AK PARTİ: BUGÜN TÜRKİYE’NİN TEK BAŞINA EMNİYETİ Mİ?

KÖŞE YAZISI

AK PARTİ: BUGÜN TÜRKİYE’NİN TEK BAŞINA EMNİYETİ Mİ?

Siyaset, yalnızca seçim dönemlerinde kullanılan sloganlardan ibaret değildir. Siyaset; devletin devamlılığı, milletin güvenliği, ekonomik istikrar, dış politika, toplumsal huzur ve geleceğe dair öngörü meselesidir. Bu nedenle bir siyasi partiyi değerlendirirken yalnızca günlük tartışmalara, sosyal medyadaki görüntülere veya dönemsel siyasi polemiklere bakmak yeterli değildir. Asıl mesele, ülkenin hangi şartlarda, hangi tehditlerle karşı karşıya olduğunu ve bu tehditler karşısında hangi siyasi yapının devleti yönetme kapasitesine sahip bulunduğunu doğru değerlendirebilmektir.
Çünkü Siyaset, yalnızca iktidar olma sanatı değildir. Siyaset, bir milletin hafızasını taşıma, geleceğini inşa etme ve zor zamanlarda toplumun güven duygusuna cevap verme sorumluluğudur.
Evet! içinde bulunduğumuz coğrafya, sıradan bir siyasi rekabet alanı değildir. Ülkemiz; enerji yollarının, jeopolitik fay hatlarının, vekâlet savaşlarının, terör yapılanmalarının ve küresel güç mücadelelerinin kesiştiği bir bölgede yaşamaktadır. Karadeniz’den Kafkasya’ya, irandan,Suriye’den Irak’a, Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmeler, ülkemizin güvenlik ve istikrarını doğrudan etkilemektedir.
İşte bu noktada AK Parti, bugün yalnızca bir siyasi parti olarak değil, ülkemizin siyasi ve idari istikrarının temel aktörlerinden biri olarak karşımızda durmaktadır.
Bu değerlendirme, her icraatın doğru olduğu veya her kararın tartışılmaz olduğu anlamına tabiki gelmez.
Demokratik siyaset, eleştiriyi ve denetimi zorunlu kılar. Ancak eleştiri ile devlet kapasitesini yok saymak arasındaki büyük farki da görmek gerekir.
Elbette ekonomik sorunlar vardır. Enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir dağılımındaki bozulma vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkilemektedir. Bu sorunlar görmezden gelinemez. Ancak ekonomik problemlerle mücadele ederken devletin güvenliği, kamu düzeni ve stratejik bağımsızlıgini da göz ardı edemeyiz. Bir ülkenin ekonomik olarak zorlanması, onun devlet kapasitesini ve güvenlik ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Böyle bir dönemde en temel ihtiyacımiz, sadece hükümet değişikliği değildir. Asıl ihtiyaç; devlet tecrübesini, stratejik hafızayı, güvenlik refleksini ve millî iradeyi aynı siyasi zeminde buluşturabilecek yönetim anlayışıdır.
AK Parti’nin tarihsel önemini de burada aramalıyız.
İlk günkü yola çıkış ruhu, yalnızca bir seçim sloganından ibaret değildi. O ruh; milletin yıllarca biriktirdiği ekonomik sıkıntılara, siyasi istikrarsızlıklara, vesayetçi anlayışlara, özgürlük alanlarındaki daralmalara ve devlet ile millet arasındaki mesafeye karşı doğmuş güçlü bir toplumsal arayıştı.Ve AK Parti, iktidara geldiği ilk yıllarda yalnızca bir hükümet kurmadı; toplumun önemli bir kesimine
“Bu ülkenin yönetiminde sizin de sözünüz var” duygusunu verdi.
Devletin vatandaşla kurduğu ilişkinin değişmesi, siyasetin daha geniş kitlelere açılması ve ülkemizin ekonomik ve siyasi kapasitesinin büyütülmesi, bu dönemin en önemli kazanımları arasında yer aldı.
Fakat zaman, bütün siyasi hareketler gibi AK Parti’yi de değiştirdi. Bir hareketin iktidar tecrübesi arttıkça, ilk günkü heyecanı korumak kadar geçmişten biriken tecrübeyi doğru değerlendirmek de zorunlu hâle gelir.
Bugün AK Parti’nin önündeki en önemli meselelerden biridir bu: İlk günkü ruhu kaybetmeden, yılların devlet tecrübesini geleceğe taşımak.
Çünkü siyasi hareket, sadece geçmişteki başarılarıyla yaşayamaz. Ancak geçmişini inkâr ederek de geleceğini kuramaz. Hafıza, siyasetin yükü değil; doğru kullanıldığında en büyük stratejik sermayedir.
Bugün savunma sanayii, enerji güvenliği, terörle mücadele, teknolojik kapasite ve bölgesel diplomasi bakımından geçmişe göre çok daha güçlü bir konumdayiz.Bu birikim, bir gecede ortaya çıkmadı. Yıllar boyunca alınan kararların, yapılan yatırımların, siyasi iradenin ve en önemlisi alinan risklerin bir sonucudur.
Ancak hiçbir başarı, yeni sorunların ortaya çıkmasını engelleyemez. Ekonomik sorunlar, adalet ve liyakat beklentisi, gençlerin geleceğe dair kaygıları, bürokrasideki hantallık ve toplumsal adalet duygusundaki aşınmalar, görmezden gelemeyeceğimiz gerçeklerdir.
İşte tam da bu noktada eleştiri, düşmanlık değildir. Aksine, güçlü bir siyasi hareketin kendisini yenilemesinin en önemli şartıdır.
AK Parti’nin bugün ülkemiz açısından taşıdığı önem,artik yalnızca seçim sonuçlarıyla açıklanamaz. Ülkenin güvenlik mimarisi, dış politika tecrübesi, savunma kapasitesi ve devlet yönetimindeki birikimi, uzun yıllar içinde oluşmuş bir stratejik hafızaya dönüştü.
Bu nedenle siyasi geleceği konuşurken
“Kim gitsin?” sorusundan önce
“Kim, hangi kadroyla, hangi programla, hangi devlet tecrübesiyle gelecek?” sorusu dur.
Çünkü bulunduğumuz coğrafya, siyasi romantizme izin vermeyecek kadar serttir. Devlet yönetimi, yalnızca iyi niyetle değil; bilgi, tecrübe, strateji ve kriz yönetme kapasitesiyle mümkündür.
Bugün AK Parti’nin en büyük avantajı, son çeyrek asrının önemli bir bölümünde devlet yönetiminin sorumluluğunu taşımış olmasıdır. En büyük sınavı ise bu tecrübeyi yeni nesillerin beklentileriyle buluşturmasidir.
İlk günkü samimiyet, zamanla oluşan devlet aklı ve geleceğe dönük yeni bir heyecan aynı potada buluşmalıdır.
Milletler sadece ekonomik göstergelerle yaşamaz.milletin geleceğe yürüyebilmesi için güvene, aidiyete, adalet duygusuna ve ortak bir hikâyeye ihtiyacı vardır.
AK Parti’nin bundan sonraki yürüyüşü de yalnızca geçmişteki başarıların hatırlanmasına değil, o başarıların hangi ruhla ortaya çıktığının yeniden anlaşılmasıni saglamaya bağlıdır.
Çünkü ilk günkü ruh; makamı değil milleti, gücü değil hizmeti, siyaseti değil davayı önceleyen bir anlayıştı.
Bugünkü ihtiyaç, geçmişi nostalji olarak hatırlamak değil; geçmişin tecrübesini geleceğin aklına dönüştürmektir.
AK Parti, bütün eksikleri ve eleştirilecek yönleriyle birlikte, ülkemizin güvenlik ve istikrar denkleminde hâlâ en güçlü siyasi omurgadır. Ancak bu omurganın güçlü kalabilmesi için ilk günkü samimiyeti, milletin hafızasını, devlet tecrübesini ve yeni nesillerin beklentilerini aynı anda taşımak gerekir.
Çünkü gelecek, sadece geçmişte ne yaptığımızla değil; geçmişten ne öğrendiğimizle şekillenir.
Ve bugün, bütün siyasi tartışmaların ötesinde, en büyük ihtiyacımiz şudur:
İlk günkü ruhu kaybetmeden, yılların birikimini unutmadan, milletin hafızasını geleceğe taşıyarak yeniden yürümek.
Zira güçlü devletler sadece kurumlarıyla değil, hafızalarıyla da ayakta kalır.
Siyasi hareketler ise sadece iktidarlarıyla değil, milletin gönlünde taşıdıkları anlamla yaşar.
Mehmet Halit Demir
23.Donem Mardin milletvekili