Kitap Künyesi
Yazar: Vedat Türkali
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9786053140412
Sayfa Sayısı: 608
Yeşilçam Dedikleri Türkiye Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
En güzel şiir de birlikte olmanın şiiri. Onu yaz yazacaksan! Sevişmek de dayanışma değil mi? Pervin'le dün gece bölüştüklerimizin sürüp gitmesi, bütün bu görünenler. GREV ÇADIRINDA'nda onu anlatmak istiyorum. Nasıl? Bulamadım daha; kolay mı?.. Yalnız onu da anlatmak istemiyorum. O çadıra kapatılmaya başkaldırmak gerek. Sevişmek varsa niye katı sınırlar çizilsin? Birkaç çirkinin yol kesmesiyle yitecek mutluluk, yalanın bir parçası demek... Hem de en kötü parçası... Faizi bile vardır!.. Koy çelik kasaya, sakla!.. İnsana, yakışan verilmeli. Bir de, şunların anlamayacağı dizeler söyleme sakın. Benim anladığımı onlar niye anlamasın? Öyle değil biliyorsun... Güçlük de orada... Bakma sen bu şamataya, onların her şeyi anlayacakları gün epeyi ilerlerde daha. Anlatamayınca böyle söylersiniz. Öyle iyi anlar ki onlar... Bunca toplanmasını bilecekler de doğruları söyleyeceksin, anlamayacaklar!.. Gülüşüp konuşmalarına bak şunların, birbirlerine yemek uzatışlarına... Ellerini çektiler, kaldırım taşına döndü şu duvarların ötesindeki makineler... Kös kös bekliyor hepsi... Salt onların doğruları yeterli olsa.
(Tanıtım Bülteninden)
Yeşilçam Dedikleri Türkiye Alıntıları - Sözleri
- Asıl Nâzım’ı severim ben...Nâzım Hikmet’i...Benzeri yeryüzünde bile az... Neruda, Aragon, filan... Küçümsenen, yadsınan işçi sınıfımızın evrensel adamı. Şiirimizde anıt.
- Öyle geri zekalıların elinde ki her şey. Burunlarından kıl aldırmayan herifler, bakıyorsun, koyun sürüsü gibi diziliyorlar birinin, ya da birilerinin ardına. Olmayacak paralar akıyor birden. Nerden geliyor bu paralar, çark nasıl dönüyor? Akıl erdir erdirebilirsen...
- İnsanoğlu kadar "hıyar" yaratık yok yeryüzünde!
- Tümünün Allah belasını versin gazetelerin. Gazeteden ne olacak? Burjuvazinin yalanları. Doğru dürüst bir gazete mi var?
- Hepsi solcu hergelelerin. Solcu sözüne de alıştık; eskiden böyle miydi?.. Allah belalarını versin. Din, iman, aile, namus dümdüz pezevenklerde...Ondan sonrası bolşeviklik zaten; ne ana, ne baba, ne kardeş...Allah sonumuzu hayretsin...Ah, hükümet hükümet değil!
- Yemekler de güzel, rakı da...Zıkkım, ne gidiyor ya...İşimiz güç bu ülkede...Sevmek zor bu ülkeyi. Hadi sağlığınıza!
- Aziz Nesin’i bizimki de okur ya...Herkes okur...Peki Marx’lar, Lenin’ler?.. Bir şey anladığından değildir; moda!.. Okusa ne olur, o geri zekalı... Okuyanlar ne anlarlar bilmem ki? Ben okumam. Akılları sıra, okuyup da bir bok olacaklar. Ne olacaklar?
- Keşke hiç tanımasaydım. Her bağlılık bir yerini kanatıyor insanın...
- Grevdeki bir ilaç fabrikasının kapısında, gece yarısı karanlığında yaşamını yitiren ilaç işçisi HASAN ATEŞ'in anısına...
- Bütün suç ismet Paşa’da; 46’dan başlıyor bu iş. Particilik nesine bu ülkenin? Balkanlar bu yüzden gitti elimizden. Bir de "ortanın solu" yumurtladı. Bunadıydı demek...Al sana ortanın solu!.. Komünistlik kol geziyor...O da perişan oldu ya...Kuş kaçtı bir kez...Bülent diye dünkü oğlana kaptırdı koca partiyi!
- -Bazı gerçekler var ki...onlar göze alınmadan bir şey yapılamıyor sinemada... -Bazı gerçekler göze alınmadan hangi alanda bir şey yapılabilir ki?
- Gecenin tadını bilen bizdendir! Şiir yazıyor, öykü yazıyor; daha ne olsun?
- Ne batan gemiler, ne düşen uçaklar, ne söylevler, ne yalanlar, ne palavralar... Doğrular zavallı kalacak. Güçlü ama umarsız, başı yukarda, ama boynu bükük doğrular. Onları görerek, duyarak eli kolu bağlı yaşamak ne bok iş be...Yaşamak bu oğlum. Ne yapalım? Ya göze alırsın, ya da siktirir gidersin; kimsenin de kılı kıpırdamaz.
- Savaşı yürütenler saygındır; dışına düştün mü savaşın, bittin; saygınlık acımakla karışan bir zoraki saygıdır ancak...
Yeşilçam Dedikleri Türkiye İncelemesi - Şahsi Yorumlar
YEŞİLÇAMDA BİR TÜRKİYE ÖZETİ: Merhaba arkadaşlar, bugün sizlerle uzunca bir aradan sonra tekrar bir kitap incelemesi paylaşacağım. Kitabımız yine bir Vedat Türkali kitabı: Yeşilçam Dedikleri Türkiye. Şöyle bir baktığım zaman sitede bu kitaba yeterince önem verilmediğini gördüm. Okuyan çok az. Üstelik inceleme yazanlardan bazıları da kitabın diğer kitapların gölgesinde kaldığını, o kadar iyi olmadığını vs. yazmış. Bunu neye istinaden yazmışlar, bilmiyorum. Okunma oranının az olması bir kitabı değersiz mi yapar? Şüphesiz kitabın kalitesini okuma sayısına göre belirleyen zihniyete kitabı okuduktan sonra kızmamak mümkün değil. Denebilir ki bu kitap çok okunmamasına rağmen Türkali'nin en iyi romanlarından birisidir. Belki de en iyisidir, bilemeyeceğim. Türk edebiyatının da ayrıca en özgün, en kaliteli toplumcu eseridir. Şu ana kadar okuduğum diğer kitaplarından çok daha kapsamlı. İsminden anlaşılacağı üzere yalnızca film çevirmek, senaryo vs. üzerine yazılmış değil asla. Türkali bu romanda pek çok şeye değinmiş. Gelin bunları tek tek irdeleyelim(Spoilerin dibine vuracağız, haberiniz olsun). Yeşilçam Dedikleri Türkiye, adından da anlaşılabileceği üzere Türkiye'de her sektörde yaşanan kapitalist sömürüyü, bu sömürünün bireyin yaşantısına olan etkisini adeta bir ''Yeşilçam edasıyla'' konu alan bir roman. Yeşilçam edası derken olayların sanki bir film şeridindeymiş gibi ilerlediğini, film çeken insanların da bir film içinde gibi konumlanmasını kastediyorum. Bunun filmi çekilmeye kalkışılsa heralde en aşağı 10 saat sürerdi. Bu roman bizi Türkiye'nin 70'li yıllarına götürüyor. O yıllar elbette herkesin birbirini vurduğu, kaos içindeki Türkiye'nin kapitalist sömürüyle pençeleştiği yıllar. O yılları gözümüzde canlandırırken Refik Tunadan'ın ailesine ışık tutuyoruz. Parçalanmış bir aile, herkes kendine farklı bir hayat yolu çizmiş... Refik'in en büyük hayali günün birinde ünlü bir yönetmen olmak. Bunun için çeşitli film şirketleriyle görüşüyor, kurduğu ekiple film çekmeye hazırlanıyorlar. Ablası Seniye avukat. Babası Zühtü ise çok ilginç bir karakterimiz. Annesi Mefharet ile ayrıldıktan sonra İstanbul'a gelmiş, çocuklarını kendisi ve evin hanımı Makbuş büyütmüş. Çok tecrübeli bir eczacı. Yalnız bu aile biraz muhafazakar. Zühtü Bey Almanya'da iken oradaki Hitler rejiminden etkilenmiş, Türkiye'ye döndüğünde onun fikirlerini sahiplenerek dönmüş. Doğal ki çocuklarını da öyle yetiştirmiş, Refik de aynı babasına benzer. Onun için film çekerken ekiple çok sıkıntılar yaşıyor; o dönemde senaryoda sansür korkusu hakimken bir de senaryo yazarı Gündüz'ün solculuğuyla uğraşacak. Oyuncu Şahin Doğu ise zaten ünlü olma peşinde bir silah meraklısı(burada Şahin'in Yılmaz Güney'e benzetildiği yönünde şeyler okudum). İyi oyuncu ama hep ünlü olma peşinde ilkelerinden vazgeçen bir adam. Üstüne bir de Türkiye'nin içinde bulunduğu bu koşulları eklerseniz tam seyirlik. Kitabın devamında Refik'le babası Zühtü'nün çeşitli yollardan Türkiye'deki sömürünün acı tarafıyla karşılaştıkça fikirlerinin değişmeye başladığını görüyoruz. Refik'in senaryo konusunda Gündüz'le anlaşmazlığı üstüne Zühtü'nün de eczanesine kalfa olarak aldığı Fuat'ın solculuğu eklenince aile dört taraftan solcularca kuşatılıyor. Alt kat komşularından Pervin de Seniye'nin arkadaşı. Gündüz-Fuat-Pervin üçlüsü her daim işçilerin yanında, solcu dernek ve partilerde çalışmalarda yer alıyorlar. Fuat'ın nişanlısı Emine de aynı şekilde. Kurgu ilerledikçe Gündüz'le Refik'in senaryoda uzlaşmaya başlamasını, Fuat'ın da Zühtü Bey'e eczacı derneklerinin toplantılarına götürerek ilaç sektöründeki sömürüyü dinletmesini görüyoruz. O dernekte de çok değişik tipler var. Orada da bir ilaç şirketinin patronu olan Doktor Ramiz'in tek başına ilaç tekelleriyle mücadele etmesini ve nihayet onların karşısında ayakta duramayarak çöküşünü görüyoruz. Bu da Türkiye'nin acı gerçeği oluyor. Tekelleşme her yerde. Patronsan acımadan sömüreceksin, başka yolu yok. Yoksa böyle iflas edersin. Kitapta Zühtü ve Refik'in devamlı iç dünyalarıyla karşılaşıyoruz. Bunlar aile olmasına rağmen sürekli muhafazakar çekirdek aile tipine aykırı davranışlarda bulunuyorlar, kendileriyle çelişiyorlar. Yani Türkali diyor ki bakın o muhafazakar aile tipinin altında neler neler var. Burada bir aile kurumu eleştirisiyle karşımıza geliyor. Bunların karşısına Fuat'la Emine ilişkisini çıkarıyor Türkali. Onlar nişanlılar ama asla evlenmeyi düşünmüyorlar. Buna rağmen ilişkileri çok sağlıklı, bazı çelişkiler olsa da karşılarındaki aile gibi ne bir kıskançlık, ne bir sevgisizlik yaşıyorlar. Bu tarafta ise evliliğin ve ailenin bireyi nasıl tahakküm altına aldığını görüyoruz. Bize solcu Gündüz'ün de iç dünyası veriliyor. İnsanlardaki bu iç sesin davranışlardaki tesirini ya da aykırılığını Türkali bize yansıtarak psikolojik tahlil imkanı da sunuyor. Gündüz her insan gibi içinden farklı sesler, farklı telkinler gelse de duruşunu bozmayan çok dirayetli bir solcu. Cezaevi yıllarından tanıdığı işçi arkadaşı Salih var. Onun üzerinden işçilerle sürekli dayanışma halinde. Tıpkı film çekme meselesi ortaya çıktıktan sonra sevgili oldukları, Refik'lerin alt kat komşusu olan Pervin gibi. Onların ilişkisi de çok sağlıklı oluyor. Gerçi Gündüz birkaç kere onu aldatsa bile sadakatini ve bağlılığını daha sonra elden bırakmıyor. Her insan bir noktada hata yapabilir sonuçta. Refik'ler gibi devamlı ve riyakar biçimde değil ya. Romanın bir kilit noktası var ki buradan da söz edelim. Gündüz, Refik'i ilaç sektöründeki sömürüyü anlatan bir film çekmeye ikna ediyor. Sonuçta şu ana kadar çektikleri 2 tane cinayet filminden bir tanesi başarılı olmuş, diğeri beş para etmemişse de toplumsal sorunlara değinmek ihtiyacı duyuyorlar. Burada sanatın toplumsal işlevine yapılan vurguya dikkat çekelim. Türkali sanatın toplumsal işlevli olduğu zaman egemen sınıfı nasıl rahatsız ettiğini anlatıyor burada. Fuat sayesinde ilaç tekellerinin yaptıklarını dinleyen ve onlara diş bileyen Zühtü Bey de seviniyor bu işe. Ancak film esnasında çok garip talihsizlikler yaşanıyor. Fuat, Emine, Refik, Gündüz ortaklığında başlanan film işi, ilk darbesini Fuat'ın Zühtü Bey'in eczanesindeyken bombalı saldırıya uğramasıyla alıyor. O kadar sevecen olan, Zühtü'nün inatlarıyla ustalıkla baş eden Fuat'ın hastanede yoğun bakıma alınması film işini sekteye uğratıyor. Daha sonra Gündüz hakkında bir dergide yazdığı şiir nedeniyle çıkarılan tutuklama kararı üzerine Avrupaya kaçmak zorunda kalması da ikinci darbe. Sonra üçüncü darbe ilaç fabrikasındaki işçi sendikasının filme destek olacağı yerde burun kıvırması. Tüm bunlar üst üste gelince film işi yatıyor... Gelelim bu olayların önemine. Aşk ve cinayet konulu filmleri büyük şirketlerin desteğiyle çevirmiş olan Refik, kendi çevresiyle bir toplumsal içerikli film yapmaya çalışınca başarısız oluyor. Aynı Doktor Ramiz'in başarısızlığa uğraması gibi. Aynı zamanda solcu görünen sendikanın iş ciddiye binince destek olmaması da küçük-burjuva solculuğunu anlatıyor. Zaten bu kitap o kendi içine dönük, toplumsal içeriği olmayan solun da büyük eleştirisini yapıyor. Zaten Pervin'in Kadın Dayanışma Derneği de Gündüz'ün şu sözleriyle eleştiriliyor, alay konusu oluyor: ''-Bakın, dedi Gündüz. Sizin derneğin ilk kuruluş günlerinde bir eski arkadaşa anlatıp duruyorlardı, bu derneğin erkeklerin baskısına karşı kadınlar için ne denli önemli bir görev yüklendiğini, filan. Tatlı bir oğlandır arkadaş. Dinledi. Döndü bana, 'Efendim, anlaşıldı' dedi. 'Bunlar karı koca kavgasını ülke çapında örgütleyecekler...' ''(s.111) Böylece biz 80 sonrasında yaygınlaşan bu tür derneklerin eleştirisini de görüyoruz kitapta. Sosyalist olmayan solun çaresizliği ise zaten kitabın her yerinde. Sömürü ise film sektöründe de, ilaç sektöründe de hız kesmeden devam ediyor. Zühtü ve Refik'in zamanla solcu olduğundan bahsetmiştik. Evet, onlar böyle bir ortamda solcu oluyorlar. İtildikleri koşulda başka üçüncü bir yolun olmadığını anlıyorlar. Zühtü Bey'in kitabın son kısmında yer alan Doğu Avrupa ülkelerine seyahati de önemli. Dinlenmek için Fuat'ın zoruyla gittiği bu ülkelerde Zühtü Bey, ne kadar yanıldığını anlıyor. Onlara Türkiye'de sosyalist ülkelerin sefalet içinde yaşadığı anlatılagelmişti hep. Oysa gittiği yerlerde, gördüğü tanıştığı kişilerde halkın ne kadar mutlu olduğunu görüyor. Evlenmeden önceki sevgilisi olan Rum Lena ise Yunanistan'da. Onu çok özlüyor. Bu sebepten en son oraya da uğruyor. Bir bakıyor ki Lena'nın çoluğu çocuğu olmuş, genç bir Yunan komünistiyle evlenmiş! Onların söyledikleri de epey canını sıkıyor, Hitler'e karşı bağımsızlık mücadelesi vermişler filan. Zühtü Bey en sonunda kendisini yıllarca adadığı fikirlerin ne kadar saçma olduğunu anlayıveriyor ve üzüntüden ağlar halde Türkiye'ye dönüyor. Zühtü Beyin başına gelenler komünistlere bile nasip olmadı :) Nihayet kitabı özetledim. Gerçi pek özet gibi olmadı ama idare edin işte. Sıra geldi diline ve anlatımına. Türkali ilk kitaplarına göre daha fazla bireyin iç dünyasına yer veriyor bunda. Fazlasıyla iç monolog var. Bazen öyle ki artık canımı sıktı ve kapatmak istedim. Ancak bir yandan da psikolojik şemasını çıkarttığı için daha iyi. Çok fazla devrik cümle var. İmgelem müthiş zaten. Dedim ya bir film şeridi gibi anlatım. Bazen noktalama işaretlerinin alışılmışın dışında(özellikle üç noktanın sık sık) kullanılması da iyi olmuş. Düşünme sürecinin devam ettiğini belirtiyor iç monologlarda. Hulasa gayet derin bir roman, özgün bir roman. En iyi romanı sayılabilecek derecede. Onun için olayları bir türlü özetleyemedim, kusura bakmayın özetlenecek bir tarafı yoktu çünkü ;) Ben en çok kurguyu beğendim. Çok fazla şeye değinme fırsatı bulmuş. İlaç sömürüsü, film sömürüsü, kapitalizmde aile, sol içi çatışmalar, bireyin iç dünyası... Yani asla bu sitede söylenenlere katılmıyorum. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Yalnız başlangıç için ağır gelebilir. İyi okumalar. (Arda Çolakoğlu)
Vedat Türkali'nin en güzel romanlarından biri... Olay örgüsü öyle sağlam bir temele dayanıyor ki romandan kopup , sıkılmak neredeyse imkansız. Vedat Türkali-Yeşilçam Dedikleri Türkiye romanı üç kişi üzerinden şekillenir: Gündüz, Refik ve Zühtü Bey. (Refik'in babası) Romanı okurken bu karakterin tek tek iç dunyalarına girmekteyiz. Sayfalar süren iç monologların içine serpiştirilen anlatıcı söylemlerine geçiş okuyucuya hiç hissettirmeden veriliyor. Sinemayı sınıf bilincinin oluşmasında bir yol olarak gören Gündüz, bir dönem cezaevinde kalmış şiir yazıp, çeviri yaparken yolu Refik'le kesismiş böylece sinemaya adım atmıştır. Refik ise bir sinema tutkunudur. İlk filmini Gündüz'le çalışarak gerçekleştirmiş ve başarı kazanmıştır. Ardından bireysel olarak yaptığı ikinci film de sinema çevresince beğenilmiş, ancak yeterli seyirciye ulaşamamıştır. Üçüncü filmi (İlaç Dosyası) yine Gündüz'le çalışarak çekime başlama çabasında... Zühtü Bey, İkinci Dünya savaşı sonrası Almanya'da yaşamış ve Hitler'e hayranlık duymuştur. İdeolojik olarak milliyetçi, muhafazakar bir yapıda... Ayrıca Yılmaz Güney'i Şahin Doğu karakteriyle romana aktarması bir Yılmaz Güney hayranı olarak heyecan duymamı sağladı. Sonuç olarak pek popüler olmayan bu kitap, Vedat Türkali okurlarınca göz ardı edilmemeli ve bir an önce okunacaklar listesinde ilk sirayı almalı!.. (Cyn)
Kitabın Yazarı Vedat Türkali Kimdir?
Vedat Türkali (doğumu. 13 Mayıs 1919, Samsun) Abdülkadir Demirkan 'ın (1950'li yıllarda Abdülkadir Pirhasan olmuştur) yazılarında kullandığı ismidir. Senarist, şair ve romancı olan Türkali, liseyi Samsun Lisesi'nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuştur. Aynı yıl eşi Merih Pirhasan'la evlenmiştir.
Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951'de siyasi eylemleri sebebiyle tutuklanmış; 9 yıl ceza almış 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kalmıştır. Gar Yayınları'nı Rıfat Ilgaz ile kurduktan sonra, 1960'da Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başlamıştır. Senaristliğine devam eden Türkali, 1965'de yönetmenliği denemiştir.
Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık gibi romanları Türk edebiyatının en büyük eserleri arasına girmiş; daha sonra da Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını da yazmıştır.
Mihri Belli'nin yakın arkadaşı ve Atıf Yılmaz'ın arkadaşı ve akrabasıdır. TKP'nin eski üyelerindendir. 2002 seçimlerinde DEHAP'dan aday olarak aktif siyasete atılmıştır.
Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası, Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin dedesidir.
Vedat Türkali Kitapları - Eserleri
- Fatmagül'ün Suçu Ne?
- Güven - Cilt 1
- Güven - Cilt 2
- Bir Gün Tek Başına
- Mavi Karanlık
- Özgürlük İçin Kürt Yazıları
- Şeytanın Kaşık Oyunları
- Tüm Yazıları Konuşmaları
- Yalancı Tanıklar Kahvesi
- 141. Basamak
- Bu Ölü Kalkacak
- Dallar Yeşil Olmalı
- Eski Filmler
- Eski Şiirler Yeni Türküler
- Üç Film Birden
- Yeşilçam Dedikleri Türkiye
- Komünist
- Ölmedikçe
- Kayıp Romanlar
- Tek Kişilik Ölüm - Komünist
- Tüm Yazıları Konuşmaları 2
- Özgürlük İçin Kürt Yazıları 2
- Bitti Bitti Bitmedi
- Tek Kişilik Ölüm
- Bekle Bizi İstanbul Eski Şiirler Yeni Türküler
- Bu Gemi Nereye
- Yanıtlar
- Güven (4 Cilt Takım)
- Güven - Özel Baskı(Birinci Kitap)
- Güven - Özel Baskı(İkinci Kitap)
- Güven - Özel Baskı(Üçüncü Kitap)
- Güven - Özel Baskı(Dördüncü Kitap)
- Mavi Karanlık
- Eski Şiirler Yeni Türküler
- Tiyatro Oyunları
Vedat Türkali Alıntıları - Sözleri
- Kitap rüzgâr olmalı, perdeyi kaldırmalıdır. (Komünist)
- Bedenini söküp atabilseydi, yaksaydı onu, başka bir beden giyinebilseydi... (Fatmagül'ün Suçu Ne?)
- Dünyanın en acımasız canavarı yatıyor içimizde. (Mavi Karanlık)
- Evlenmek, işte böyle bir eve tıkılmak, yemek pişirip çocuk doğurmak, erkeğini beklemek, bir süre sonra da sevişmenin tadını tuzunu yitirmek olmalı. (Güven - Cilt 1)
- "Kirlendik mi, hiçbir yağmur arıtmıyor bizi!" (Mavi Karanlık)
- En güzel dünya çocuklarla delilerin dünyası ! (Tek Kişilik Ölüm)
- Nazım'ın dizelerindeki gibi. ''Nereden ,nasıl geleceğini bilmeden gelecek dehşetli güzel günlere inanıyorduk!..'' (Tek Kişilik Ölüm - Komünist)
- Enişte sözü çirkin. Keşke hiç olmasaydı Türkçede böyle bir söz daha iyiydi! (Güven - Cilt 1)
- Korkuyorum yalnızlıktan; senin olmadığın her yerde yalnızım. (Mavi Karanlık)
- "Itri'yi de dinleyeceksin,Bach'ı da .Marks'ı da bileceksin,Bedrettin 'i de . Nâzım'ın şiiri olmasa nerden bilecektik Bedrettin'i?" (Güven - Özel Baskı(Birinci Kitap))
- Bir bilsen dostunu düşmanını kardeş Bir bilsen nedendir çektiklerimiz Nasıl da başka olacak yaşamanın tadı (Bekle Bizi İstanbul Eski Şiirler Yeni Türküler)
- Yıkılamaz, görkemli sosyalist toplum, bu sindirilmiş aydınlarla, "depolitize" edilmiş emekçi sürüleriyle mi kurulacaktı? (Komünist)
- Dünya tatlı da, birbirlerine çirkin yazgılar oluşturmak için insanlar yaratıyor tatsızlıkları! (Bitti Bitti Bitmedi)
- ...yönetmen hamit akınlı ''bu ölü kalkacak''ı şehir tiyatrosu'nda sergilemek için bana başvurduğunda, elimde oyunun teksti bile yoktu. sağolsun, seçici kurul üyesi iken edinip sakladığı oyunla çalışmalara girişebilmişti sayın akınlı. oyun fatih şehir tiyatrosu'nda oldukça iyi karşılandı. yılın ikinci yarısında üsküdar şehir tiyatrosu'na geçirilince nerdeyse kapalı gişeye gidiyordu ki, bir ''ihbar'' sonucu savcılık kararıyla oyun durduruldu... ... (vedat türkali) (Bu Ölü Kalkacak)
- - Kolay ne var bu dünyada? Sen bunları kolay mı yaşadın? (Bitti Bitti Bitmedi)
- İngiliz kompradorları olan Ermeni varsılları üstüne Kürtler'in saldırtılması, kıyıma uğratılması, ittihatçılarca da benimsenip sürdürülen bir Abdülhamit kalıtıdır.. Ancak Kürtler'i sindirip yok etmenin de yollarını ararlar. I. Dünya Savaşı başlarında, Ermeni saldırısından korunması gerekçesiyle, Kürtler'i yerlerinden, yurtlarından ayırıp yoğun Türk bölgeleri arasında dağıttıkları bilinir. Bu göçlerde, açlıktan, soğuktan, hastalıktan ölenlerin sayısı belli değildir. 1920 yılındaki Koçgiri Kürt halk başkaldırısını canavarca kıyım, kırımla bastıran Sakallı Nurettin Paşa'nın "Türkiye'de Zo' diyenleri yok ettik, 'Lo' diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim!" sözleri ulusalcılık savındaki ittihatçı kafasının göstergesi gibidir. (Özgürlük İçin Kürt Yazıları)
- ...boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul bekle bizi... ... (eylül 1944,akşehir) (Eski Şiirler Yeni Türküler)
- Şu para denen pisliği bulanın... Kes zevzekliği de işine bak! Bin yıllardır dünyayı o pis para değiştiriyor; sövgülere şerbetli! (Yalancı Tanıklar Kahvesi)
- "Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diyor Başbakan. Desen ne olacak, demesen ne olacak. Devletin tüm önemli koltuklarını bölüşüp oturmuş faşistler. (Yalancı Tanıklar Kahvesi)
- Alıştık, dedi. Herkes kendi acısını yaşıyor sonunda.. (Kayıp Romanlar)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin