Aynı ırktan olmak insanı 'gardaş' etmez.
Aynı ırktan gelmek, insanları tek başına "kardeş" kılmaya yetmez. Bağ kurmanın ve hakiki kardeşliğin biyolojik ya da etnik kökenlerden çok daha derin değerlere dayandığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. İnsanlara gerçek anlamda kardeşlik ve millet bilinci kazandıran asıl unsur kan bağı değildir. Aksine bu bağın özü; başta ortak inanç ve adalet olmak üzere karşılıklı sevgi, saygı, samimiyet ve ümmet şuurudur.
İnsanlar aynı soydan gelseler dahi, farklı inançlara, dünya görüşlerine ve ahlaki değerlere sahip olduklarında karşı karşıya gelebilirler. Tarih, aynı kanı taşıdığı hâlde birbirine zulmeden toplulukların örnekleriyle doludur.
Gerçek bağ, soy kütüklerinde değil, ortak insani ve İslami değerlerde buluşulduğunda kurulur. Zor günlerde yan yana durmak, sevinci ve hüznü paylaşmak, insanları birbirine biyolojik bağlardan çok daha sarsılmaz bir şekilde bağlar.
CICA zirvesinde soykırımcı İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog'un konuşması başladığı sırada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan salonu terk etti. Fidan’ın ayağa kalkmasıyla İran, Kuveyt ve Pakistan’ın da aralarında bulunduğu 12 Müslüman ülke heyeti de aynı anda salonu terk etti. Fakat hiçbir Türki devleti salonu terk etmedi.
Mevlânâ’nın, Yunus Emre’nin ve Ahmedi Hani’nin işaret ettiği gibi; sevgi ve merhamet dili her türlü ırk ve dil sınırını aşar. Gönül birliği, ırk birliğinden her zaman üstündür.
Azerbaycan’da yaşanan gelişmeleri büyük bir kaygı ve hayretle izliyoruz. Müslüman Azerbaycan halkının evlatları, öz yurtlarında başörtüleriyle okullarına gidemez hâle getirilmektedir. Mevcut yönetimin başörtüsünü "Arap veya Fars geleneği" ilan edip "Bizim kendi milli değerlerimiz var" söylemine sığınması son derece vahimdir. Soruyorum: İslam’ın yüce değerlerini çekip çıkardığınızda, bu coğrafyanın elinde hangi köklü değer kalır? Kendi medeniyet mirasını yok sayıp "milli değer" adı altında neyi sunabilirler?
Aslında biz Türkiyeli Müslümanlar, aynı hezeyanları ve aynı yabancılaşmış zihniyeti yakın tarihimizde de çokça gördük. Öz değerlerine yabancılaşıp Batı’dan yahut dış odaklardan devraldığı ithal fikirleri "milletin aslı" gibi sunan anlayışın, halkın inancıyla savaşmaktan başka bir netice vermediğine şahit olduk.
Azerbaycan halkı samimi bir Müslüman halktır. Yıllarca Sovyet rejiminin sistemli manevi tahribatına ve baskılarına maruz kalmasına rağmen, fırsat bulduğu ilk anda inancına ve kimliğine yeniden sahip çıkmıştır. Ancak ne yazık ki, Ebulfeyz Elçibey’e yapılan askerî müdahalenin ardından yönetime gelen ve her türlü şeytani yöntemle koltuğunu koruyan anlayış, bugün küresel odakların ve siyonist rejimin desteğiyle kendi halkının değerlerine savaş açmıştır. Gazze’de tarihin en büyük katliamlarından biri yaşanırken, İsrail’e petrol ve lojistik destek sağlamaktan çekinmeyen, Mossad ve uluslararası sermaye odaklarıyla iş birliği içinde hareket eden bu zihniyet, bugün de efendilerini memnun etmek adına kendi Müslüman halkına baskı uygulamaktadır.
Cenab-ı Hak, Hucurât Sûresi’nde gerçek kardeşliğin sınırını açıkça çizmiştir: "Şüphesiz ki müminler ancak kardeştir."
İlahi ferman; "Şu ırk yahut bu etnik köken kardeştir" demez. Türklük, Kürtlük veya Araplık tek başına bir üstünlük ya da kardeşlik vesilesi değildir. Bizi birbirimize kenetleyen ve yekvücut kılan yegâne harç İslam’dır.
Zaman zaman bazı çevrelerce Aliyev ailesinin etnik ve dini kökenine dair iddialar ortaya atılmaktadır. Ancak meselenin özü kökenler değil, takınılan tavırdır. Olayı sadece etnik kökene indirgemek doğru bir yaklaşım değildir. Zira mesele bir soy meselesi değil, inanç meseledir. Tarihe bakıldığında;
İttihatçılar ve Jön Türkler içerisinde Türk olduğu hâlde milletin inancına düşmanlık edenler az mıydı?
Marksist ve seküler yapılar içinde Kürt olduğu hâlde kendi toplumunun değerlerini çiğneyenler yok muydu?
Baas rejimleri döneminde Arap olduğu hâlde kendi halkına kan kusturan diktatörler çıkmadı mı?
Demek ki belirleyici olan kan değil, zihniyet ve inançtır. İslam’dan kopan, Müslüman halkların masum kanına basarak iktidarını korumaya çalışan ve açıkça İslam düşmanlığına soyunan kimselerin soyu sorulmaz. Onlar, bu coğrafyada yaşayan tüm mazlum halkların ortak hasmıdır.
İnanıyoruz ki; zalimlerin, küresel güçlerin ve siyonist odakların gölgesine sığınarak halkına zulmedenlerin devri ilelebet sürmeyecektir. Müslüman halkların iradesi galip geldiğinde, o uşak ruhlu idareciler Ziya Paşa’nın şu tarihi dizeyle muhatap olacaklardır:
"Zalimlere dedirir bir gün kudreti Mevlâ:
Tallahi lekad âserekellâhu aleynâ..."
(Allah’ın kudreti bir gün zalimlere şöyle dedirtir: Yemin olsun ki, Allah seni gerçekten bize üstün kıldı...)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin