Sayfa Sayısı: 64
Yeni Hayat Doğru Yol Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ziya Gökalp büyük bir düşünce adamıdır. Büyük düşünce adamları, toplumu etkiler. Fakat yeni ve karmaşık bir düşünce ürettikleri için de daima yanlış anlaşılma ve basmakalıp bir değerlendirme ile basite indirgenme tehlikesine maruz kalırlar. Toplum, büyük düşünce adamlarına ihtiyaç duyduğu dönemde onların ruhundan, tutkusundan ve kişisel özelliklerinden etkilenir. Ama sonradan gelenler o ruhu anlama ihtiyacını yeteri kadar duymadan, tasavvur dünyasında o tutkuyu kendileri de yaşamadan ve fikirlerin ayrıntılarına yeteri kadar dikkat etmeden o büyük düşünce adamına yaklaşırsa, basmakalıp övgüler, anlamsız saldırılar ortalığı kaplar ya da o büyük düşünce adamı görmezden gelinir. Düşüncenin verimliliği onun kişisel bir çeşni olmaktan kurtulmasıyla ve başka zihinlerle eleştirel işbirliği kurmasıyla mümkündür. Düşünceleri kendi köşelerinde kalmaktan kurtaracak bir düşünce geleneğine, eleştirel işbirliğine ihtiyaç vardır. Ziya Gökalp, kendi zamanında bunu yapmıştır. Bizim de onun fikirlerini birer müze eseri gibi saklamak yerine, o fikirlerle düşünmemiz ve gerektiğinde yeni fikirlere doğru ilerlememiz gerekiyor.
Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar
Yeni Hayat Doğru Yol Alıntıları - Sözleri
- Ahlâk yolu pek dardır. Tetik bas, önü yardır. Sakın hakkım var deme, Hak yok, vazife vardır!
- . ''Karacık" dağından, ''Kıpçak" çölünden Gelen atalarım gibi Türk'üm ben. Bana yol gösteren benden olmalı; Olamaz Türk'e baş, Türk'üm demeyen. Osmanlı kalamaz Türk'ü sevmeyen! .
- Bana yol gösteren benden olmalı; Olamaz Türk'e baş, Türküm demeyen.
- <
> - Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı Türk'üm, bu ad, her unvandan üstündür... Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı Türk milleti bir bölünmez bütündür
- Biz Türkler sulh çağlarında, Uslu arı kovanıyız. Harbin kanlı dağlarında, Yırtıcı av doğanıyız.
- Kadın yükselmezse alçalır vatan, Samimi olamaz onsuz bir irfan.
- Her yanımda bir uçurum, Sırat'ındır benim yolum, Tut elimden düşüyorum Sırat sensin yüce Tanrı!
- "Ziya Gökalp, gerçekten yakın tarihimizin en tesirli ve güçlü insanlarından biridir. Bu bakımdan Gökalp, modern Türkiye'nin siyasî ve fikrî gelişmeler içerisinde bir nirengi noktası olarak değerini korumaktadır."
Yeni Hayat Doğru Yol İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ziya Gökalp büyük bir düşünce adamıdır. Büyük düşünce adamları, toplumu etkiler. Fakat yeni ve karmaşık bir düşünce ürettikleri için de daima yanlış anlaşılma ve basmakalıp bir değerlendirme ile basite indirgenme tehlikesine maruz kalırlar. Toplum, büyük düşünce adamlarına ihtiyaç duyduğu dönemde onların ruhundan, tutkusundan ve kişisel özelliklerinden etkilenir. (Hakan Arıkan)
Oh be diyorum Ziya Gökalp, Nihal Atsız gibi büyük ustaların eserlerini okurken. O kadar rahatlatıyor, o kadar sinirimi alıyor ki bu gibi insanların yazıları. Gene öyle bir kitapla karşı karşıyayız. Eserimiz 1976 yılına ait aslında basım olarak ve 1918’de yazılmış Yeni Mecmua neşri esas alınarak hazırlanıyor. Yani orijinal dilinde değiştirilmeden yazıldığından bahsederek başlamak istiyorum. Hani derler ya Güneş Batıdan Doğacak diye. İşte Diyarbakır’da (1876) doğup; Selanik’te Gökalp adıyla (1911) fikir dünyasına katılan büyük bir üstattan bahsediyoruz. Tabi onu en iyi anlatan eseri bana soracak olursanız size bu kitabı değil; Türkleşmek İslamlaşmak ve Muasırlaşmak isimli eserini söyleyebilirim. Yeni Hayat, kısmı için sanırım şu cümleleri söyleyebilirim. Düzyazı ile başlayıp şiir ile devam eden (Nesir ve Nazım diyelim daha bilindik olur sınava çalışanlar için) Vatandan başlayan aileye, iş hayatına, çocukluğa ve tabii Türklere dair şiirler içeren bir eser. Bunun yanında çocuklar için şiirlerin bulunduğu, tasavvufî yazıların yazıldığı dopdolu bir bölüm. Doğru Yol kısmı içinse, Arapça Umde (İlke) sözcüğünün kullanıldığı 12 kısımlık bir programın analizini görüyoruz. Bunların Sınıflandırma ve Çözümlemeleri (Tasnif-Tahlil) üzerine konuşuyoruz. Bu 12 kısmı sayalım: Siyasi, İdari, Dini, Hukuki, Adli, İktisadi, Mali, Nafiaya (Bayındırlık) Malik Umdeler, Maarife Müteallik, Muavenet-i İctimaiyyeye Müteallik (İslami Sosyal Yardım Kurumları gibi bir manası var) Umdeler, İctimai Siyasete Müteallik Umdeler ve Askeri Umdeler. Siyasi ilkelerden başlayalım. Burada büyük bir şikayet var aslında. Halk partisinin de bunu düzelteceği konuşuluyor. Misalen, bir Arnavut, Osmanlı vatandaşı olduğunu bunun yanında Arnavut olduğunu; bir Ermeni de Osmanlı vatandaşı olduğunu ama bununla beraber Ermeni olduğunu söyleyebilirken bir TÜRK; Osmanlı vatandaşı olduğunu söylemekle beraber Türk olduğunu söyleyemez dereceye gelmiş. İşte Halk Fırkası bunu toparlayacak diyor. Değerlendirmeler bu şekilde ilerliyor. Ne kadar güzel, ne kadar mantıklı, ne kadar gerçekçi ve ne kadar özgün. Yani diyor ki; sen bir ülkenin vatandaşı olabilirsin ama senin askerin, ordun, senin insanın bir ülkenin toprağında savaşırken senin de elin silah tutuyorsa sen ülkenden kaçıp sığındığın ülkenin meydanında, savaşından kaçtığın ülkenin bayrağını sallayarak seni kurtaran devlete nispet yapamazsın. Bilmem, anlatabildim mi? Anlatamadım. İzah edelim. Bizim ülke insanı olarak yaşlılara, kadınlara, çocuklara karşı asla ve asla düşmanlık yapmadığımızı herkes bilir. Ancak benim kardeşim, benim yeğenim sınırda çatışırken, sen elin silah tuttuğu halde kaçıp benim ülkeme sığınamazsın. Ülken için savaşacaksın. Hele benim ülkemde benim insanlarımın arasında kendi ülkenin bayrağını nispet yapar gibi meydanda sallayamazsın. O bayrağı sallayacağın yer, senin ülkende savaş çıkarıp ocağını dağıtanların karşısındır. Bunu yapamıyorsan ADAM değilsindir, benim ülkemde barınıp benim fırsatlarımdan fazlasıyla faydalanabiliyorsan buna oturup şükredersin. Benim insanımdan üstün hareketler yapamazsın. Yok, yaparım siz kimsiniz diyorsan da ülken hemen oracıkta. Güzelce git ülkene, ülkeni ülkende savaşanlardan koru seni tutan yok. Hiçbir Türk, bir Türk budununda 2. sınıf insan muamelesi göremez. Bu dediğimden rahatsız olan varsa elindeki kimliğin hangi ülkeye ait olduğuna baksın. Yetmiyor mu? Sınırda çarpışan askerlerimizle aynı kimliğe sahip olduğuna baksın. Hiçbiri yetmiyorsa aldığı nefeste dahi o asker kardeşlerinin hakları olduğunu bilsin. Neyse, bu konuda diyeceğim bu kadar. (Bu konudan canım yandı, daha neler var gördüklerim de ses etmiyorum, en azından burada) Şöyle genel hatlarıyla baktığımızda oldukça faydalı mesajlar içeren bir kitap. Bazı maddeleri günümüzde uygulanmaya çalışıyor, bazıları devlet politikası haline getirilmiş, kimi unutulmuş kimisi de yapılmaya çalışılıyor. Ancak benim millet olarak umudumun kesilmediği çok açık. Halen başarabileceğimize inandığım çok iş var, bunların ilki de İnanç. Bu İnanç meselesi her işte önemli. İnşallah daha iyi yerlere, daha iyi koşullara gelmiş bir millet oluruz. Şimdi değilse yarın, yarın değilse ileride ama elbet bir gün.. (Sadık Kocak)
Ziya Gökalp'in onca yazdığı kitapların her birinde farklı konulara değinmesi laf cambazlığı yapmadığı, gerçektwn bilgili olduğunu gösterir.Mutlaka okunmalıdır Ziya Gökalp. (Gölge Koleksiyoncusu)
Kitabın Yazarı Ziya Gökalp Kimdir?
Mehmet Ziya Gökalp, yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplumbilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusanda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği yapmıştır. "Türk millîyetçiliğinin babası" olarak da anılır.rnrnZiya Gökalp 23 Mart 1876da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Beyin oğlu olarak Diyarbakır Çermikte dünyaya geldi. Annesi Zeliha Hanım’dır. 16. yüzyıla kadar Araplar ve Farslar egemenliğinde olan Diyabakır sonradan Türk, Kürt ve Ermeni toplulukların millî çekişmeleri ile şekillenmiştir. Bu kültürel ortamın onun millî benliğine etki ettiği öne sürülmüştür. Sonraları, siyasi düşmanları onun Kürt kökenli olduğunu öne sürdüğünde, Gökalp, babası tarafından Türk ırkına sahip olduğundan emin olduğunu ama aslında bunun önemsiz olduğunu belirtmiştir. "Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır". Bazı tarihçiler buna rağmen onu Kürt asıllı olarak tanımlamışlardır.rnrnEğitimine doğduğu yer olan Diyarbarkır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye (Askeri Lise) girdi; özgürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbul’da devam etmek istediyse de bu imkânı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da İdadi Mülkiye’nin(Sivil Lise) ikinci sınıfına kaydoldu. Son sınıfta öğrenci iken “Padişahım Çok Yaşa” yerine “Milletim Çok Yaşa” diye bağırması, hakkında soruşturma açılmasına yol açtı. O sırada okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894’te okuldan ayrıldı.rnrnLiseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Tasavvufla ilgilendi. Fransızca öğrenmeye başladı. Diyarbakır’daki kolera salgını nedeniyle bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanıştı, fikirlerinden etkilendi. Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Mehmet Ziya’yı intihara sürükledi. İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır’da bulunan genç bir Rus operatördü. İntihar girişiminden sonra kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara çatan pek çok şiir yazdı.rnrn1896da , Erzincan Askeri Lisesi’nde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbula giden Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile görüştü. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı.rnrnSerbest bırakıldıktan sonra 1900de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. Yüksek öğrenimini tamamlayamayan Mehmet Ziya’nın Diyarbakır’daki amcası ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Amcasının vasiyetini yerine getirmiş ve Vecihe Hanım ile evliliğinden bir oğlu (Sedat), 3 kızı (Seniha, Hürriyet, Türkan) olmuştur.rnrn1908e kadar Diyarbakırda küçük memuriyetler yaptı. Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından hürriyet çalışmalarını yürüttü. O dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşanın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.rnrnDoğu ile Batı arasında ki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerinde karışmasına neden oldu. Onlarında saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır.rnrn1904- 1908 arasında Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazılarını yayımladı. İbrahim Paşa’nın halka yaptığı zulümleri "Şaki İbrahim Destanı" adlı yapıtında anlattı.rnrnII. Meşrutiyetten sonrarnrnII. Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakkinin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı.rnrnMehmet Ziya, 1909da Selanikte toplanan İttihat ve Terakki Kongresine Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurtarak bu disiplinin okullarımıza girmesini sağladı. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Bey, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlarla Selanik’te yayımlanan felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Bey, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı.rnrn1912de Derneğin merkezi İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de İstanbul’a geldi, Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusana seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Kurumda onun eğitimle ilgili görüşleri kabul gördü; Darülfünun ve Eğitim Fakültesi’nde ders programları, okutulacak kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırıldı. 1913 ve 1914 yıllarında kendisine önerilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmedi, üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915’te İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe bölümünde İctiamiyyat müderrisi (Sosyoloji Hocası) olarak atandı. İstanbul Üniversitesi’ndeki ilk sosyoloji profesörü idi, üniversitelerimize toplumbilim onun sayesinde girdi.rnrnDüşüncelerini Türkçülük etrafında şekillendiren Mehmet Ziya Bey, İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağının kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmuada yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda kaldı, derginin her sayısın bir şiir bir de yazı verdi. Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konular yer verdi. Sonraki yıllarda Yeni Mecmua’yı çıkardı.rnrnZiya Gökalp, bir yandan da eser vermeyi sürdürüyordu. 1914’te "Kızıl Elma"; 1918’de ise Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" adlı eseri ile "Yeni Hayat" isimli şiir kitabını yayımladı.rnSon yıllarırnrnI. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklandı; dört ay Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele(karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur. Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, orada arkadaşlarına toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Malta sürgünlüğü dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Limni ve Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır; sözkonusu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki tek eserdir.rnrnZiya Gökalp, 2 yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara’da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakıra gitti, Ahmet Ağaoğlu’nun desteğiyle Küçük Mecmuayı çıkardı, yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi.rnrn1923te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığına atandı, Ankaraya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü esrini yayımladı. Ağustos’ta İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. Ankara’ya yerleşen Ziya Gökalp, kültürel ve düşünsel çalışmalarına hiç ara vermdi;e dünya klasiklerinin dilimize çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbulda 25 Eylül 1924 günü hayatını kaybetti. Sultanahmet’teki II. Mahmut Türbesi haziresine defnedildi.rnGörüşlerirnrnOsmanlı Devletinin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batıdan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batının teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.rnrnToplumsal modeli, Emile Durkheimin teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temel
Ziya Gökalp Kitapları - Eserleri
- Türkçülüğün Esasları
- Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak
- Kızılelma
- Altın Işık
- Türk Töresi
- Türk Medeniyeti Tarihi
- Yeni Hayat
- Türk Ahlakı
- Hars ve Medeniyet
- Çınaraltı Yazıları
- Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler
- Türk Terbiyesi
- Milli Tetebbular
- Ala Geyik
- Yeni Hayat Doğru Yol
- Makaleler 9
- Eserlerinden Seçmeler
- Türk Devletinin Tekamülü
- Yeni Mecmua Yazıları
- Yeni Türkiye'nin Hedefleri
- Bütün Eserleri - Kitaplar 1
- Tüm Masallar
- Son Şiirler
- Makaleler -4
- İslam Mecmuası ve Muallim Mecmuası Yazıları
- Hürriyet'e Mektuplar
- Genç Kalemler ve Türk Yurdu Yazıları
- Malta Konferansları
- Makaleler -1
- Fırka Nedir?
- Felsefe Dersleri
- Küçük Mecmua Yazıları
- Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri
- Şaki İbrahim Destanı
- Kuğular
- Makaleler -3
- Makaleler -2
Ziya Gökalp Alıntıları - Sözleri
- Çinliler, çiftçi bir millet oldukları halde; Türkler, çoban bir kavim idiler. Çinlilerde cinsi bir taksîm-i a'mal vukua geldiği halde, Türklerde bilakis her iş, ancak erkekle kadının iştirakiyle tamam olabilirdi. Türklerde kadın, tabu değildi. Dahilden izdivaç, bunun delilidir. (Türk Töresi)
- Mutlu olmak , duygulu ve neşeli bir hayat yaşamak demektir. (Hürriyet'e Mektuplar)
- Her yanımda bir uçurum, Sırat'ındır benim yolum, Tut elimden düşüyorum Sırat sensin yüce Tanrı! (Yeni Hayat Doğru Yol)
- Bir memleketin iyi idare edilebilmesini sağlayacak yasalar, ancak orada yaşayan toplulukların sosyolojik biçimlenmelerinden kaynaklanarak düzenlenebilir. (Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler)
- "Ya o halde, bu umumi Türk Milleti'nin vatanı neresidir? Buna cevaben deriz ki: Vatan ne Türkiye'dir Türk için ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!..." (Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak)
- "Mâli, iktisadi, idari istiklalimizi behemehal temin etmek şartıyla sulhun iadesine çalışmaktır. Bu şeraiti temin etmeyen sulh muahedesi kabul olunamaz." (Yeni Türkiye'nin Hedefleri)
- İnsanlar özde tembeldir. Nefsinin zevklerine kapılıştır. İnsanların hayatlarını ilmi incelemelere ayırmaya ve çalışmaya vermeleri için hırslı bir inanç ve mefkûre lazımdır. (Hars ve Medeniyet)
- Doğu Türklerince 9 sayısı kutsal olduğundan, ödüller ve cezalar bu sayıdan yahut bunun katlarından yapılırdı. (Türk Medeniyeti Tarihi)
- Fırsat, kanatlı bir kuş gibidir, hemen elden kaçabilir ! (Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri)
- Biz Türkler sulh çağlarında, Uslu arı kovanıyız. Harbin kanlı dağlarında, Yırtıcı av doğanıyız. (Yeni Hayat Doğru Yol)
- Gam çekmeyen olur mu hiç sevince şayan. (Altın Işık)
- Mustafa Kemal Atatürk şöyle der: " Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, heyecanlarımın babası Namık Kemal, fikrimin babası Ziya Gökalp' tır. " (Türk Terbiyesi)
- Bir çocuk, hangi kitapları anlar ve zevk alırsa onu okuyabilir. Anlamadığı, hoşlanmadığı kitapları zorla okutursanız, kitaplardan nefret eder. (Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri)
- . ''Karacık" dağından, ''Kıpçak" çölünden Gelen atalarım gibi Türk'üm ben. Bana yol gösteren benden olmalı; Olamaz Türk'e baş, Türk'üm demeyen. Osmanlı kalamaz Türk'ü sevmeyen! . (Yeni Hayat Doğru Yol)
- Diyorlar ,herkesin nasibi varmış, ona rast gelmedim ben bu toprakta. (Altın Işık)
- Orhun Kitabesi'ne göre Türk Tengrisi ile Yer - Su'dan ibarettir. Türk Tengrisi Sulh Tanrısı demektir. Altay Türkleri buna, Bay Ülgen derler. Oğuz Türkleri, Bayat namını verirler. Oğuzlar, Oğuz Han ismini Oğuz dininin müessisine ıtlak ettikleri gibi il Tanrısı mevkiinde de kullanırlar. Gün, At, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz Han'ların Oğuz Han'ın oğulları olması, bu itibarladır. Altay'larda Bay Ülgen'in babası Kara Han olduğu gibi, Oğuzlarda da Oğuz Han'ın babası Kara Han'dır. (Türk Töresi)
- Filhakika, milletlerin hakları olduğu gibi vazifeleri de vardır. (Fırka Nedir?)
- Gerek ırklara ve milletlere, gerek kadınlara ve erkeklere ayrı kabiliyetler veren uzvi sebepler değil içtimai sebeplerdir. (Yeni Türkiye'nin Hedefleri)
- Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur. (Türkçülüğün Esasları)
- Eski Türklerde ise çocuk; vatandaş olmadığı gibi ailesinin müşterek servetinden hissesini yani mirasını almak için de babasının, anasının ölümünü beklemek mecburiyetinde değildi. Onlar henüz hayatta iken mirasını alarak ayrı eve çıkabilirdi. (Türk Devletinin Tekamülü)