Bize ne oldu ?
Eskiden sade bir hayatımız vardı; tüketim virüsü henüz bize bulaşmamış, modernizmin ahtapot kolları bizi sarmamıştı. Komşusu açken tok yatmayan, isar ruhunu yaşayan bir toplumduk. Peki, bize ne oldu? Neden paylaşmanın yerini hırs, dayanışmanın yerini rekabet aldı
Bir zamanlar kalplerimiz doyduğu anda mutluluk bulurduk; şimdi ise gözlerimiz doymuyor.
Her şeyin daha fazlasını istiyoruz: daha çok eşya, daha çok gösteriş, daha çok benlik. Oysa kaybettiklerimiz sessizce elimizden kayıyor merhamet, vefa, kanaat ve huzur..
Biz isar ehli bir toplumduk zenginlerimiz gayet mütevazı ve infak ehli idiler. Fakirlerimiz de şükreden ve takva ile yaşarlardı. Gerçekten bize ne oldu. Birisi “ihtiyaçtan” ibaresiyle evini kelepir satıyor bu ilanı gören gidip kendisine “ne ihtiyacın var karşılayalım ama evini satma” diyeceğine sıkı bir pazarlıkla o evi alıyor. Daha kötüsü bu yaptığını övüne övüne kalabalık bir yerde anlatıyor ve herkes ona kahraman gözüyle bakıyor ne o utanıyor bundan ne de dinleyenler onu yeriyor.
Vallahi dünya tarihi hiçbir zaman bu kadar kötü sahnelere şahit olmamıştır..
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir beden gibidirler. Bedenin bir organı rahatsız olursa, diğer organlar da onun acısıyla uykusuz kalır, ateşlenir.”
Bu hadis, müminin kardeşine karşı duyduğu sevgi ve paylaşım duygusunu temellendirir. Gerçek isar, başkasının acısını kendi acısı gibi hissetmektir.
Yine bir başka hadiste:
“Sizden biri, kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz.”
İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmiddîn adlı eserinde şöyle der:
“İsar, cömertliğin en yüksek mertebesidir. Cömertlik, başkasına fazlasını vermektir; isar ise kendinin muhtaç olduğu şeyi vermektir.”
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ise Mesnevî’de şöyle der:
“Gerçek sevgi, başkasını kendine tercih etmektir. İsar eden kişi, Hak katında ‘rahmet gölgesine’ girer; çünkü o, kendinden geçip kardeşini yaşatandır.”
Atâullah el-İskenderî de Hikem’inde şöyle buyurur:
“Kendin için istediğini kardeşin için de iste; ama kendin için istemediğini ona layık görme. Bu hâl, ihsanın ve isarın yoludur.”
Bir toplumda insanlar:
Kendi çıkarından önce kardeşinin ihtiyacını gözetirse,
Malda, makamda, sevgide paylaşmayı öğrenirse,
Cimrilik, bencillik ve çıkarcılık yerine fedakârlığı yeğlerse,
o toplumda huzur, adalet ve merhamet kök salar.
Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemindeki Ensar toplumu bu ruhu yaşatmış ve İslam medeniyetinin mayası olmuştur.
“Kendin için sevdiğini kardeşin için de sev.”
Bu ilke, sadece insan ilişkilerinin değil, tüm varlık âlemiyle barış içinde bir yaşamın anahtarıdır.