Belki de…
Biz insanların diğer türlere göre en büyük silahı akıl dediğimiz fazlalığımızdır desem büyük kısmınız bana katılacaktır.
Çoğumuz bunu görür ve genel doğru kabul ederiz.
Oysa esas hünerimizin büyük topluluklar halinde yaşayıp, çok yönlü işbirliği yapabilen bir tür olmamızı gözden kaçırırız.
Hele şimdiki yeni dünya düzeninin algı operasyonunda…
Derinlikli düşünme ve sorgulamanın ortadan kaldırılarak,
İstenilene göre sahte bir algı algoritmasını önümüze koyup yönlendirmelerinin ayırdında olmadan,
Bir parmak boyaması gibi gözümüze sokulduğunu hissetmiyoruz bile.
Öylesine bir manipülasyona uğruyoruz ki, buna maruz kalan ve yönlendirilen bizler, üstüne üstlük kendi kararımızı verdiğimize inanıyoruz.
Uğradığımız propagandalarda düşüne bilmenin değil,
Ne düşünmememiz gerektiğinin dayatıldığını dahi fark etmiyoruz.
Medyanın dünyayı anlattığını zannediyor,
Oysa dünyayı nasıl algılamamız gerektiğini biçimlendirdiğinin, alt yazısını okuyamıyoruz.
Gerçeği arama irademiz elimizden parça parça alınırken,
Subliminal dayatmaların hazır bir gerçeklik olarak önümüze sunulmasının rehavetiyle, düşünme yetimizi kaybediyoruz.
Yaşamın birçok alanında eğlenceye dalıyor,
Konformizmin esiri olacak kadar güncelleştiriyor,
Hakikat denen olgudan gittikçe uzaklaşıyoruz.
Gerçekleri sürekli tekrarlanan imgelere kurban ediyor,
Bunlara bağlanarak bağımlılığımızı arttırıyoruz.
En doğal halimiz olan korkularımız binlerce yapay korkunun hücumuna uğratılarak,
Davranışlarımızın kontrolünü yönlendirmek isteyenlere,
Daha kolay yem oluyoruz.
Zihinlerimize yöneltilen onca yalan, dolan, söylem ve eylemle,
Doğrunun görülmesinin engellenmesinde propagandanın,
Esasında gerçeğin gizlenmesindeki bir örtü olarak kullanıldığının,
Farkına dahi varamıyoruz.
Öylesine bir bilgi dezenformasyonuna maruz kalıyoruz ki;
Yaşadığımız dünya ile temsil edilen dünya arasında bir sandviç ekmeği gibi tost olmuş halde,
Biçare kalıyoruz.
Zihnimiz aynılığın,
Vücudumuz tembelliğin,
Canımız ise sıkıntının cenderesinde örselenip duruyor.
Nitekim;
Geniş insan yığınlarına dönüştürülmeye ramak kaldığımız günümüz dünyasının sanal okyanusunda,
Zihnimizi çelişkilere,
Vücudumuzu harekete,
Sıkıntımızı ise sayıklamalara yönlendirdiğimizde,
Dayatma tuzaklarından kurtulup,
İnsan neslinin son kaleleri olarak,
İnsan kalmayı başarabileceğimizi,
Bir türlü göremiyoruz,
Belki de…
.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin