Çocukların Dünyası ve Psikolojileri
Bazen bir çocuğun sessizliği, bir yetişkinin uzun konuşmasından daha çok şey anlatır. Ama biz çoğu zaman o sessizliği duymayız. Çünkü acelemiz vardır, çünkü “büyüklük” ciddiyet ister sanırız, çünkü çocukların dünyasını basit zannederiz.
Oysa çocukların dünyası basit değil; saf ve derindir.
Bir çocuk, “Nasılsın?” sorusuna kelimeyle değil, davranışla cevap verir. O gün okula gitmek istemiyorsa, bir köşede susup kalıyorsa ya da sebepsiz öfkeleniyorsa; orada mutlaka görülmeyen bir duygu vardır. Çocuklar duygularını saklamayı değil, taşırmayı bilirler. Biz yetişkinler ise çoğu zaman bu taşkınlığı “şımarıklık” diye etiketleriz.
En çok da “Anlamaz daha, çocuk işte” derken hata yaparız.
Çocuk anlar. Hem de fazlasıyla.
Ses tonunu anlar, yüz ifadesini anlar, evdeki gerginliği anlar. Anne-babanın birbirine bakışındaki soğukluğu, söylenmeyen cümleleri, bastırılan öfkeyi hisseder. Çocuk psikolojisi tam da burada şekillenir: Söylenenlerde değil, yaşananlarda.
Çocuklar güvenle büyür ya da güvensizlikle…
Güvenli bir çocuk soru sorar, hata yapar, dener. Güvensiz bir çocuk ise susar, geri çekilir ya da sürekli onay arar. Sonra yıllar geçer, biz o çocuğu “özgüvensiz bir yetişkin” olarak karşımızda buluruz ve şaşırırız.
Bir de oyun meselesi var…
Biz oyunu “boş iş” sayarız; çocuk için ise oyun, hayattır. Oyun oynarken korkusunu da anlatır, sevincini de. Bir oyuncak bazen baba olur, bazen anne, bazen de susturulamayan bir kaygı. O yüzden çocuğun oyununa kulak vermek, aslında onun ruhuna kulak vermektir.
En çok da duygular konusunda yanılırız.
“Ağlama.”
“Korkacak bir şey yok.”
“Buna mı üzüldün?”
Oysa çocuk için küçük duygu yoktur. Küçük gördüğümüz her duygu, çocuğun içinde büyür. Bastırılan her his, ileride başka bir yerden kendini gösterir.
Belki de çocuklara yapabileceğimiz en büyük iyilik, onları düzeltmeye çalışmak değil; anlamaya çalışmaktır. Çünkü çocuk, anlaşıldığı yerde sakinleşir. Anlaşıldığı yerde güçlenir. Anlaşıldığı yerde iyileşir.
Ve evet…
Çocukların dünyası bize uzaktır belki ama onlara yaklaşmak için büyük adımlar atmaya gerek yok. Bazen sadece diz çökmek, göz hizasına inmek ve gerçekten dinlemek yeterlidir.
Mehmet Kızılkaya
Aile Danışmanı | Çocuk Gelişimi Eğitmeni | Aile & Çift Terapisti | Eğitim Danışmanlığı Eğitmeni