Osmanlı döneminde diş kirası olurmuş Ramazanlarda bilir misiniz? Ben bilmiyordum yeni öğrendim. Bakın nasıl oluyormuş.
· Köşklerde konaklarda iftar yemekleri verilirmiş.
· İki çeşit iftar olurmuş.
· Biri davet ettikleri için iftar sofrası,
· Diğeri de fakir fukara için…
· Üstelik zengin evlere ramazanda iftar vakti habersiz de gidilebilinirmiş.
Ramazan ayının güzelliğinden vakti durumu özellikle iyi olanların bir sofrası da habersiz gelenler için hazır bulunurmuş.
Düşünün lütfen; Osmanlı mutfağı restoranlarında günümüze kadar gelebilmiş olan yemeklerin çokluğunu ve lezzetini tadınca şaşırıyoruz. O zamanlar bütün yiyecekler hormonsuz, katkısız ateşte pişmiş, tertemiz, lezzetli… Semiz, doğal beslenmiş hayvanların sütlerinden yapılan tereyağları ile yapılmış yemekler!
Misafirler iftarlarını açtıktan sonra teraviye gitmek üzere kalktıklarında diş kiraları verilirmiş gelen konuklara. Nasıl mı?
Kadife keseler içine;
· Gümüş tabakalar,
· Kehribar tespihler,
· Oltu taşlı ağızlıklar,
· Gümüş yüzükler konulurmuş.
Bu gelen davetlilere verilirmiş de fakir fukaraya verilmez miymiş? Verilirmiş elbette…
· Kadife keseler içinde gümüş akçe, altın para olarak verilirmiş.
Bu verenin mali durumu kadar gönlünün zenginliği ile de alakalıymış. Tabi o zamanlar gönül zenginliği para zenginliğinden daha üstün olduğundan keselerde hep tatminkâr olurmuş…
Davetliler de, Tanrı misafirleri de keseleri aldıktan sonra:
· Allah bereket versin.
· Allah daha çok versin.
· Ziyade olsun
Dualarını okur öyle giderlermiş. İşte Diş Kirası buymuş. Davetlilerin gelmesi, ev sahibine sevap kazandırması, muhtaçlara yardım edilmesi!
Babamı hatırladım yine… Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun. İftar vakti mutlaka birini soframıza davet ederdi. Çoğunlukla tanımadığımız birileri olurdu. Allah rızası için iftar ettirirdi… Biz takılırdık çocuklar birbirimize tabi asla babamıza söylemezdik. Derdik ki, babamın tabiri ile:
“Yolda bir fakir bulursan tut kolundan getir. Bizimle iftar etsin.”
Hey gidi günler hey…
Bir yerde bir zatı muhteremden şöyle söz ediliyor. Fatih Sultan Mehmet’in döneminde Mahmut Paşa denilen bir zat varmış. Ramazan ayında o kadar çok ziyafet verirmiş ki adı anılır, bilinir olmuş. Onun diş kirasına ilaveten de yaptığı bir şey varmış, neymiş bu biliyor musunuz?
Nohutlu pilav ikram ettirirmiş en sonda.
Herkes merakla onu beklermiş. Paşa pilav pişerken içine nohut büyüklüğünde altın atarmış.
Eskiler güzelliklerle dolu…
Hayırlı Ramazanlar…
Nazan Şara Şatana
Yorumlar
1 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin
yaziniz cok guzel elinize saglik