"Gayrimeşru bir muhabbetin sonucu, insafsız bir düşmanlıktır"

KÖŞE YAZISI

Gönül aynasının pas tuttuğu, insanların yönünü dünyalık menfaatlere çevirdiği bir çağda yaşamak, hakiki sevginin yokluğuna delil değildir. Güneşin önüne çekilen yoğun bulutlar nasıl güneşi ortadan kaldırmaz, sadece onu göremeyen gözlerin körlüğünü gösterirse; nefsin üstün geldiği toplumlarda sevginin görünmeyişi de sevginin yokluğundan değil, o ilahi tecelliyi idrak edecek dingin bir kalbin azlığındandır.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’de buyurduğu gibi:

"İnsanın kalbi bir aynaya benzer. Üzeri toz ve pas kaplandığında hakikatin ışığını yansıtmaz. Aynanı temizle ki içindeki gizli güzellikler ortaya çıksın."

Bugün insanların çoğunlukla sevgi zannettiği şey; nefsin arzuladığı geçici hevesler, çıkar ilişkileri ve hırslardan ibarettir. Arada Hak olmadığında o bağ dayanıksızdır. Tasavvuf ehli buna "sevgi" değil, yalnızca "nefsin meyli" der. Hakiki sevgi ise kaynağını Yaratıcı'nın rahmetinden alır. Kalbe ilahi bir emanet olarak bahşedilen bu duygu, hevesin bittiği yerde tükenmez; aksine çileyle, sabırla ve emekle olgunlaşır.

Şems-i Tebrîzî’nin ifade ettiği gibi:

"Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle aksın. 'Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir' diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?"  

 

Hakiki sevgi de böyledir; konforu bozmayı, emek vermeyi ve sınanmayı göze alır.

Söz dilde kolayca şekillenir; "seni seviyorum" demek nefse bir yük getirmez. Ancak vefa ve sadakat dilde değil, hâldedir. İbn Hazm, sevgiyi ve insan ilişkilerini ele aldığı meşhur eseri Güvercin Gerdanlığı’nda şöyle der:

"En temiz ve en güçlü sevgi, bir çıkar ya da dünyevi bir amaç gözetmeyen; sadece iki ruhun birbirindeki içtenliğe ve doğruluğa kapılmasıyla başlayan sevgidir. Sebebe bağlı olan sevgi, sebebin ortadan kalkmasıyla yok olur; fakat özü temiz olan sevgi sonsuzdur."

Tasavvuf anlayışında insana verilen değer, o canda tecelli eden ilahi emanete duyulan hürmettir. Zor zamanda, darlıkta, hastalıkta veya imtihan anında geri adım atmamak, ezeli ahde sadık kalmanın insan ilişkilerindeki yansımasıdır. Vefa göstermek, sevilen insanda Hak tecellisini görüp ona hıyanet etmeyi aklından geçirmekten, hatta hayal bile etmekten hicap duymaktır.

Bir insan tadını bilmediği bir meyveyi veya görmediği bir diyarı nasıl kolayca inkâr etmeye meyilliyse; nefsani arzuların ötesine geçip hakiki sevgiyi tatmamış bir ruh da onun varlığına inanmakta güçlük çeker. İnsan ancak kalbindeki pası sildiğinde, manevi iklimde sevmeyi öğrendiğinde hakiki sevginin kalıcı, fani olanın ise yalnızca geçici bir gölge olduğunu anlar.

 

Bugün evliliklerin çabuk yıkılmasının temel sebebi de tam olarak budur. Gençlerin sevgi zannettiği şey, çoğu zaman geçici arzu ve beğeniden ibarettir. Bu his kısa sürelidir ve yerini hızla soğumaya bırakır. Sonrasında o yuva ya üstün bir akıl ve güçlü bir inançla ayakta kalır ya da ne yazık ki hızlı kopuşlar başlar. Oysa gerçek sevgi, ancak zikrullah ile münevver olmuş, aydınlanmış bir gönülde meyve verir.

Modern hayatın kuşatması altındaki toplumlarımızda bugün neden dillere destan aşk hikâyeleri yetişmiyor? Eskiden insanlar maşukuna ancak helal yoldan ve samimi bir sevgiyle ulaşırlardı. Bir yastıkta kocar, bir ömür hürmet ve sevgiyle aynı çatıyı paylaşırlardı. O sevgi ocağında yetişen nesiller de mutlu olur; hakiki sevginin ne olduğunu bilerek seçimlerini yaparlardı.

Toplumsal hayatımızda sıkça şahit oluyoruz: Birbirleriyle bir zamanlar çok yakın olan insan veya ailelerin samimiyeti, bir süre sonra şiddetli bir düşmanlığa dönüşebilmektedir. Bunun temel sebebi, o samimiyetin saf ve temiz bir zemine oturmamasıdır. Ticari ilişkilerde, evlilikte, arkadaşlıkta, kısacası sosyal hayatın tüm alanlarında sevgi kalpten, ruhtan ve ihlaslı olmalıdır. Allah rızasını gözetmeyen, samimiyetten uzak her bağın sonu hüsrandır.

"Gayrimeşru bir muhabbetin sonucu, insafsız bir düşmanlıktır" kaidesince; saf olmayan, ruhtan ve kalpten doğmayan ve Allah için beslenmeyen her sevginin yerini zamanla kırgınlıklar, üzüntüler ve pişmanlıklar alır.