DÜNYAYA YETMEYEN KAYNAK DEĞİL, İNSANLIĞIN AÇGÖZLÜLÜĞÜDÜR
“Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var; fakat açgözlülüğü bitirecek kadar kaynağımız yok.”
Belki de çağımızın en ağır hakikati, birkaç kelimeyle bundan daha veciz anlatılamazdı.
Dünyanın bir köşesinde sofralar taşarken, başka bir köşesinde bir çocuk ekmek bekliyorsa mesele yalnızca kıtlık değildir. Bir tarafta israfın sınırları zorlanırken, diğer tarafta insanların en temel ihtiyaçlarına dahi ulaşamadığı bir dünyada asıl sorgulanması gereken şey, kaynakların azlığı değil, insanın kanaatsizliğidir.
Çünkü insanın ihtiyacı ile hırsı arasında büyük bir uçurum vardır.
İhtiyaç, insanı yaşatır; hırs ise insanı esir alır.
Bugün dünyada nice insan sahip olduklarıyla yetinmiyor. Daha fazlasını istiyor; daha büyük ev, daha pahalı araba, daha yüksek makam, daha fazla servet, daha çok güç… Fakat çoğu zaman “Ne kadar yeter?” sorusunu kendisine sormuyor.
Hâlbuki kanaat, fakirlik değil; gönül zenginliğidir.
Bir insanın malı mülkü çok olabilir; fakat gönlü tok değilse sahip olduğu hiçbir şey ona huzur vermez. Çünkü açgözlülüğün garip bir tarafı vardır: İnsan ne kadar sahip olursa olsun, gözünü sahip olmadığına dikmeye devam eder.
Bugün dünyanın en büyük meselelerinden biri belki de kaynakların tükenmesi değil, vicdanların daralmasıdır.
Paylaşmayı unuttuğumuz yerde adalet yara alır.
Kanaati kaybettiğimiz yerde israf büyür.
Merhameti terk ettiğimiz yerde insanlık küçülür.
Oysa dünya, yalnızca güçlülerin daha fazlasını alması için yaratılmış bir sofra değildir. Bu yeryüzünde yaşayan herkesin hakkı, onuru ve hayatı vardır.
Asıl zenginlik, elindekini çoğaltmak değil; elindekinden başkasına da nasip çıkarabilmektir.
Bir lokmayı bölüşmek bazen servet biriktirmekten daha büyük bir insanlık göstergesidir.
İnsanın gerçek imtihanı da burada başlar:
Sahip olduklarıyla ne yaptığı…
Çünkü insan dünyaya mal biriktirmeye değil, ardında güzel bir iz bırakmaya gelir.
Günün sonunda kasalar, makamlar, mülkler ve gösterişli hayatlar geride kalır. Geriye insanın gönüllerde bıraktığı iz kalır.
Belki de artık “Daha fazlasına nasıl sahip olurum?” sorusundan önce şunu sormalıyız:
“Sahip olduklarımdan ne kadarını paylaşabilirim?”
Çünkü dünyayı kurtaracak olan, yeni kaynaklar bulmaktan önce eski insanlığı yeniden hatırlamaktır.
Ve unutmayalım:
Dünyada herkese yetecek kadar nimet olabilir.
Fakat hiçbir servet, kanaatsiz bir kalbi doyurmaya yetmez.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin