Kitap Künyesi

Yazar: Miguel de Cervantes

Çevirmen: Yıldız E. Canpolat

Orijinal Adı: La gran sultana: Doña Catalina de Oviedo

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9789944882897

Sayfa Sayısı: 140

--reklam--

Yüce Sultan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

1605 yılında yazdığı Don Quijote ile çağdaş romanın yolunu açan Cervantes ardında pek çok şiir ve tiyatro oyunu da bırakmıştır.1615 yılında yayımlandığı halde döneminde hiç oynanmayan Yüce Sultan, bu oyunlar arasında en çok okunan ve en sürükleyici olanıdır.

--reklam--

Yüce Sultan Alıntıları - Sözleri

  • "Çektiği acıların sonu gelmez.
  • "ve aşırı pohpohlama asla söylemez doğruyu. Ruh her an bunu duyumsar: Överken söylenir yalan."
  • Zorla güzellik istemem. Güçle sevgi kazanılmaz.
  • "Zorla güzellik istemem güçle sevgi kazanılmaz; zorla kazanılan şeyler asla başarılı olmaz."
  • İltifatın aşırıya vardığı yerde hakikatler kaybolur, yalanlar ortaya çıkar.
  • Kaça kaça özgürlüğü kim bulmuş?
  • Öyle hayret verici şeyler gördüm ki burada en çevik zekaları bile oynatabilir.
  • Umutsuzluk en büyük, en çirkin günahtır. İntihar etmek korkaklıktır, bizleri koruyan, nimetleriyle besleyen Tanrı'ya karşı gelmektir. Mesela Yahuda, Hazreti İsa'yı ele vermekle büyük bir günah işledi, ama kendisini asmakla çok daha büyüğünü işlemiş oldu.
  • Öyle hayret verici şeyler gördüm ki burada en çevik zekâları bile oynatabilir.
  • Umutsuzluk, günahların en iğrenci, en çirkini, onunla başka bir şeyi hiç karşılaştıramazsın. İntihar bir korkaklıktır.
  • Aşırı pohpohlama asla söylemez doğruyu. Ruh her an bunu duyumsar: Överken söylenir yalan.
  • Susturuyor beni aklım istediğin gibi sessiz susuyor, oturuyorum.

--reklam--

Yüce Sultan İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Esaret Edebiyatı ve Cervantes'te Esaretin İzleri: Cervantes, bilindiği üzere, İnebahtı Deniz Savaşı sonrasında İspanya'ya dönerken, o sıralar Akdenizde sıradanlaşmış olan korsan saldırılarından biri sonucu Türklerle esir düştü. Cervantes'in sol elini kullanamıyor oluşu, onun fiziksel olarak daha hafif işlerde çalışmasını sağlıyordu; böylece diğer esirlere kıyasla daha rahat bir esaret hayatı geçirmiştir. Dolayısıyla beş yıl süren esaret hayatı boyunca Türkleri ve Osmanlıyı gözlemleme fırsatı bulmuştur. Bu kitap Cervantes'in sekiz komedyasından biri olmakla beraber, esaret hayatından izler taşıyan bir eser olması bakımından da önemlidir. Cervantes yaşadığı dönemde İspanya'da adeta yeni bir tür ortaya çıktı: esaret edebiyatı.* Bu türe ait eserler, her zaman gerçeği yansıtmıyordu, ancak Cervantes'in yazdığı bu oyun, büyük oranda kendi gözlemlerini içerdiğinden, gerçeklerden çok da uzak değildi. Bu oyun, III. Murat ile İspanyol bir cariye arasında peyda olan aşkı konu alıyor. Aslında, genel olarak kitaplarında katı ve merhametsiz bir Türk imajı çizen Cervantes, bu kitabında daha ılımlı, hoşgörülü ve bir bakıma da romantik bir Türk imajı çizer. Padişah, Katalina'yı ilk gördüğü andan beri ona methiyeler düzer, ona ne isterse yapacağını söyler ve hatta Katolik Hıristiyan olarak kalsa dahi onunla evleneceğini söyler. "KATALİNA: Ben her zaman Hıristiyan olarak kalacağım. PADİŞAH: Öyle olsun; şimdilik ruhum Tanrı'ya tapar gibi bedenini sevmekle yetinecek. Ruhuna sahip olmak için ne yapmalıyım bilmiyorum, ona söz geçirecek ilâhi bir güce sahip değilim. Dilediğin şekilde yaşa, yeter ki bensiz yaşama!" (s.69) Bunun yanı sıra Katalina'yı tedavi ettirmek için saraya Yahudi bir hekim çağrılmıştır. Tüm bunlar, Padişahta tezahür eden bir hoşgörü olarak adlandırılabilir; ve bu da Cervantes'in aşırı bir Türk düşmanlığı ve nefreti olmadığını gösterir diye düşünüyorum. Aynı zamanda dönemin İspanya'sındaki diğer inançlara karşı olan tutum hesaba katılınca, Cervantes'in tüm bunlarla bariz bir hoşgörüyü vurguladığını söylemek yanlış olmaz. III. Murat kitapta, zevk ve sefaya düşkün bir Padişahtır ve bunun yanı sıra bir de zaafı vardır: kadınlar. Hatta öyle ki, Doña Katalina'yı ilk gördüğünde ona bir tacını bir de tahtını vermediği kaldı. "Aşk, hükümdar ile cariyeyi eşit kılar. Sahip olduğum uçsuz bucaksız memleketlerin hepsi senin emrindedir. Beni adaletle ve hukuken büyük bir hükümdar yapan beyliklerim artık bana değil, sana aittir." (s. 69)Ve kitap boyunca Padişah, gerçekten de Katalina'nın her istediğini yerine getirir. Kitapta, birtakım "antisemitist" olarak nitelendirebileceğimiz ifadeler de yer alıyor. "Kahpenin dölü", "takkeli serseri" gibi. Cervantes döneminin İspanya'sında, tahmin edilebileceği gibi, Katolik Hıristiyanlar hariç herkes hor görülüyor ve sevilmiyordu. Hatta moriskoların** sürgün edilmesi ve şiddete maruz kalması dâhi halk tarafından sevinçle karşılanmıştı. Ancak yine de kitaptaki bu tür söylemler okura, Cervantes'in esasında böyle düşünmediğini; yalnızca dönemin hâkim tavrını göstermek için bu tür ifadelere yer verdiğini hissettiriyor. Bu bakımdan Cervantes'in rönesanstan payını aldığı söylenebilir. Şimdi, kitapta benim gerçekçi bulmadığım birkaç noktadan bahsedeceğim. Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum: tarih bilgim çok kötü olduğundan, kitapta aktarılan olayların gerçek olup olmadığı konusuna girmeyeceğim. Ama yine de mantıksız bulduğum birkaç şeye değineceğim. Bunlar, Andres isimli casusun sarayda elini kolunu sallayarak dolaşıp esirlerin kaçmasına yardımcı olmasına rağmen hiçbir zaman yakalanmıyor oluşu; haremde erkek sinek dahi uçmazken Padişahın, Katalina Sultan'ın ölçülerini almak için erkek terzi çağırması; Kadı'nın kuşlarla konuşup hayvanlara dil öğretebildiğini söyleyen adamın idam kararından vazgeçmesi şeklinde sıralanabilir. Bu gibi inanmakta güçlük çektiğim olaylara rağmen, tarihsel gerçeklikler de yer alıyor kitapta. Örneğin, Acem Şahı'nın elçisinin 1601 yılında Kral III. Felipe'nin sarayına giderek Osmanlı'ya karşı ittifak teklifinde bulunduğundan bahsediliyor. "I.VEZİR: (...)Onun (İran Şahı'nın) ikiyüzlülüğünü ve dilenciliğini bildiğimizden barış yapılmamasından yana olmadığımızı arz etmek isterim, çünkü İspanya kralının sarayına birçok Acemin adım attığından haberimiz var. (s.62) Cervantes yalnızca bu kadarıyla da kalmıyor; dönemin paraları hakkında bir noktayı dâhi aydınlatıyor: Cervantes sayesinde o dönem Osmanlı'daki 100 kuruşun iki İspanyol altınına eşdeğer olduğunu öğreniyoruz. "MADRİGAL: Bu yaptığm büyük düzenbazlık sayesinde bana günde yüz kuruş harçlık veriyorlar! ANDRES:Vay canına! İki altın ha! Yamansın doğrusu." (s.77) Kitabı okurken, Cervantes'in dönemin gündemine de hakim olduğunu görüyoruz. Hatta öyle ki Osmanlı ile İspanya arasında karşılaştırma bile yapıyor. Bu noktada Cervantes'in iyi bir gözlemci olduğu söylenebilir; Osmanlı topraklarında yaşadığı beş yıl boyunca çevresini oldukça iyi gözlemlemiş olmalı ki, sonrasında siyasi durumlarını dâhi karşılaştıracak bilgi seviyesine ulaşmış. "II.VEZİR: (...) Durumumuz İspanya'nınkine benziyor, Acemler bize nasıl zarar veriyorsa, Flemenk kâfiri de İspanyol kâfirine o denli zarar veriyor. " (s.64) Cervantes, İspanyol tiyatrosunun altın çağını yaşadığı bir dönemde eserler veriyordu. Ancak yazdığı tiyatrolar, Tülin Sağlam'ın önsözde belirttiği gibi, "Don Quijote'nin gözleri kamaştıran parlaklığının gölgesinde" kalmıştır. Zaten kurallara sıkı sıkıya bağlı kalınmayan bir edebiyat çevresinde, Cervantes gibi kuralcı bir oyun yazarının ün kazanması pek mümkün değildi. Hatta tam olarak bu kuralcı tutumundan dolayı -pek tabii Don Quijote'yle gelen büyük şöhretin kıskançlığının da etkisiyle- Lope de Vega isimli, dönemin en meşhur ve en beğenilen oyun yazarı ile Cervantes arasında gergin çekişmeler meydana geldi. Bu tartışmaların, iki yazardan beklenilenin aksine, oldukça seviyesiz gerçekleştiği söylenebilir. Örneğin Lope de Vega, Cervantes için, "Hiçbir yazar Cervantes kadar kötü, hiçbiri de Don Kişot'u övecek kadar dangalak değildir." demişti. Gerçi Cervantes daha sonraları kurallar konusunda daha ılımlı bir tavır sergilemeye başladıysa da, bu konudaki genel tavrı edebiyat çevrelerinde yükselmesine mani olmuştur diyebiliriz. Son olarak bu kitabı, manzum bir şekilde okumak isterseniz, benim okuduğum Ertuğrul Önalp çevirisi yerine Yapı Kredi Yayınları'nın çıkardığı Yıldız Ersoy Canpolat çevirisinden de okuyabilirsiniz. (*): Önsöz, s.5 (**): Sonradan Hıristiyan olan kimse (Zeynep Hilâl)

Öç: Öznellik ve düşmanlık! İnebahtı Deniz Savaşı’nda Kutsal Haçlı İttifakında bir asker olan Cervantes Osmanlı’yla savaşırken sol elini kaybetmesinin ve İstanbul’da bir süre köle olarak yaşamasının intikamını bu eseriyle almış gibi görünüyor. Neler var bu tiyatro eserinde? * Bir Osmanlı hünkarı ki haremindeki soylu bir İspanyol kadının ona olan aşağılamalarından, hormalamarından, küçük gören davranışlarından etkilenip ona aşık oluyor. Haremindeki diğer bütün kadınları yok sayıyor. Bu İspanyol kadının soyismini dahi kullanmasına izin veriyor, Hıristiyan kalmasına göz yumuyor, çocuklarının Osmanlı İspanyollar olmasını istiyor gönülden. * Bir Osmanlı hünkarı ki hareminde saklanan bir çift İspanyol aşığın (kadın kılığına girmiş bir erkek ve kadın) foyaları ortaya çıkınca aşık olduğu kadının isteğiyle bu çifti özgür bırakıp üstüne üstlük Rodos’un yönetimini onlara bırakıyor. Hımmm... Ayrıca bu çiftin erkek olanının erkeklerin ne kadar üstün olduğunu görüp Muhammed’den ve Tanrı’dan onu erkeğe çevirmelerini istediğini, gerçekleşen bir mucize olduğu yalanına inanıyor safça! İşin ilginci devletin kadısı da bu durumun olabileceğine kanaat getiriyor. Neden? Hem kolaya kaçıyor hem de kadının da erkeklerle ilişkisi var! Eşcinsel kadılar diyarı Osmanlı! Eşcinselliği yargılamıyorum sadece dönemin şartlarında bunu Osmanlı’yı küçük düşürmek için kullanılmasına tepkim. * Bir Osmanlı hünkarı ki savaşın bitip bitmeyeceğine bir vezirinin sözüyle karar veriyor. Bu arada hünkarın düşman elçilerini dinlememe huyuna da vurgu yapılıyor alttan alta kitapta. Görüldüğü gibi burnu havada bir hünkar Osmanlı hünkarı! * Osmanlı yöneticilerinden ve büyüklerinden biri olan kadı, adaletsiz biri olarak gösterilmiş kitapta. O kadar adaletsiz, kolay kandırılabilen ve kötülüklerle dolu biri ki mahkumlardan bir Hıristiyanın fili konuşturabileceğinden tutun da tüm canlılarla konuşabildiğine dek inanıyor. Bu arada hayvanların kendisi hakkında be söylediklerine dair dedkoduları da merak ediyor. İşte müslüman ülke algısı! Çok yazık! Övgüye değer taraf olarak ise Osmanlı hünkarının aşka olan hürmeti ve sadakati sayılabilir. Bir de Osmanlı sarayını ve çevresindeki şartları betimlemesi. Dinlerin gizliden gizliye karşılaştırılması ve kendi dinlerini öven bir dille yazılan bu eser Cervantes’in edebi olarak ortaya koyduğu bir eserden ziyade din ve milliyet propagandası gibi olmuş kanımca. Elbette derinden derine daha etkileyici şeyler var olabilir ama hoşuma gitmedi. Edebiyat anarşist ve devrimci olmalıdır ama bir zalimi yererken kendi zalimini yücelten bir anarşistlik olmamalıdır bu tavır. (Özlem)

Osmanlı tebasında beş yıl kadar esir kalan Cervantes'in İstanbul ve saray gözlemlerine dayanarak harem, cariyeler, casuslar, sarayın günlük hayatına dair argümanlarla yazdığı bir oyun. Yer yer göndermelerde bulunmuş. Vasat oyundu. (Gökhan Alkan)

--reklam--

Yüce Sultan PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Miguel de Cervantes - Yüce Sultan kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yüce Sultan PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Miguel de Cervantes Kimdir?

Miguel de Cervantes Saavedra (29 Eylül 1547 — 23 Nisan 1616), İspanyol romancı, şair ve oyun yazarıdır.

Don Kişot'un yaratıcısı. Genç yaşta başladığı edebiyat hayatında denemeleri ve tiyatro eserleri ile kısa sürede tanınan bir yazar olmuştur. Ayrıcaİspanyol edebiyatında roman geleneğinin başlatıcısı olarak kabul edilir.

15 Eylül 1569'da Madrid'de bir yaralama iddiasıyla Miguel de Cervantes adlı biri hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Verilen cezaya göre sol eli kesilecek ve 10 yıl sürgünde kalacaktı. Bir ad benzerliği söz konusu değilse bu olay Cervantes'in İtalya'ya gidişinin nedeni olabilir. 1570'te II. SelimKıbrıs'ı ele geçirince Papa V. Pius Osmanlılara karşı birlik çağrısında bulundu. Çağrıya yalnızca İspanya ve Venedik karşılık verdi. CervantesRoma'daki İspanyol birliğine katıldı. 7 Ekim 1571'de Osmanlı donanmasıyla Lepanto (İnebahtı) Körfezinde yapılan İnebahtı Deniz Savaşı'na katılanMarquesa adlı kadırgada bulunan Cervantes, iki kez göğsünden yaralandı, bir top güllesiyle sol elini kaybetti. Daha sonra Osmanlılar tarafından tutsak edilen Cervantes, 1575-1580 yılları arasında Cezayir'de esir olarak yaşamıştır. Osmanlı esaretinde bulunduğu süre zarfında 4 kez kaçma teşebbüsünde bulunduğu tahmin edilmektedir. . Hiç birinde başarı kazanamamasına rağmen bu teşebbüsler sonucunda ceza da almamıştır. Ancak orada da dolandırıcılıkla itham edilip hapse atılmıştır. Burada yazmaya daha sıkı sarılmıştır.1580 yılında biten ve Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Kılıç Ali Paşa camiisinin yapımında da esir işci olarak bir süre çalışmıştır

Yaşamının sonlarına doğru ünlü eseri Don Quijote (Don Kişot)'u hapishanede kaleme almıştır ve bu eseri sayesinde tüm dünyada tanınmıştır. Eserde yazarın kendi hayatıyla alay ettiği ve kahramanla aralarında çokça benzerlikler olduğu görülür. Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir ve 38 dile çevrilmiştir. Bu eser hâlâ dünyanın en bilinen romanları arasındadır.

--reklam--

Miguel de Cervantes Kitapları - Eserleri

  • La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote
  • Köpeklerin Sohbeti
  • Don Kîşot - Cilt 2
  • Yüce Sultan
  • Çingene Kızı
  • Örnek Alınacak Hikayeler
  • Örnek Alınacak Hikâyeler I
  • Örnek Alınacak Hikayeler II
  • La Galatea

--reklam--

Miguel de Cervantes Alıntıları - Sözleri

  • En özgür iradeyi bile saçından tutup yere çalmak; güzelliğin en büyük ayrıcalığıdır. (Örnek Alınacak Hikayeler)
  • Zaten ben, bahtsızlığa örnek olarak doğmuşum; talihsizliğin oklarına hedef, nişan tahtası olmak için yaratılmışım.. (La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote)
  • Eğer üzülürsen ölümüme, bulandırma güzel gözlerinin aydınlık göğünü, (La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote)
  • Nefsine hâkim olamayan bir adam, koca bir adaya nasıl hâkim olabilir? Korkarım, valilik makamına oturduğun gün, ilk vereceğin emir kocaman bir sofra hazırlatmak olacaktır... Bilesin ki, karnını pahalı yiyeceklerle tika basa dolduran bir vali, kötü bir idarecidir... (La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote)
  • Bir hırsız, herkesi hırsız zanneder. (Örnek Alınacak Hikayeler)
  • Bizimki ne sefil bir çağ, ne habis bir asırmış meğer! (Köpeklerin Sohbeti)
  • “Yaşamak beni öldürüyor, ölümse can veriyor. Ne duyulmamış şeydir bu! Hayat ölümle var oluyor." (Don Kîşot - Cilt 2)
  • “Zalim efendi, fakir efendiden fazlasını verir” atasözüne katılmıyorum. Zalim ve cimri biri, fakir ama cömert bir adamın verdiklerinin aşağı yukarı aynısını verir. Ama fakir adamın, vereceği bir şey kalmadığında bile, en azından sunabileceği iyi niyeti vardır. (Köpeklerin Sohbeti)
  • Diline hâkim olasın. İnsanın hayatındaki en büyük kötülükler dilinden gelir. (Köpeklerin Sohbeti)
  • Hemen akıl vermeye kalkar verecek akli olmayan (Çingene Kızı)
  • Aşırı pohpohlama asla söylemez doğruyu. Ruh her an bunu duyumsar: Överken söylenir yalan. (Yüce Sultan)
  • İrade, uzak durulması gereken yasakları çiğneyip kendini kaybetmiş bir şekilde arzuladığı şeyin peşinden koşar. Gözleriyle cennette ulaştığını zannederken kendini kederin cehenneminde bulur. (Örnek Alınacak Hikayeler)
  • Şikayet etmiyorum fakat kendime acıyorum; ne de olsa suçlunun kendi işlediği kabahati bilmesi, çektiği cezanın acısını azaltmıyor. (Köpeklerin Sohbeti)
  • Umutsuzluk, günahların en iğrenci, en çirkini, onunla başka bir şeyi hiç karşılaştıramazsın. İntihar bir korkaklıktır. (Yüce Sultan)
  • "Sadakatsizlik nankörlerin işidir." (La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote)
  • " Hemen akıl vermeye kalkar, verecek aklı olmayan. " (La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote)
  • Susturuyor beni aklım istediğin gibi sessiz susuyor, oturuyorum. (Yüce Sultan)
  • " Kralın keçi çobanından daha çok verecek hesabı vardır. Çünkü birinin güttüğü hayvan, diğerininki insandır. " (Don Kîşot - Cilt 2)
  • Sanırım kıskançlık, olayları oldukları gibi anlama yeteneğini daima engelleyecektir. Kıskanç insanlar hayata küçük olayları büyük, cüceleri dev ve şüpheleri gerçek yapan bir dürbünle bakarlar. (Örnek Alınacak Hikayeler)
  • “Köpekler havlıyor Sancho, demek ki doğru yoldayız.” (La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote)