DEĞİŞİM VAADİYLE BAŞLAYIP, DEĞİŞİME DİRENMEK
Değerli okurlarım,
Siyasette uzun süre iktidarda kalmak, beraberinde önemli bir soruyu da getirir: Bir yönetim zamanla neden değişime kapalı hâle gelir? Başlangıçta yenilik ve reform vaat eden siyasi yapılar, yıllar geçtikçe neden mevcut düzeni korumaya yönelir?
Bu soruya farklı açılardan yaklaşan üç önemli düşünürün görüşleri, siyasetin işleyişini anlamamız açısından dikkat çekicidir: Mancur Olson, Robert Michels ve Albert O. Hirschman.
Mancur Olson: İktidarın zamanla katılaşması
ABD’li iktisatçı ve siyaset bilimci Mancur Olson’a göre, uzun süre değişmeden iktidarda kalan yapılarda zamanla çıkar grupları oluşur. Bu gruplar, mevcut sistem içerisinde kendilerine bir yer edinir ve zamanla bu konumlarını korumaya çalışır.
Başlangıçta değişim isteyenler, bir süre sonra değişimin kendi çıkarlarına zarar vereceğini düşünmeye başlayabilir. Böylece yenilik ve reform taleplerinin yerini mevcut düzeni sürdürme isteği alır. Değişime öncülük etmesi beklenenler, zamanla değişimin önündeki engellere dönüşebilir.
İşte bu durum, kurumsal katılaşmanın temelini oluşturur.
Robert Michels: Güç dar bir kadronun elinde toplanır
Alman siyaset bilimci Robert Michels ise siyasi partilerde ve büyük örgütlerde gücün zamanla nasıl merkezileştiğine dikkat çeker.
Michels’e göre bir parti büyüdükçe demokrasi kendiliğinden güçlenmez. Aksine, işleri sürekli yürüten profesyonel yöneticilerin ve dar bir lider kadrosunun ağırlığı artabilir. Zamanla bu kadro, örgütün işleyişini en iyi kendilerinin bildiğini düşünmeye başlar.
Karar alma yetkisi merkezde toplandıkça tabanın etkisi azalır. Üyelerin ve sıradan yöneticilerin söz hakkı zayıflarken lider kadronun gücü pekişir.
Michels, bu eğilimi “Oligarşinin Tunç Yasası” olarak adlandırır. Başka bir ifadeyle, demokratik amaçlarla kurulan örgütler bile zamanla az sayıda kişinin yönetimine girebilir.
Albert O. Hirschman: İtiraz mı, ayrılmak mı, sadakat mi?
İktidarların ve kurumların sorunlar karşısındaki tutumunu anlamak için Albert O. Hirschman’ın yaklaşımı da önemlidir. Hirschman, Çıkış, Ses ve Sadakat adlı eserinde insanların bir kurumda veya örgütte bozulma gördüklerinde üç farklı tepki verebileceğini anlatır.
Birincisi, memnuniyetsizlik nedeniyle kurumdan ayrılmaktır.
İkincisi, sorunları dile getirmek, itiraz etmek ve değişim talep etmektir.
Üçüncüsü ise sadakat göstererek kurumun içinde kalmaya devam etmektir.
Ancak burada asıl önemli olan, yönetimin eleştirilere nasıl yaklaştığıdır. İtirazlar dikkate alınmıyor, eleştirenler dışlanıyor ve yanlış kararlar düzeltilmiyorsa zamanla insanların sesini yükseltme isteği azalabilir. Bazıları mücadele etmekten vazgeçer, bazıları ise bulunduğu yapıdan ayrılmayı tercih eder.
Böyle bir ortamda yönetim, kendi hatalarını görme ve düzeltme imkânını da kaybedebilir.
Sonuç: İktidarı güçlü kılan, eleştiriye açık olmasıdır
Bu üç düşünürün görüşleri farklı noktalara odaklansa da ortak bir gerçeğe işaret eder: Güç uzun süre aynı ellerde toplandığında, denetim zayıfladığında ve eleştiri etkisini yitirdiğinde kurumlar değişime karşı dirençli hâle gelebilir.
Olson, zamanla oluşan çıkar gruplarına; Michels, karar gücünün dar kadrolarda toplanmasına; Hirschman ise insanların itiraz etme, ayrılma ve sadakat gösterme biçimlerine dikkat çeker.
Siyasette asıl başarı, yalnızca iktidarda uzun süre kalmak değildir. Önemli olan, yönetimin yanlışlarını görebilmesi, eleştirilere kulak vermesi ve gerektiğinde kendisini yenileyebilmesidir.
Çünkü eleştirinin sustuğu yerde hatalar büyür, gücün denetlenmediği yerde çıkar ilişkileri güçlenir, değişimin engellendiği yerde ise kurumlar zamanla işlevini kaybeder.
Unutulmamalıdır ki bir yönetimin gerçek gücü, kendisine yöneltilen eleştirileri susturmasında değil, o eleştirilerden ders çıkarabilmesinde saklıdır.
Günün Sözü :”İktidarın kötüye kullanmasını önlemek için, iktidarın iktidarı durdurması gerekir.” (Montesquieu)
Abdulbaki Akbal
DEĞİŞİM VAADİYLE BAŞLAYIP, DEĞİŞİME DİRENMEK
Kaynak: Mardin Life
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin