Devletin Gücü Görünüşte değil, Güvende Saklıdır

KÖŞE YAZISI

Devletin Gücü Görünüşte değil, Güvende Saklıdır
Vali, bir ilde devleti temsil eden en üst düzey idari amirdir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı'nın ildeki en yetkili temsilcisidir. Bu makamın taşıdığı sorumluluk yalnızca idari kararlarla sınırlı değildir; toplumla kurduğu ilişki, sergilediği liderlik anlayışı ve vatandaşa verdiği güven de bu görevin ayrılmaz parçalarıdır.
Geçtiğimiz günlerde Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli, Gençlik Haftası kapsamında düzenlenen bisiklet turuna katıldı. Sporun gerektirdiği kurallara uygun olarak kaskını taktı, bisiklet taytını giydi ve gençlerle birlikte pedal çevirdi. Aslında yaptığı şey oldukça doğaldı; çünkü her sporun kendine özgü bir ekipmanı ve kıyafeti vardır.
Ancak bu görüntüler, beklenmedik bir siyasi tartışmanın merkezine taşındı. CHP Milletvekili İnan Akgün Alp, valinin bisikletli fotoğrafını Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde göstererek, "Ya bu valileri alın ya da bunlara birer asma yaprağı gönderin." ifadelerini kullandı. Bu konuşmadan yalnızca 17 gün sonra valinin görevden alınması, kamuoyunda ister istemez çeşitli soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Elbette bir valinin görevden alınmasının resmi gerekçesi kamuoyu tarafından bilinmeyebilir. Ancak tartışmanın odağının bir spor kıyafeti olması, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir.
Çünkü kurallar nettir. Denize mayo ile girilir, bisiklete uygun spor kıyafetiyle binilir, güreş meydanına kispetle çıkılır. Sporun gerektirdiği kıyafeti giymek ne ayıptır ne de devlet ciddiyetine aykırıdır. Asıl sorgulanması gereken, bir kamu yöneticisinin spor yaparken giydiği kıyafetin devletin itibarını gerçekten zedeleyip zedelemediğidir.
Devlet otoritesi; takım elbisenin kumaşıyla, kravatın markasıyla ya da makam aracının gösterişiyle kurulmaz. Devletin gerçek itibarı; adaletle, liyakatle, tarafsızlıkla ve güçlü bir vizyonla inşa edilir.
Bir şehirde vali halkla birlikte bisiklete biniyorsa, gençlere sporun önemini yaşayarak gösteriyor demektir. Tenis kortuna çıkıyorsa gençleri spora teşvik ediyor, yürüyüş yapıyorsa sağlıklı yaşam kültürüne katkı sunuyordur. Günümüz yöneticiliği yalnızca makam odasında oturmayı değil, toplumun içinde olmayı da gerektirir.
Gerçek liderlik, korkuyla mesafe koymak değil; örnek olarak güven vermektir. Vatandaşın arasına karışabilen, onunla aynı etkinlikte bulunabilen yöneticiler, devlet ile toplum arasındaki bağı güçlendirir. Çünkü güçlü devlet, halkından uzak duran değil; halkıyla birlikte yürüyebilen devlettir.
Elbette kamu görevinde bulunan üst düzey yöneticilerin toplumdaki hassasiyetleri dikkate almaları önemlidir. Ancak toplumsal algıyı gözetmek; önyargılara teslim olmak, kalıplaşmış düşüncelerin esiri hâline gelmek anlamına gelmemelidir. Geleneksel beklentiler, yenilikçi ve topluma örnek olacak davranışların önüne geçmemelidir.
Bugünün kamu yönetimi anlayışı; ulaşılabilir, şeffaf, katılımcı ve vatandaşla iç içe olan bir yönetim modelini esas almaktadır. Devletin temsilcisi olmak ile halktan biri gibi yaşayabilmek birbirine zıt kavramlar değildir. Aksine bu iki özellik, çağdaş yönetim anlayışının birbirini tamamlayan unsurlarıdır.
Sonuç olarak tartışılması gereken, bir valinin spor kıyafeti değil; görevini nasıl yaptığı, adaleti nasıl temsil ettiği, halka nasıl hizmet ettiği ve bulunduğu şehre nasıl değer kattığıdır. Çünkü devletin itibarı, kıyafetlerden değil; yöneticilerinin adaletinden, vizyonundan ve millete verdiği güvenden beslenir.
Yazar : Abdulbaki Akbal