BARIŞI YAPMAK, BAZEN SAVAŞI SÜRDÜRMEKTEN DAHA ZORDUR
BARIŞI YAPMAK, BAZEN SAVAŞI SÜRDÜRMEKTEN DAHA ZORDUR
Türkiye, yakın tarihi açısından son derece önemli bir eşikten geçiyor. Yaklaşık yarım asırdır ülkeyi ağır bir biçimde etkileyen silahlı çatışmanın sona ermesi, silahların susması ve yıllardır çözülemeyen bir meselenin siyaset zeminine taşınması, hiç kuşkusuz küçümsenemeyecek kadar önemli bir gelişmedir.
Çünkü savaşın başlaması kolay, bitirilmesi ise zordur. Fakat asıl zor olan, barışı kurmak ve onu kalıcı hale getirmektir.
Savaş; öfkeyi, korkuyu, düşmanlığı ve intikam duygusunu kolayca besleyebilir. Barış ise sabır ister, cesaret ister, fedakârlık ister. Daha da önemlisi; karşılıklı güven, adalet, hukuk ve güçlü bir siyasi irade ister.
On yıllar boyunca yaşanan çatışmaların geride bıraktığı acılar, kayıplar ve toplumsal travmalar bir gecede ortadan kalkmaz. Bu nedenle silahların susması ne kadar önemliyse, toplumun yaralarını saracak, güven duygusunu yeniden inşa edecek ve insanları ortak bir gelecek fikrinde buluşturacak adımların atılması da o kadar önemlidir.
BARIŞ, SADECE SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİLDİR
Silahların susması elbette tarihi ve sevindirici bir adımdır. Ancak kalıcı barış, yalnızca çatışmanın sona ermesiyle kurulamaz.
Kalıcı barışın temeli hukuk, adalet, demokrasi ve toplumsal güvendir.
İnsanların adalete güvenmediği, hukukun siyasi koşullara göre değiştiğine dair bir kanaatin güçlendiği, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sürekli tartışıldığı bir ortamda silahların susması tek başına yeterli değildir.
Çünkü insanlar yalnızca birbirleriyle savaşmaktan vazgeçmekle barışmış olmazlar. Asıl barış, insanların birbirine güvenmeye başladığı; devletine, hukukuna ve adalet mekanizmasına inandığı zaman gerçekleşir.
Bu nedenle Türkiye'nin önündeki mesele yalnızca silahları susturmak değildir. Asıl mesele, silahların sustuğu bir ülkede adaletin de konuşmasını sağlamaktır.
BARIŞIN İKİ TEMEL ŞARTI
Bugün ihtiyaç duyulan şey, demokratikleşme talebini ertelemeyen, hukukun üstünlüğünü güçlendiren ve toplumun bütün kesimlerini kapsayan yeni bir toplumsal anlayıştır.
Eğer silahlı çatışmanın sona ermesi Türkiye'yi daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir ülkeye dönüştürmeyecekse; silahlar susarken siyasi baskılar artacak, temel hak ve özgürlükler daralacaksa, o zaman ortaya çıkan tablo gerçek anlamda bir barış projesi olmaktan uzaklaşır.
Çünkü barış, günlük siyasi ihtiyaçlara göre şekillendirilebilecek geçici bir proje değildir.
Barış, toplumun ortak geleceğine ilişkin kalıcı bir sözleşmedir.
Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca silahların sustuğu bir düzen değildir. Türkiye'nin ihtiyacı; hukukun üstün olduğu, adaletin herkese eşit uygulandığı, demokrasinin güçlendiği ve insanların geleceğe güvenle bakabildiği bir düzendir.
Kürt meselesinin kalıcı bir çözüme kavuşması da ancak demokrasi, hukuk ve eşit vatandaşlık temelinde mümkün olabilir. Bunun yolu, Türk ve Kürt toplumunun ortak geleceğini esas alan, birbirini dışlamayan ve farklılıkları çatışma nedeni değil, toplumsal zenginlik olarak gören yeni bir toplumsal sözleşmeden geçmektedir.
Bu sözleşmenin yalnızca siyasi söylemlerde kalmaması; hukuk sistemine, demokratik kurumlara ve devletin işleyişine yansıması gerekir.
SİLAHLAR SUSMALI, ADALET KONUŞMALI
Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
Bu fırsat, geçmişin acılarını yeniden üretmek yerine geleceğin ortak değerlerini inşa etmek için kullanılmalıdır. Bunun için silahların susmasını desteklemek kadar, hukukun üstünlüğünü ve demokratikleşme talebini savunmak da gereklidir.
Çünkü gerçek barış, bir tarafın diğerine üstün gelmesi değildir.
Gerçek barış; herkesin kendisini güvende hissettiği, hakkının hukuk tarafından korunduğu, kimliğinden, düşüncesinden veya siyasi görüşünden dolayı dışlanmadığı bir toplumsal düzenin kurulmasıdır.
Unutulmamalıdır:
Savaşın bitmesi barışın başlangıcıdır.
Barışın kalıcı olması ise adaletle mümkündür.
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca silahların sustuğu bir ülke değil; adaletin konuştuğu, hukukun üstün olduğu ve toplumun birbirine yeniden güvenebildiği bir Türkiye'dir.
Kalıcı barışın iki ayağı vardır:
Biri silahların susması, diğeri adaletin sağlanmasıdır.
Bunlardan biri eksik kalırsa, barışın üzerine kurulduğu zemin de eksik kalır.
Abdulbaki Akbal