İnsan, Kendini Nasıl Takdim Ederse Öyle Okunur

KÖŞE YAZISI

İnsan, Kendini Nasıl Takdim Ederse Öyle Okunur

“İnsan, kendi kıymetini evvela kendisi muhafaza eder.

Modern zamanların en büyük paradokslarından biri şudur: İnsan, alkış uğruna mahremiyetini tüketiyor; sonra da hürmet görmediğinde şikâyet ediyor. Beğeni uğruna şahsiyetini vitrine çıkaran bir çağın çocukları olduk. Göz önünde olmayı değer, teşhir edilmeyi özgürlük, alkışlanmayı ise itibar zannettik.

Hâlbuki insan, yalnız bedenden ibaret değildir. İnsan; ruhu, vicdanı, iffeti, hayâsı ve fıtratıyla insandır. Beden, ruhun elbisesidir; şahsiyet ise onun hakiki ziynetidir. Elbisesini pazara çıkaran, bir gün elbisesinin değil, kendisinin konuşulacağını da bilmelidir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, Asıl cemal, ahlâkın cemalidir. Suret zamanla solar; fakat sîret, yani karakter ve ahlâk, insanı ebedî güzelliğe taşır. Çünkü zahirî güzellik nazarları celbeder; manevî güzellik ise kalpleri fetheder.

Bugün sosyal medya, birçok insanı görünür kılarken aynı zamanda görünenden ibaret hâle de getiriyor. Değer, karakterle değil; takipçi sayısıyla ölçülüyor. Hayâ yerine teşhir, vakar yerine teşhircilik, edep yerine sansasyon alkışlanıyor. Sonra da insanlar birbirini yalnızca dış görünüş üzerinden değerlendirdiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor.

Fakat burada unutulmaması gereken mühim bir hakikat vardır: Bir insanın saygısızlığa uğramasının sorumluluğu hiçbir zaman onu inciten kişiyi mazur göstermez. Hiç kimse, kıyafeti, görünümü veya yaşam tarzı sebebiyle hakareti, tacizi ya da istismarı hak etmez. Bunlar her hâlükârda zulümdür. Bununla beraber, insanın kendisini nasıl takdim ettiği de toplumun nazarını etkileyen bir vakıadır. Hikmet, hem başkasının hukukuna riayet etmeyi hem de kendi vakarını muhafaza etmeyi gerektirir.

İffet yalnız kadının değil; erkeğin de şerefidir. Hayâ yalnız bir cinsiyetin değil, bütün insanlığın ziynetidir. Kur’ân’ın ilk emri gözleri haramdan sakındırmaktır. Önce erkeğe, sonra kadına hitap eden bu ilahî terbiye; mesuliyetin tek taraflı değil, müşterek olduğunu ilan eder. Demek ki hem bakış edepli olacak hem duruş vakarlı olacaktır.

Bugün bedenini sermaye hâline getiren de yanılıyor; o bedeni metalaştıran nazar da yanılıyor. Çünkü insan meta değildir. Ne satılık bir vitrin ne de tüketilecek bir nesnedir. İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın “ahsen-i takvîm” üzere yarattığı mükerrem bir varlıktır. Onun değeri teninde değil, takvasında; görünüşünde değil, gönlündedir.

Bediüzzaman’ın “İffet ve istikamet, hayat-ı içtimaiyenin en mühim esaslarındandır.” manasına gelen ikazı bugün her zamankinden daha fazla anlaşılmaya muhtaçtır. Medeniyet, edepsizliği normalleştirdiğinde cemiyetin ruhu yara alır. Çünkü hayâ çekildiği yerde hürmet de çekilir; hürmet çekildiği yerde ise güven kalmaz.

Bugün evlatlarımıza markaları öğretmeden önce mahremiyeti öğretmeliyiz. Güzel görünmeyi değil, güzel kalmayı; dikkat çekmeyi değil, izzetle yaşamayı; alkış toplamayı değil, Allah’ın rızasını kazanmayı telkin etmeliyiz. Zira alkış birkaç saniye sürer; vakar ise bir ömür insanı taşır.

Unutmayalım ki en parlak elbise değil, en temiz vicdan insana yakışır. En gösterişli beden değil, en sağlam karakter insanı yüceltir. Çünkü insanın hakiki kıymeti, gözlerin ona kaç saniye baktığında değil; arkasından nasıl anıldığında gizlidir.

Hakiki hürriyet, nefsin arzularına esir olmak değil; nefsi terbiye ederek izzetle yaşayabilmektir. Hakiki medeniyet ise bedenleri değil, kalpleri güzelleştiren medeniyettir.

Ve nihayet…

Şahsiyetini muhafaza eden, haysiyetini de muhafaza eder. Hayâsını koruyan, izzetini de korur. Çünkü insanın en kıymetli örtüsü kumaşı değil; edebi, iffeti ve ahlâkıdır.