Futbol Spor mu, yoksa "Afyon" mu?
Modern dünyanın en büyük sektörlerinden biri haline gelen futbol, bugün sadece bir spor müsabakası değil; kitleleri peşinden sürükleyen ve duyguları uç noktalarda yaşatan devasa bir fenomen. Ancak bu tutkunun "fanatizm" ve "holiganlık" sınırına dayanması, özellikle genç kuşaklar üzerinde telafisi güç tahribatlar oluşturuyor. Bir zamanlar centilmenlik ve fiziksel gelişimle anılan bu alan, ne yazık ki şimdilerde amaçsızlığın ve şiddetin beslendiği karanlık bir mecraya dönüşme riski taşıyor.
Spor, doğası gereği insanın fiziksel ve zihinsel gelişimini destekleyen, disiplin ve centilmenlik aşılayan bir uğraştır. Karşılıklı oynanan maçlar normal şartlarda dostlukların köprüsü olmalı; gençlerin fazla enerjisini sağlıklı bir kanala akıtmalıdır. Ne var ki; sağlıklı spor kültüründen kopup holiganlığa evrildiğinde, gencin hayat amacı yalnızca hafta sonu oynanacak bir maça, atılacak bir gole veya rakip taraftara duyulan öfkeye indirgeniyor.
Kendi kişisel yeteneklerini keşfetmek, akademik başarı kovalamak veya bir zanaat öğrenmek yerine enerjisini tamamen tribün jargonuna ve çatışma kültürüne hapseden genç, hayatın diğer alanlarında üretim yapamaz hale geliyor. Sosyal sorumluluklarından kopan, davasız ve ilkesiz bir neslin inşası için futbolun küresel güçler tarafından bir "uyuşturucu" gibi teşvik edilmesi, üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken stratejik bir tehlikedir.
Bugün tribünlere baktığımızda gördüğümüz manzara; duru ve sağlıklı bir kişiliğin yansıması değil, şiddet ve holiganlığın gölgesidir. Tarafgirlik duygusunun dozu kaçtığında, rakip takım ve taraftarı bir spor paydaşı değil, adeta bir "düşman" olarak kodlanıyor. Tribün aramalarında ele geçirilen kesici aletler ve kılıçlar, bu sporun bazı çevrelerde bir müsabakadan ziyade bir "savaş" algısıyla yaşandığını acı bir şekilde ortaya koyuyor. Gençlerin enerjisinin yapıcı işler yerine, birer "modern gladyatör" arenasına dönüşen stadyumlarda tüketilip küfür dolu bir dile evrilmesi ibretliktir. Özellikle Bursa örneğinde olduğu gibi, binlerce kişinin aynı anda koro halinde küfretmesi, ahlaki aşınmanın tribünlerde ne denli kitleselleştiğinin en bariz kanıtıdır.
İslam dünyasının mütefekkirlerinden Ali Şeriati’nin o meşhur uyarısı bugün her zamankinden daha sarsıcıdır:
"Eğer tribünlerdeki tezahürat, devam eden zulümlerin ve savaşların çığlıklarını bastırıyorsa, futbol afyondur."
Gençliğin; ülkesinin meseleleri, eğitim, bilim, kişisel gelişim ve coğrafyasındaki insani trajediler karşısında duyarsızlaşıp, enerjisini sadece bir takımın puan tablosundaki yerine hapsetmesi toplumsal bir felakettir.
Spor iyidir; ancak onu bir hayat memat meselesi veya sahte bir "dava" haline getirmemek gerekir. Gençlerimizin bu dengeyi, yani "vasatı" yakalaması; yalnızca kendi iradeleriyle değil, yöneticilerin sağduyulu dili ve anne-babaların rehberliğiyle mümkündür. Futbolu bir eğlence ve fiziksel aktivite sınırında tutmak, onun bir "afyon" haline gelmesini engelleyecek yegâne yoldur.
Mardinspor’un yükselişinin de bu bilinçle; sporu şiddetin değil, kardeşliğin ve şehrin kültürel gelişiminin bir aracı kılarak hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.