DEVLETLERİ YIKAN KILIÇ DEĞİL, KİBİRDİR!

KÖŞE YAZISI

DEVLETLERİ YIKAN KILIÇ DEĞİL, KİBİRDİR!

Tarih boyunca devletlerin nasıl doğduğu, nasıl güçlendiği ve neden yıkıldığı sorusu, insanlığın en önemli meselelerinden biri olmuştur. Bu soruya en kapsamlı cevaplardan birini veren isimlerden biri de hiç şüphesiz İbn-i Haldun'dur. (İbn-i Haldun, 27 Mayıs 1332'de Tunus'ta doğan, 19 Mart 1406'da Kahire'de vefat eden İbn-i Haldun; tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve iktisat alanlarında çağının çok ötesinde fikirler ortaya koymuş büyük bir düşünürdür)
Tarih, yalnızca geçmişin hikâyesi değildir; geleceğin de en güvenilir öğretmenidir. Ne var ki toplumlar, tarihin öğrettiklerini unutmayı alışkanlık hâline getirdiklerinde aynı hataları tekrar yaşamaya mahkûm olurlar.
Bundan yaklaşık yedi asır önce yaşamış büyük İslam düşünürü İbn-i Haldun, bugün bile devlet yönetimine ışık tutan öyle tespitlerde bulunmuştur ki, satırlarını okurken insan ister istemez günümüzü düşünmeden edemiyor.
Çünkü insanlar değişse de makamlar değişse de teknolojiler ilerlese de devletleri ayakta tutan veya çökerten temel gerçekler değişmiyor.
İbn-i Haldun'a göre devlet; yalnızca sınırları olan bir siyasi yapı değildir. O, toplumun vicdanını, ortak hedeflerini ve dayanışma ruhunu temsil eden canlı bir organizmadır. Devleti güçlü yapan ne büyük saraylardır ne de kalabalık ordular…
Asıl güç, görünmeyen ama her şeyi ayakta tutan bir bağdadır.
O bağın adı asabiyettir.
Asabiyet; ortak ideal, ortak sorumluluk, dayanışma, aidiyet ve birlikte yaşama iradesidir. İnsanları aynı hedef etrafında buluşturan bu ruh canlı olduğu sürece devlet de güçlüdür. Ancak bu ruh zayıfladığında, çözülme içeriden başlar.
İbn-i Haldun'un şu sözü, aslında bütün devletlerin kaderini özetlemektedir:
"Devletleri yıkan ilk düşman dışarıdaki ordular değil, içeride büyüyen kibirdir."
Ne kadar sarsıcı değil mi?
Çünkü hiçbir devlet önce dışarıdan yıkılmaz.
Önce içeride adalet yara alır…
Sonra liyakat zedelenir…
Ehliyet yerine sadakat tercih edilir…
Eleştiri düşmanlık sayılır…
Hakikati söyleyenler susturulur…
Alkışlayanlar ödüllendirilir…
Ve sonunda gerçekler, yöneticilerin kapısına kadar gelir ama içeri giremez.
İşte çöküş tam da o gün başlar.
İbn-i Haldun'un devlet anlayışında güç, sınırsız bir yetki değildir; tam aksine ağır bir emanettir. Denetlenmeyen güç, zamanla hakikati göremez hâle gelir. Yönetici yalnızca kendisini övenleri dinlemeye başladığında ise yanlış kararlar devlet politikası, adaletsizlik ise yönetim biçimi hâline dönüşür.
Bu durum yalnızca siyaseti değil, ekonomiyi de derinden etkiler.
İbn-i Haldun asırlar öncesinden önemli bir uyarıda bulunmuştur:
"Aşırı vergi üretimi öldürür; üretim azalınca devlet fakirleşir."
Bugün ekonomi kitaplarında anlatılan pek çok ilkenin özünü, o yüzyıllar önce birkaç cümlede ifade etmiştir.
Çünkü üretmeyen toplum zenginleşemez.
Üreticinin yükünü artıran her politika, kısa vadede gelir sağlıyor gibi görünse de uzun vadede devletin kendi gelir kaynaklarını kurutur. Buna karşılık adil vergilendirme, üretimi teşvik eder; üretim arttıkça ticaret canlanır, refah yükselir ve devletin geliri de doğal olarak artar.
Demek ki güçlü devlet; vatandaşından daha fazla vergi alan değil, vatandaşının daha fazla üretebildiği devlettir.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşanan ekonomik ve siyasi krizlere baktığımızda, İbn-i Haldun'un satırlarının neden hâlâ güncelliğini koruduğunu daha iyi anlıyoruz.
Çünkü tarih değişiyor ama insanın zaafları değişmiyor.
Kibir…
Liyakatsizlik…
Adaletsizlik…
İsraf…
Ve toplumun ortak değerlerinden uzaklaşması…
Bütün büyük çöküşlerin ortak hikâyesi budur.
İbn-i Haldun bize sadece geçmişi anlatmıyor; aslında geleceği korumanın yolunu gösteriyor.
Devletleri ayakta tutan ne yalnızca güçlü ordulardır ne de büyük bütçelerdir.
Devletleri ayakta tutan; adaletin gölgesinde yaşayan insanlar, liyakatin esas alındığı kurumlar, üretimin desteklendiği ekonomi ve milletin ortak ülküler etrafında kenetlenmesidir.
Çünkü devletler savaş meydanlarında yenilmeden önce vicdanlarda yenilir.
Ve unutulmamalıdır ki…
Bir devleti yıkan ilk darbe, çoğu zaman sınırın ötesinden değil; hakikatin duyulmadığı makam odalarından gelir.
Köşenin Sözü: ”Güç bozar mutlak güç mutlaka bozar.” (Lord Acton)
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir-Bağımsız Denetçi