Bir Öğretmenin Dokunduğu Hayat

KÖŞE YAZISI

Bir Öğretmenin Dokunduğu Hayat
Toplumları ayakta tutan en büyük güç; makamlar, servetler ya da unvanlar değil, insanın insana yaptığı iyiliklerdir. Bazen bir el uzatmak, bir çocuğun kaderini değiştirebilir. Çünkü iyilik, yalnızca yapıldığı günle sınırlı kalmaz; yıllar sonra hiç umulmadık bir anda sahibine geri döner.
Bugün sizlerle paylaşacağım hikâye, 1980'li yılların başında Doğu Anadolu'nun mütevazı bir şehrinde yaşanmış, gerçek hayattan alınmış ibretlik bir olaydır.
Genç bir ilkokul öğretmeni olan Münevver Öğretmen, görev yaptığı okulda birinci sınıfları okutmaktadır. Sınıfındaki öğrenciler arasında Ali isimli küçük bir çocuk, zekâsı ve çalışkanlığıyla kısa sürede dikkat çeker. Ancak ikinci dönemin başlamasıyla birlikte Ali'nin okula devamsızlığı artar.
Bir gün öğretmeni onu yanına çağırır ve neden okula gelmediğini sorar. Küçük Ali konuşamaz. Gözleri dolar, kelimeler boğazında düğümlenir. Sessizce sınıftan çıkar gider. O sessizlik aslında büyük bir dramın habercisidir.
Durumu merak eden Münevver Öğretmen, birkaç öğrencisini Ali'nin evine gönderir. Çocukların karşılaştığı manzara yürek burkucudur. Derme çatma bir ev… Yatalak bir baba… Hasta bir anne… Ve ailesini geçindirebilmek için çalışmak zorunda kalan küçücük bir çocuk...
Öğrenciler gördüklerini gözyaşları içinde öğretmenlerine anlatırlar. Bunun üzerine Münevver Öğretmen hiç vakit kaybetmeden Ali'nin evine gider. Gördüğü tablo karşısında derinden etkilenir. Ancak üzülmekle yetinmez; çözüm üretmeye karar verir.
Şehrin hayırsever esnaflarını tek tek dolaşır, Ali'nin durumunu anlatır. Onlardan yalnızca bir çocuğun eğitimine destek olmalarını ister. Esnaf da bu fedakâr öğretmenin çağrısına kayıtsız kalmaz.
Böylece Ali için yeni bir düzen kurulur. Sabahları okuluna devam edecek, öğleden sonraları ise çalışarak ailesine destek olacaktır.
Bu küçük dokunuş, Ali'nin hayatını tamamen değiştirir.
Ali, ilkokulu başarıyla bitirir. Ardından bursluluk sınavını kazanır, seçkin bir liseye yerleşir. Başarısı her geçen yıl artar. Sonunda Türkiye'nin en saygın tıp fakültelerinden biri olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanır. Uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra çocuk hastalıkları uzmanı olur.
Yıllar geçer…
Münevver Öğretmen de tayin olur, evlenir, çocuk sahibi olur. Hayat ikisini farklı şehirlere savurur. İletişimin bugünkü kadar kolay olmadığı yıllarda birbirlerinden tamamen koparlar.
Bir gece öğretmenin çocuğu yüksek ateşle rahatsızlanır. Çaresiz kalan anne, şehirde adını sıkça duyduğu başarılı bir çocuk doktoruna gitmeye karar verir.
Kapısını çaldığı doktor, yıllar önce hayatına dokunduğu Ali'den başkası değildir.
Muayene tamamlanır. Münevver Öğretmen ücretini sorduğunda doktor tebessüm ederek şu unutulmaz cümleyi kurar:
"Hocam, siz borcunuzu yıllar önce ödediniz. Ben ise hâlâ o borcu ödemeye çalışıyorum."
Öğretmen şaşkınlık içinde doktora bakarken Ali kendisini tanıtır.
"Ben Ali'yim hocam..."
O an yılların hasreti, minneti ve vefası gözyaşlarına dönüşür. Öğretmen ile öğrencisi birbirlerine sarılır. O odada yalnızca iki insan değil; iyilik, emek ve vefa da birbirine kavuşmuştur.
Bu hikâye bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor.
Yaptığımız hiçbir iyilik de hiçbir kötülük de karşılıksız kalmaz. Belki bugün, belki yıllar sonra... Ama mutlaka bir gün yaptıklarımızın meyvesini toplarız.
İnsan hayatında bırakılan en değerli miras para değil, gönüllerde bırakılan güzel izlerdir. Bir çocuğun hayatına dokunmak, bazen bir neslin geleceğini değiştirmek demektir. Çünkü sevgiyle yapılan küçük bir iyilik, zamanla kocaman bir umuda dönüşebilir.
Hayatın değişmez kanunlarından biri şudur:
Ne ekersen, onu biçersin. İyilik eken, iyilik biçer; sevgi eken, sevgi bulur; umut veren ise bir gün umudun kendisiyle karşılaşır.
Yazar: Abdulbaki Akbal