DÜN BAŞKA BUGÜN BAŞKA: SİYASETİN RÜZGAR GÜLLERİ

KÖŞE YAZISI

Değerli okuyucularım,
Türk siyasetinde zaman zaman öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor: Siyaset bir ilke ve dava işi midir, yoksa makam ve mevki elde etmenin bir aracı mı?
Seçimler gelir, sandıklar kurulur, vatandaş tercihini yapar. Milletvekilleri, belediye başkanları ve diğer seçilmişler, halkın verdiği oylarla göreve gelir. Ancak ne yazık ki bazı siyasetçiler, kendilerine verilen bu emaneti kısa sürede unutabiliyor. Dün savunduğu düşüncenin karşısında bugün saf tutabiliyor; dün eleştirdiği anlayışın yanında bugün yer alabiliyor.
Merkez sağ, merkez sol ya da muhafazakâr fark etmiyor. Bazen siyasi kimliklerin, ilkelerin ve verilen sözlerin yerini makam, mevki ve kişisel hesaplar alabiliyor.
Özellikle yerel seçimlerden sonra bazı belediye başkanlarının parti değiştirmesi, siyasetin en tartışmalı meselelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Elbette her siyasetçinin parti değiştirme hakkı vardır. Ancak asıl tartışılması gereken şudur:
Bir siyasetçi, kendisine oy veren seçmenin iradesini de beraberinde başka bir siyasi yapıya taşıyabilir mi?
Çünkü seçmen yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda o kişinin temsil ettiği siyasi anlayışa da oy vermektedir. Sandıkta verilen oy, kişisel bir çek değildir; milletin verdiği siyasi bir emanettir.
Bu nedenle siyasetçinin parti değiştirmesi yalnızca kendi siyasi tercihi olarak değerlendirilemez. Hele ki seçildiği partiye, o partinin programına ve siyasi kimliğine güvenerek oy veren insanların iradesi söz konusuysa, mesele çok daha ciddi bir boyut kazanır.
SİYASETTE ETİK NEREDE BAŞLAR?
Bu tartışma yeni değildir.
Türk siyasetinde yaşanan bazı olaylar, siyasi etik konusunun ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermiştir. 2018 yılında İYİ Parti'nin seçimlere katılabilmesi için gerekli Meclis grubu oluşturma sürecinde CHP'li 15 milletvekilinin İYİ Parti'ye geçmesi, dönemin siyasi tartışmalarında önemli bir yer tutmuştu.
Dönemin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu geçişe sert tepki göstererek “Siyasi etik nerededir, siyasi ahlak ayağa düşürülmüştür” ifadelerini kullanmıştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçmişte yaptığı bir açıklamada, bir partinin bayrağı altında seçilen milletvekilinin parti değiştirmesi halinde milletvekilliğinden de ayrılması gerektiğini savunmuş ve bunun siyasi ahlak açısından doğru olan yaklaşım olduğunu ifade etmişti.
Burada tartışılması gereken asıl mesele, siyasetçinin hukuken ne yapabildiğinden çok, etik olarak ne yapması gerektiğidir.
Çünkü hukuk her şeyi düzenleyebilir; fakat siyasetin itibarını yalnızca kanunlar koruyamaz.
Onu koruyacak olan şey ahlak, vicdan, ilke ve seçmene duyulan saygıdır.
BUGÜN SÖYLEDİĞİNİ YARIN UNUTMAK
Siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, güvenilirliğidir.
Bugün bir partinin değerlerini savunup yarın hiçbir açıklama yapmadan karşı safa geçmek, yalnızca siyasi pozisyon değiştirmek değildir. Aynı zamanda seçmenin zihninde ciddi bir güven sorunu oluşturur.
Çünkü vatandaş şunu düşünür:
“Ben sana neden oy verdim?”
Eğer seçmen, verdiği oyun ertesi gün başka bir siyasi hesabın parçası haline geldiğini düşünüyorsa, burada siyasetin en temel unsurlarından biri olan temsil ilişkisi zedelenmiş demektir.
Siyasetçinin koltuğu değişebilir.
Partisi değişebilir.
Görevi değişebilir.
Ancak ilkeleri değişmemelidir.
Değişiyorsa da bunun gerekçesini millete açıkça anlatmalıdır.
SİYASET RÜZGÂR GÜLÜNE DÖNERSE…
Siyasette ilke kaybolduğunda geriye yalnızca güç mücadelesi kalır.
Bir gün bir tarafa, ertesi gün başka bir tarafa dönen; siyasi rüzgâr nereden eserse oraya yönelen anlayış, vatandaşın siyasete olan güvenini de tüketir.
Nitekim Erdoğan'ın 2018 yılında yaptığı açıklamada, siyasetin ilkeler ve ahlaki kriterler üzerine kurulması gerektiği vurgulanmış; çıkarları uğruna yön değiştiren anlayışlar sert biçimde eleştirilmişti.
Bugün aynı sözleri kimin söylediğinden bağımsız olarak bir ilke meselesi şeklinde değerlendirmek gerekir.
Çünkü siyasi ahlak, kişilere göre değişen bir ölçü değildir.
Dün yanlış olan, bugün de yanlıştır.
Dün eleştirilen bir davranış, bugün makam uğruna yapıldığında doğru hale gelmez.
Siyasette gerçek ölçü şudur:
İlke, kişiden güçlü olmalıdır.
SEÇMENİN OYU KİMSENİN ÖZEL MALI DEĞİLDİR
Bir milletvekili ya da belediye başkanı seçildiğinde, kendisine verilen oyları kişisel mülkü gibi göremez.
O oylar milletindir.
O makam milletindir.
O yetki milletindir.
Dolayısıyla seçilmiş kişinin her siyasi kararında, kendisini o makama taşıyan insanların iradesini hesaba katması gerekir.
SİYASETTE KOLTUK DEĞİL, İLKE KALICI OLMALI
Siyaset gelip geçicidir.
Makamlar geçicidir.
Partiler değişebilir.
İktidarlar değişebilir.
Ancak bir siyasetçinin geride bırakacağı en önemli miras, dürüstlüğü ve güvenilirliğidir.
Bugün makam uğruna ilkesinden vazgeçen bir siyasetçi, belki kısa vadede istediği mevkiye ulaşabilir. Fakat uzun vadede toplumun hafızasında nasıl yer edeceği çok daha önemlidir.
Çünkü seçmen sandıkta yalnızca oy vermez.
Aynı zamanda güven verir.
Ve güven bir kez kaybedildiğinde, yeniden kazanılması kolay değildir.
Bu nedenle siyasetin temel sorusu şu olmalıdır:
“Hangi parti bana ne verecek?” değil, “Ben millet için hangi ilkeyi savunacağım?”
Siyaset, kişisel çıkarların değil, toplumsal sorumluluğun alanıdır.
Saf değiştirmek kolaydır.
Asıl mesele, doğru bildiğin yerde dimdik durabilmektir.
Çünkü siyasette makam geçer, koltuk değişir, iktidarlar el değiştirir.
Ama karakter ve siyasi ahlak, insanın ardından kalan en kalıcı mirastır.
Abdulbaki Akbal