Kitap Künyesi

Yazar: Mircea Eliade

Çevirmen: Ali Berktay

Yayın Evi: Kabalcı Yayınevi

İSBN: 9789759972172

Sayfa Sayısı: 578

--reklam--

Yoga Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Birbirine bağlı dört temel kavram, bizi Hint maneviyatının kalbine götürüverir. Bunlar karma, mãyã, nirvana ve yoga'dır. Bu hangisinden yola çıkılırsa çıkılsın, diğer üçünden de zorunlu olarak söz edilecektir. Batı felsefesinin terimleriyle söyleyecek olursak,

1) İnsanı kozmosa bağlayan ve sınırsız ruh göçüne mahkûm eden evrensel nedensellik yasası. Bu karma yasasıdır.

2) Kozmosu doğuran, muhafaza eden ve bunları yaparken var olanların "ebedi geri dönüşü"nü mümkün kılan gizemli süreç. Bu, kozmik yanılsama, mãyã'dır;

3) Mãyã'nın dokuduğu kozmik yanılsamanın ve karma tarafından koşullandırılan insan deneyiminin ötesinde bir yerlerde "konumlanmış" mutlak hakikat; saf varlık, Mutlak veya adına ne denirse densin: nirvana

4) Son olarak, Varlığa erişmenin yolları; kurtuluşu sağlamak için uygun teknikler. Bu araçlar bütünü tam anlamıyla Yoga'yı oluşturur.

Yoga, "mistik" manasıyla, yani vahdeti ifade ederken bile, önce maddeden kopmayı, dünyadan özgürleşmeyi ima eder. İnsanın çabasına "boyunduruk altına almak", nefsini terbiye etmesine vurgu yapılır -Yoga'nın mistik türlerinde olduğu gibi- ilahi yardım istenmeden önce, zihni ancak bu disiplin sayesinde yoğunlaştırmak mümkündür.

--reklam--

Yoga Alıntıları - Sözleri

  • ''Neti! Neti!'' diye bağırdı Upanişadlardaki bilge: "Hayır! Hayır! Sen bu değilsin, sen şu da değilsin .."
  • Aghori, Kapalika Bu tinsel süreçte bir nokta bize önemli görünüyor. Bir ideolojinin onu taşıyan simgeselliğin anlaşılamaması yoluyla yozlaşması. Işte bir örnek: Birçok Hint riyazet okulunda mezarlığın ve cesetle­rin üzerine oturularak yapılan meditasyonun rolü bilinir. Metinlerde bu simgesellik sık sık vurgulanır: Mezarlık, "Ben" bilincinin besledigi psikolojik-zihinsel yaşamın bütününü temsil eder; cesetler çeşitli du­yumsal ve zihinsel etkinlikleri simgeler. Kutsal olmayan deneyiminin merkezine oturan yogin, bunu besleyen etkinlikleri mezarlıkta ceset­lerin yakılması gibi yakar. Meditasyon bir 'şmaşavada' yapılırsa, bencil deneyimlerin yakılıp tüketilmesi daha da hızlı ve doğrudan bir biçimde tamamlanır; aynı zamanda korkudan da arınılır, korkunç cinler ve if­ritler çağrılıp boyunduruk altına alınır. Ama Şivacı bir çileci sınıfı, Aghorıiler veya Aghorapanthiler, zaman zaman bu "mezarlık" ve "ceset" simgeselligini harfiyen, somut anlamıy­la yorumladılar. Isimleri "ürkütücü olmayan" (a-ghora) "ürkütücü olmayan/non terrifique" diye çevrildi; aghorapanthi de Şiva'ya bu şekilde ibadet eden (veya Şiva'nın yolunu bu şekilde takip eden) kişi anlamına geliyordu. Tantracılıkla bağıntılar açıktır. Bu Aghorıler insan kafatasla­rını kap olarak kullanır, mezarlıklardan çıkmazlardı; 19. yüzyıl sonun­da hala yamyamlık yapıyorlardı; Crooke, 1887'de yakılmak üzere odun yığını üzerine yerleştirilmiş bir cesedi yiyen bir Ujjain Aghorisinden söz eder. Aghorıler her türlü çöp, artık ve at eti hariç her türlü etle beslenirler. Bu uygulamaları, insanın tüm doğal zevklerinin ve eğilim­lerinin yok edilmesi gerektiğini, ne iyi ne kötü, ne güzel ne iğrenç ol­duğunu vb. söyleyerek gerekçelendirirler. Nasıl ki insan dışkıları be­reketsiz bir toprağı verimli hale getirirse, her tür pisliğin yutulması da bedeni bereketli kılar ve zihni her türlü meditasyonu yapabilecek hale getirir. Onlara göre kastlar veya dinler arasında ayrım yoktur; ebe­veynlerin kimliği basit rastlantıdan başka bir şey değildir. lki dala ayrı­lırlar: şuddh (temizler) ve malin (kirliler). lbadete gelince, bazıları Sitala Devi'ye, diğerleri Parnagırı Devi'ye, kimileri de Kalliye taptıklarını söy­ler. Herhangi bir kasttan, herhangi bir Şivacı Aghori olabilir. Barrow'a göre, Caynalar bile kabul edilir, ama Vishnicular alınmaz. Tasvirle­re tapmazlar. Tanrı dışında sadece kendi gurularına hürmet ederler. Bekarlık zorunludur. Gezgin bir yaşam sürdürürler ve bir mürit (chela) ancak guru'su öldükten on iki yıl sonra guru olabilir. Her guru yanında sürekli bir köpek bulundurur. Cesetler uzanmış değil, oturmuş ve bağ­daş kurmuş halde gömülür.
  • En üstün bilgi, sadece cehaletten değil ayni zamanda, hatta öncelikli olarak acıdan, ıstıraptan kurtulmak, özgurlesmektir. Kozmosun ve yaşamın kendi içinde çelişik bir işlevi vardır. Bir yandan insanı ıstırabın içine atar ve karma sayesinde onu sonu gelmez ruh göçü döngüsüne dahil eder. Diğer yandan insan ruhunun "selamet"ini, özerkliğini, mutlak kurtuluşu arayıp bulmasında ona dolaylı olarak yardım eder.
  • Kanphata ilk erginlenişinden sonra Aughar adını alır ve bir Aughar kimi zaman sonradan Aghori olur. Bazı Aghoriler Assamdaki Kamakhya tapınağında hizmet eder. Bu tapınak, 19. yüzyıla kadar yapılan insan kurban etme törenleriyle ünlüydü (İngiliz hükümeti 1832'de bu törenleri yasakladı). 1565'te bir tören boyunca yüzkırk kurbanın boynu vurulmuştu
  • Hint anlayışında bir şeyden vazgeçmenin olumlu bir değeri olduğu bilinmektedir. Bir şeyden vazgeçen kişi kendisini bu nedenle yoksullaşmış değil, tam tersine zenginleşmiş hisseder;
  • Beden acıdır, çünkü acı yeridir; duyular, nesneler, algılar ıstıraptır, çünkü ıstıraba yola açarlar; zevk bile ıstıraptır, çünkü onu ıstırap takip eder.
  • Assam'da uygulanan insan kurbanları­nın bir ayrıntısı burada ele aldığımız sorun açısından ilginçtir. Gönül­lülere bhogi deniyor ve kurban edilmeye izin verme niyetlerini açıkla­dıkları andan itibaren neredeyse kutsal kişilikler haline geliyorlar ve ne isteseler yapılıyordu; en önemlisi de istedikleri her kadın emirlerine amadeydi. Yılda bir kez yapılan tanrıça şenliklerinde kurban ediliyor­lardı ve Kalika Purama 'da boyun vurmanın ayrıntılarının anlatıldığı özel bir bölüm vardır, bu kanlı ritüelin ilk üç kast tarafından yapılmaması gerektiği de belirtilmiştir. Bu metne göre, kurban bizzat Şiva'yı temsil ediyordu. Tüm bu bilgiler bize Hindistan'da yapılan bir başka kanlı kurbanı hatırlatıyor; Khondların boğulan, sonra da parçalanıp, parça­ları bereket amacıyla tarlalara gömülen meriah'ı. Meriah da tanrıyla özdeşleştiriliyordu. Aghorilerle, Kanphata-yogileri bir araya getiren bir Tantra bağlamında, başka yerde tarımsal bereket için uygulanan kanlı kurban töreninin aynısına rastlamak anlamlıdır. Şakticilik ile cinselli­ğin ve cinayetin birlikte var olduğu arkaik bereket ideolojisinin kaynaş­masını gösteren yeni bir örnektir bu.
  • Yok edilen her “cehalet” parçası insana özgürlüğe ve yüce mutluluğa doğru bir adım daha attırır.
  • "Beden acıdır, çünkü acı yeridir; duyular, nesneler, algılar ıstıraptır, çünkü ıstıraba yola açarlar; zevk bile ıstıraptır, çünkü onu ıstırap takip eder."
  • Kutsal olmayan etkinliklerin bu şekilde aşkın bir dönüşümden geçirilerek, ritüel haline getirilmesi Yoga sayesinde mümkün olabilmiştir. Krshva, "eylem adamı"nın kendini kurtarabileceğini, başka bir deyişle eylemliliğini kesintisiz sürdürürken dünya yaşamına katılımının sonuçlarından sıyrılabileceğini Areuna'ya açıklar. "Eylem adamı", yani bilgi veya mistik bağlılık yoluyla selamete erişmek için sivil hayattan çekilme olanağı bulunmayan kişinin uyması gereken tek kural şudur: Fiilleri ve onların sonuçlarıyla bağlarını koparmalı, başka bir deyişle, "fiillerinin meyvelerinden vazgeçmeli" (phalatrsh Jilvairagya), kişiliğini hiç hesaba katmadan, tutkusuz, arzusuz, sanki vekalet almış da bir başkası adına iş görüyormuş gibi davranmalıdır.
  • Bu meditasyon içinde düşünce "ben"in varlığından kurtulur, çünkü bilme edimi ("ben bu nesneyi tanıyorum" veya "bu nesne benim") yaşanmaz artık; düşünce bu nesne olur (ona dönüşür). Nesne artık çağrışımlar yoluyla -yani önceki temsiller dizisine dahil edilerek, dışsal ilişkilerle (isim, boyut, kullanım, sınıf) belirlenrnek suretiyle bilinmez ve deyim yerindeyse dünyevi düşüncenin alışılmış soyutlama süreciyle yoksullaştırılmaz -varoluşsal çıplaklığı içinde, somut ve indirgenemez bir veri olarak doğrudan kavranır.
  • Upanişadlar'daki bilge, Neti! neti! diye haykırır: "Hayır! Hayır! Sen bu değilsin, sen şu da değilsin!"

--reklam--

Yoga İncelemesi - Şahsi Yorumlar

suphistike: Yoga'yı popülist yazarlar dışında bir de duayen bir bilim insanının kaleminden okumalı biri bence. Dopdolu, kapsamlı, ayrıntılı, karşılaştırmalı, hacimli, meraklısını doyuran özelliklere sahip, bilimsel bir eserdir bu. Yoga ve tantra ile ilgili bir çok çarpıcı, sarsıcı bilgilerle karşılaştım. Kitabı okuyunca Hint bilgeliğine bir kez daha hayran kalıyor insan. (Suphi Eraslan)

--reklam--

Yoga PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Mircea Eliade - Yoga kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yoga PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mircea Eliade Kimdir?

Mircea Eliade, 13 Mart 1907'de Bükreş - Romanya'da doğdu. Çocukluğunda ve gençliğinde biyoloji, özellikle de botanik ve entomoloji ile ilgilenmiştir. Fakat yıllar geçtikçe ilgisi daha çok sosyal bilimlere kaymış, özellikle filoloji ve felsefe ile ilgilenmiştir. Bu yüzden felsefe eğitimi alır. 1928 yılında Bükreş Üniversitesi'nde felsefe dalında yüksek lisans yapar. Master tezinin konusu İtalyan Rönesans dönemi filozoflarıdır. Aynı yıl Sanskritçe ve Hint felsefesi okumak için Kalküta'ya gider. Eliade burada ders aldığı Surendranath Dasgupta'dan etkilenmiştir. Ayrıca altı ay Himalayalar'daki Rişikeş aşram'ında yaşadı. Eğitimini bitirip, dört yıl sonra, 1932'de Bükreş'e geri döndü. 1933 yılında daha sonra Fransızca "Yoga: Essai sur les origines de la mystique Indienne" adıyla yayımlanacak olan doktora tezini verdi. Adından da anlaşılacağı gibi doktora tezi Yoga'nın farklı açılardan analizi niteliğindeydi. 1933'den 1939'a kadar Bükreş Üniversitesi'nde felsefe ve din tarihi konuları başta olmak üzere birçok farklı konuda ders verdi.

Savaş yıllarında İngiltere'de bulundu ve savaş sonunda Romanya Sovyet kontrolüne geçince Romanya'ya dönüşü imkânsızlaştı. Gençliğinde birçok aşırı sağcı eğitim görevlisiyle yakın ilişkileri olmuştu. 1945'de Paris'e geçti, konuk profesör olarak École des Hautes Études`de çalıştı. 1951'de en ünlü eserlerinden biri olan "Şamanizm" yayımlandı. 1956 yılında ise aldığı tekliflerden ötürü Paris'ten Amerika'ya geçti ve Chicago Üniversitesi'nde ders verdi. Daha sonra 1958 yılında Chicago Üniversitesi'nde Dinler Tarihi kürsüsünün başına geçti. 1961'de History of Religions dergisini kurdu. 22 Nisan 1986'daki ölümüne kadar Chicago Üniversitesi'nde çalışmaya devam etti ve birçok önemli eser kaleme aldı.

Bugün eserleri birçok farklı dile tercüme edilen Mircea Eliade, dinler tarihi konusunda gelmiş geçmiş en önemli akademisyenlerden biri olmuştur.

--reklam--

Mircea Eliade Kitapları - Eserleri

  • Dinler Tarihine Giriş
  • Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt I)
  • Mitlerin Özellikleri
  • Şamanizm
  • Ebedi Dönüş Mitosu
  • Kutsal ve Kutsal-Dışı
  • Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II)
  • İmgeler ve Simgeler
  • Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar
  • Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III)
  • Matmazel Christina
  • Babil Simyası ve Kozmolojisi
  • Mitler, Rüyalar ve Gizemler
  • Demirciler Ve Simyacılar
  • Arayış
  • Yoga
  • Dinin Anlamı ve Sosyal Fonksiyonu
  • Asya Simyası
  • Mistik Hint Erotizmi
  • Dinler Tarihi Sözlüğü
  • Dinler Tarihi
  • Zalmoksis'ten Cengiz Han'a
  • Bengal Geceleri
  • Doğuş ve Yeniden Doğuş
  • Yaşlı Adam ve Bürokratlar
  • Mefisto ile Erdişi
  • Avustralya Dinleri
  • Mistik Öyküler

--reklam--

Mircea Eliade Alıntıları - Sözleri

  • şu inanış vardır: İnsan ilk yaratıldığında Tanrı ona ruh bahşetmiştir, bedenini veren ise yeryüzüdür. Ölüm anında bu iki unsur da doğal olarak kendi kaynaklarına döner: beden yeryüzüne ve ruh da semavi yaratıcısına. (Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar)
  • İnsan mitleri "yaşarken", kutsal olmayan, kronolojik özellikteki zamanın dışına çıkar, nitelik açısından farklı bir zamana, hem en eski hem de sonsuza dek yakalanabilecek olan "kutsal" bir zamana açılır. (Mitlerin Özellikleri)
  • İnsan ancak ölümü doğru anlayarak kendisini ele geçirir ve dolayısıyla kendisini Varlığa açar. Gerçekten de insan ölümün kaçınılmazlığını idrak edip ölüme doğru özgürlüğün farkına vardığında, varoluş sahici hale gelir; yani tamamen insanca olur. (Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar)
  • Dinsel insan: Her yerde bir "şifre" keşfeder. En alışılmış davranış bile tinsel bir mana taşıyabilir. Yol ve yürüyüş dinsel değerlere dönüştürülebilir, çünkü her yol "hayat yolu"nu, her yürüyüş de bir "haccı", yani Dünyanın merkezine yapılan bir yolculuğu simgeleyebilir. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
  • ... tuhaf ve olağanüstü olan, genelde kaygı ve uzaklaştırma duygularını getirmektedir. Bazı tabu örnekleri ve tabu olan davranışlar, canlılar ya da nesneler bize tuhaf, uğursuz, gizemli vs kratofanilerin normal deneyimler sisteminden ayrıldığı mekanizmayı açıklar. (…)Böylelikle çirkinlik ne biçimsizlik, bu nitelikleri taşıyanları ötekilerden ayırıp kutsal kılar. (Dinler Tarihine Giriş)
  • Örneğin inşaat ayinlerini ele alalım; bu yolla kurbanın ''yaşamı'' ya da ''ruhu'' binaya aktarılmış olur, bina da aynı nedenle sunulan kurbanın yeni bedenidir. (Demirciler Ve Simyacılar)
  • Antik kozmolojilerin (Mezopotamya, Hindistan, Çin) "dünya"sı çok büyük, kapalı bir yuvarlak olarak tahayyül ediliyordu. Tapmak bu dünyanın imge'siydi, somut modeli hava kabarcığı ya da su damlası, "kozmik yumurta"ydı. (Mistik Hint Erotizmi)
  • Türk-Moğolların yıldırım gibi istilaları - IV. yüzyılda Hunlardan Timur'a kadar (1360-1404)- Avrasya'nın ilkel avcılarının mitsel modelinden esinleniyordu: bozkırda avını kovalayan yırtıcı etobur. Hareket- lerinin apansızlığı ve hızı, toplulukları kitlesel olarak katletmeleri, yerleşik kültü- rün dışsal işaretlerini (kentler ve köyler) yok etmeleri; Hun, Avar, Türk, Moğol at- lılarını bozkırda geyikleri avlayan veya göçebe çobanların sürülerine saldıran kurt sürülerine benzetir. Askeri önderlerin, bu davranış tarzının stratejik önemini ve si- yasal sonuçlarını çok iyi bildiğine kuşku yoktur. Ama örnek avcının -yırtıcı eto- bur- mistik saygınlığı da hatırı sayılır bir rol oynuyordu. Birçok Altay boyu, atala- rının doğaüstü bir kurt olduğunu iddia ediyordu (Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III))
  • "John Cotton şöyle yazıyordu: Ne kadar kültürlü ve zekiysen, Şeytanın emrine girmeye o kadar yakınsındır." şey mi dostum :)) (Arayış)
  • "Schmidt ilkel insanın Tanrı fikrini mantıksal bir neden arayışı kapsamında keşfettiği sonucuna ulaşıyordu. Dinin çok karmaşık bir fenomen olduğu gerçeğini göz ardı ediyordu-" (Arayış)
  • Tarihi kişiler arketipleri olan tanrıları ve mitsel kahramanları taklit etmeye çalışıyorlardı. (Mitler, Rüyalar ve Gizemler)
  • ...dinsel deneyim yaşayanlar açısından tüm Doğa kozmik bir kutsallık olarak belirmeye müsaittir. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
  • Upanişadlar'daki bilge, Neti! neti! diye haykırır: "Hayır! Hayır! Sen bu değilsin, sen şu da değilsin!" (Yoga)
  • Ancak Mezopotamyalılarda gelenek bir bütündür: Marduk’un yalnızca toprağı değil aynı zamadan kendi kanını da kullanması gerekmiştir: Kanımı pıhtılaştıracağım, kemik yapacağım ondan. İnsanı ayağa kaldıracağım, gerçekten bir insan olacak... İnsanı yapacağım, yeryüzünde yaşayacak... (Babil Simyası ve Kozmolojisi)
  • "İnsan, kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır." (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
  • Freud "Tanrı'nın, insanların fiziksel Babasının yüceltilmesinden başka bir şey olmadığını savunur; bu nedenle, toteme kurban verilirken, öldürülen ve kurban edilen bizatihi Tanrı' nın kendisidir.Baba-Tanrı'nın katledilmesi insanlığın ilk günahıdır.Bu öldürme suçunun kefareti İsa' nın kanlı ölümüyle ödenir." (Arayış)
  • Hitit büyüsü, makrokozmos (Evren)-mikrokozmos (insan bedeni) benzeşimince belirlenmiştir. İnsanın başı Göğe tekabül eder, elleri toprağa, gözleri suya benzemektedir. (Babil Simyası ve Kozmolojisi)
  • Tuhaf, tek, yeni, eşsiz ya da korkunç olan her şey büyüsel-dinsel güçlerin toplanması için mükemmel bir zemindir ve koşullara göre kutsalın neden olduğu iki yönlü duygu nedeniyle ya tapınılan ya da kaçınılan bir nesneye dönüşür. A.C. Kruyt şöyle yazmaktadır: “Bir köpek avda her zaman şanslıysa, bu bir measadır( kötüye işaret, uğursuzluk). Avda çok başarılı olmak Toradjaları endişelendirir. Hayvanın avını yakalamasını sağlayan büyüsel güç, efendisine ölümcül sonuçlar getirecektir. (Dinler Tarihine Giriş)
  • Dünyada yaşamak için, onu kurmak gerekir ve hiçbir dünya, kutsal-dışı uzamın göreliliğinin ve türdeşliğinin "kaos"u içinde doğamaz. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
  • Modern insanın bilincinin en soylu kısmı, çoğu zaman sanıldığından daha az manevidir. Hızlı bir çözümleme, bilincin bu soylu ve yüksek küresinde, bazı kitabi kalıntıların, çok miktarda ve çeşitli düzlemlerde önyargının; hayatın anlamı, en yüce gerçek vb. konularında tamamen basmakalıp birkaç düşüncenin canlılığını açığa çıkartacaktır. Uyanıkken görülen düşlerde, melankolilerde, imgelerin bilincin oyun saatleri esnasındaki serbest oyunlarında, her türden vakit geçirme ve eğlencede. Bu mitsel hazine burada laikleşmiş ve modernleşmiş bir şekilde devam etmektedir. Freud'un cinsel gerçeklere ilişkin oldukça ham imalarla gösterdiği üzere, bu tür imgelerin biçim değiştirdikleri olmuştur. İmgeler ayakta kalabilmek için, çok tanıdık hale gelmişlerdir. Ancak kullanımları hiç de azalmış değildir. Çünkü bu gerilemiş imgeler, modern insanın manevi yenilenmesinin mümkün olabilecek başlangıç noktasını gösterirler. (İmgeler ve Simgeler)