Gündeme dair son günlerde baş döndürücü gelişmelerin yanında ilimizde yaşanan ziyaretçi trafiği yoğunluğuna ailevi hastalıklar da eklenince uzun süre sizden ayrı kaldım.

            Bu süre zarfında bana gelen birçok tenkit, tavsiye, uyarı ve motive edici mailler, telefonlar, mesajlar sayesinde gündemi geriden ve adeta okuyucularımın yönlendirmeleri ve haberdar etmeleri ile takip etmek zorunda kaldığımı belirtmekte yarar görüyorum.

            Yazının başında unutmadan gazeteci dostlardan Rıdvan Fidan’ın Hatice Ecrin’i, Tayfur Demir’in Yaren’i, Arif Altunkaynak’ın Efrahim Said’i ve Selahattin Erol’un Meryem, Reyyan ve Yusuf adında yeni çocukları oldu. Her beş afacana ağlayarak geldikleri bu dünyada aileleri ile birlikte gülerek bir hayat sürmeleri dileği ile dostlarımı tebrik ediyorum.  

            ***

            Medya Takip Merkezine ülkenin gündeminde ön plana çıkan haberlerle ilgili istatistiklere abone olduğum için haftalık ve aylık bir şekilde bana rapor halinde mail geliyor. Bir önceki ayın istisnasız bütün ulusal TV ve gazetelerin gündemindeki haberlerin ilk sıralarında Kasımiye Medresesi ve Cemil İpekçi vardı. Tabi ki konuyu tekrar gündeme taşıyan bizzat ben değildim, bilakis binlerce liralık giderine karşın satılan birkaç biletle 10 kıza verilecek bursu alet edip defileyi aklamaya çalışanlar oldu.

            Bu sürecin mimarlarının keyifle “Mardin’in büyük bir tanıtımı oldu” diyerek kendilerini aklamaları benimde muhterem büyüklerime Bilge Köyünü hatırlatmakta yarar görüyorum.

            Bu süreçte âcizane benim de “Mahalleye değil, Mardin’e Vali baskısı” adı altında yazdığım köşe yazımı ulusal gazetelerdeki üstatların bu konunun hakkını vermesi üzerine yayınlamaktan vazgeçtim. Bu konuyu geçmeden sizlere Cemilcilerin savunduğu Kasımiye Medresesi harabe halindeyken nerdeydiniz? Sorusuna ve bunu desteklemek için servis edilen Asmalı Konak görüntüsü üzerine bir okuyucumun gönderdiği mailin bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum. Okuyucum “Televizyona konuşan Sayın Vali, ‘Kasımiye’yi onararak restore ederek biz sahip çıktık. Orası zamanında Ayyaşların yeriydi. Harabe şeklindeydi. Hatta Asmalı Konak dizisinde de yıllar önce bu minvalde görüntüler çekilmişken niye kimseden ses seda çıkmadı?’ Ben de diyorum ki Sayın Valim o mekân siz değil, Vali Koçaklar ve Vali Kılıçlar zamanında iki ayrı dönemde restore edildi. Bu bir. İkincisi ise iddianıza şu örneği veriyorum. Mesela bir kızı bataklıktan kurtardıktan sonra hem onun çıktığı bataklığı eleştirmek hem ona ses çıkarmayanları eleştirdikten sonra aynı kızı kendi zevkiniz için tekrar aynı bataklığa sürüklemeniz de bence yanlış.”

            Okuyucunun yazdıkları yanlış da değil hani. Tabii defilenin hemen arkasından yapılanın yanlış olduğu anlaşıldı. Hem belediyenin hem de valiliğin aynı medresede aynı türden başka bir etkinliğin düzenlenmeyeceğine dair garanti vermeleri bu hatadan yanlıştan dönüldüğünün göstergesiydi. Tabi bu anlamda bence birilerinin Mardin Halkı adına bu STK’ların temsilcilerine bir özür borcu var. Benden söylemesi… 

            ***

            Gündeme gelen bir olayın konuşulması tartışılması elbette önemlidir. Ama olaydan önemli olan; onun nasıl tartışıldığı gösterildiğidir. Siz, bu anlamda istediğiniz kadar kendinizi anlatın ama karşınızdakinin algılama problemi varsa; ne konuşsanız ne söyleseniz boş. Çünkü siz ne söylerseniz söyleyin, söylediklerinizin değeri muhatabınızın anlayabildiği kadardır.

            İstediğiniz kadar tepki verin, istediğiniz kadar doküman gösterin, istediğiniz kadar belge sunun; adam, eğer anlamak istemiyorsa anlatamazsınız. İsterseniz ağzınızla kuş tutun, adam önyargılı ise, kendi bildiğini okumaya devam eder. Deniz üstünde yürüyen birinin mahareti karşısında bile; ertesi günkü gazetesinde adam yüzme bilmiyor gibi, dangalakça başlık çıkması, işten bile değildir! Dedim ya, sizin ne söylediğiniz ya da ne yaptığınızın hiç önemi yoktur. Önemli olan, karşınızdakinin anlama kapasitesi yâda sizinle ilgili kafasında oluşturduğu yargıdır.

            Bunları şunun için yazdım cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül de geçenlerde Mardin’deydi. Üniversiteyi şereflendirerek akademik yılı açılışına ve hayırsever işadamlarımızdan Sayın Zeynel Abidin Erdem’in yaptıracağı fakülte binası ile rektörlük binası temel atma törenine katıldı. Burada valilik ve rektörlük arasında derinden gelen çekişme aleni bir şekilde cumhurbaşkanı önünde günışığına çıkmış oldu. Valiliğin üniversiteyi daha ileri götürmek için destek olma yerine köstek olma gerekçesi ile Rektör Omay’ın konuşmasında Vali Duruer’i teşekkürden mahrum etmesi birilerini kızdırmış olacak ki kırmızıyı görmüş boğa gibi hemen üniversitenin üzerine çullanmaya başladılar…

            O bildik koro, birileri tarafından kendilerine ezberletilen teraneleri tekrarlamaya başladılar. Ki o teraneler arasındaki şaşalı makam odasına karşılık ne hikmettir ki sayın valimizin yeni makamı tamı tamına 1,5 milyona mal olmuş. Ama çıt yok. Ve rektörün makam aracı olan Audi Q meselesine gelince sayın valinin makam aracı filosuna gidip aynı Audi marka Q model araç eklemesine aynı kesim niye sesiz kalıyor anlamak da güç! Yani sevgili dostlar burada da amaç üzüm yemek değil.

            Ki bence Sayın Valime hem yeni yaptırdığı milyonluk makamı, hem de yeni makam arabası çok güzel bir şekilde yakışır. Tıpkı sayın rektörüme yakıştığı gibi. Sonuçta her ikisi de bir makamı temsil ediyorlar. Ve o makamın hakkını vermeleri gerekiyor. Bırakın ay’ı, mars’ı, milletin uzayı kendi aralarında parselledikleri bir dönemde biz, makam odalarını, makam arabalarını paylaşamıyoruz. Ne güzel demişler, “Küçük beyinler eşyaları, orta beyinler kişileri, büyük beyinler ise olayları fikirleri, düşünceleri konuşur, tartışır.”    

            Bu arada sayın rektörümün gözündeki rahatsızlığından dolayı giymiş olduğu güneş gözlüğü kendisine çok yakışmış her ne kadar birilerini incitmiş olsa da…

            Bu hadisede gösteriyor ki; önemli olan, olayın ne olduğu değil, nasıl gösterildiğidir! Kasımiye Medresesi olayında da; haklı olan mahalle halkı, bir kısım medya tarafından haksız gösterilmiş, üstelik yerel destekçileri tarafından valilik adına hareket edilecek noktaya kadar gelmiştir. STK’lar baskı altına alınmak istenmiş, telefonlarla aranarak tehditkâr söylemlerle etki altına alınmak istenmiştir. Bu konu da ayrıca irdelenmesi gereken başka bir mesele…

            *** 

            Medya tarafından en sert eleştirilere maruz kalan ve hatta zaman zaman hakaret ve iftiralara maruz kalan bir Başbakanın; yine de ne kadar anlayışlı ve ne kadar toleranslı olduğunu, geçenlerde Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirdiği toplantıda hemen her gazetenin ve birçok televizyonun üst düzey yöneticileri ile düzenlemesini Sayın Valimize de hatırlatmak istiyorum. Eleştiriye açık olduğunu söyleyen bir valinin son dönemlerde gazeteciler arasında akreditasyon uygulamasına geçmesine bir anlam veremedim.

            Ki başbakanın toplantısında aralarında özgürlükçüler de vardı, statükonun devamından yana olan gazete ve televizyon yöneticileri de. Sağcılar da vardı, solcular ve liberaller de!.. Kendisini neredeyse vatana ihanetle suçlayan Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni de vardı toplantıda, PKK ile işbirliği yapmakla suçlayan Yeniçağ Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni de. Alevi açılımı sürecinde Hükümet aleyhtarı yayınlar yapan Cem TV Genel Yayın Yönetmeni de oradaydı. Kısacası ayrımcılık yoktu, akredite yoktu. Ama sayın valimiz son aylarda yaptığı çalışmalarda akredite uygulamasına başladı. Kendisini her türlü etkinlikte alkışlayan pohpohlayan basın mensuplarını yanına alarak gezilere çıkıyor onlarla birlikte hareket ediyor olması bizi de birçok noktada haklı çıkarıyor.

            Bizler doğru bildiklerimizi yazmaya devam edeceğiz varsın Ortadoğu’ya açılmamış olalım...