Ne ürettiği belli olmadan tüketimde sınır tanımayan hale gelen biçare toplumun, zavallı bireyleri olup çıktık.
Her şeyin iyisine layığız dayatmasıyla kirlenen kanımız, damarlarımızda aktıkça daha çok ve çokların, nereye sığdırılacağını hesap etmeden yaşıyoruz artık.
Her şey, mübah…
Her yol, açık…
Her sahtekarlık, geçerli…
Her haram, helal…
Ve vallahide helal,
Hem de hepimize.
Helal hepimize çünkü haramın hükmü,
Hükümdarların mührü olmuş gibi, koca bir toplumu zehirli sarmaşık gibi sarıp sarmalamış, boğuyor.
Haramın evla, helalin zıkkım olduğu şu tezatlar devrinde,
Devranın devri hiç bitmeyecek,
Çaldıklarıyla firavun gibi mezarlarına gömüleceklerini zanneden insan müsveddelerinin,
Kul hakkını, hakkı bir erkek ismidir alaycılığı ve utanmazlığıyla devam ettiriyor olmaları,
Her şeyin hesabının sorulacağı o hesap gününde,
Utanmazlık denen o aşağılık aymazlığınızın,
Yaradan karşısında bir hükmü kalmayacaktır desem de nafile.
Zaten bir Yaradan inancınız olsa, bu kadar zıkkımlanamazdınız.
İnsan simamızın çirkin bir ucubeye dönüştüğü,
Nefret ve aşk kadar zihnimizi körelten hırs denen bu vahim durumun,
Zincire vurulmuş köleleri olduk çıktık.
Yetimin malı, ortalama bahşişimiz,
Dulun hakkı, lüks yatımızın konaklama ücreti,
Fakir fukaranın feryadı, kulağımızdaki sinek vızıltısı oldu gitti.
Adalet teyzemin, Adil ise dayımın ismi.
Bu minvalde Abdurrahim Karakoç’un;
Onlar dava derler davayı satarlar
Toprak tükenirse havayı satarlar
Mecnun hallerine bakıp aldanmayın
Menfaat görünce Leyla’yı satarlar
Dizelerini hatırlatmak istedim.
Ben ise kendi adıma;
“İçinizden biri kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona buğz etsin). Bu ise imanın asgari gereğidir, hadisine sığınıyorum.
Ne yapayım işte elden gelen bu…
En azından hesap günü kurulacak büyük mizanda,
İmanın hiç olmazsa,
Asgari gereğini,
Anca bu yazıyla,
Yerine getirdim,
Derim…
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin