KIZILTEPE Sessizliğin Bedelini Daha Ne Kadar Ödeyecek?
KIZILTEPE Sessizliğin Bedelini Daha Ne Kadar Ödeyecek?
“Bir anlık öfke, bir ömürlük pişmanlığa dönüşmesin. Trafikte, sokakta, hayatın her alanında ve anında; saygı, sabır ve sağduyu hayat kurtarır.
Hiçbir şiddet sorunu çözmez.
Bu şehir hepimizin evidir; bu şehri öfkeyle değil, akıl ve vicdanla korumalıyız.”
Bazen bir şehrin en büyük sorunu yoksulluk değildir. En büyük sorunu yollarının bozuk olması da değildir. Bir şehrin en büyük sorunu, insanların birbirine karşı merhametini kaybetmesidir.
Çünkü merhametin eksildiği yerde öfke büyür.
Saygının azaldığı yerde kavga çoğalır.
Vicdanın sustuğu yerde ise şiddet konuşmaya başlar.
Bugün etrafımıza baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. İnsanlar birbirine tahammül edemiyor. Trafikte bir korna sesi, sokakta bir bakış, sosyal medyada bir yorum, bazen geri dönüşü olmayan acıların başlangıcı olabiliyor. Birkaç saniyelik öfke nöbeti, yıllarca sürecek gözyaşlarına dönüşebiliyor.
Sonra geride kalanlar aynı soruyu soruyor:
“Buna gerçekten değer miydi?”
Hayır...
Hiçbir öfke bir insan hayatından daha değerli değildir.
Hiçbir kavga bir annenin gözyaşından daha önemli değildir.
Hiçbir hırs, hiçbir ego, hiçbir inat; bir insanın geleceğinden kıymetli değildir.
Fakat asıl düşündüren şey, bütün bunlar yaşanırken toplum adına söz söyleyenlerin büyük bölümünün sessiz kalmasıdır.
Buradan açıkça soruyorum:
Bu şehrin vekilleri nerede?
Bu şehrin meslek odaları nerede?
Bu şehrin sivil toplum kuruluşları nerede?
Bu şehrin siyasetçileri nerede?
Gençlerin öfkeye sürüklendiği, şiddetin sıradanlaştığı, insanların birbirine yabancılaştığı bir dönemde neden güçlü projeler üretmiyorsunuz?
Neden gençlerin yanında görünmek yerine yalnızca protokollerde görünüyorsunuz?
Neden sorunlar büyümeden müdahale etmiyorsunuz?
Bir resimde görünmek için kırk kapı dolaşanlar, neden bir gencin elinden tutmak için aynı gayreti göstermiyor?
Acı ama gerçek olan şudur:
Öyle bir fotoğraf karesine girmekle adam olunmaz.
Öyle bir kürsüye çıkmakla insan olunmaz.
İnsan olmak; makamın verdiği gücü toplumun yararına kullanabilmektir.
İnsan olmak; alkış beklemeden sorumluluk alabilmektir.
İnsan olmak; bir çocuğun geleceğini, bir şehrin geleceği kadar önemli görebilmektir.
Bugün hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Yarın bu olayların içinde bizim evlatlarımız olursa ne yapacağız?
Bugün başkasının evine düşen ateşin yarın bizim kapımızı çalmayacağını kim garanti edebilir?
Hiç kimse...
İşte bu yüzden toplumsal meselelerde seyirci kalma lüksümüz yoktur.
Bu nedenle vekillerin, belediyelerin, meslek odalarının, eğitim kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun tüm dinamiklerinin ortak bir bilinç hareketi başlatması gerekir.
Gençleri yalnız bırakmayan...
Aileleri güçlendiren...
Şiddeti değil sevgiyi öğreten...
Öfkeyi değil sağduyuyu büyüten çalışmalar yapılmalıdır.
Çünkü bir toplumu ayakta tutan şey beton binalar değildir.
Vicdanlı insanlardır.
Bir şehri yaşanabilir yapan şey yüksek yapılar değildir.
Birbirine saygı duyan insanlardır.
Ve unutmayalım;
Bir anlık öfke, bir ömürlük pişmanlığa dönüşebilir.
Bu yüzden trafikte de, sokakta da, hayatın her alanında da sabrı kuşanmak zorundayız.
Çünkü hiçbir şiddet sorunu çözmez.
Ama bir güzel söz, bir anlayış, bir sağduyu; bazen bir hayat kurtarır.
Bu şehir hepimizin evidir.
Evimizi korumanın yolu bağırmak değil, birbirimizi anlamaktır.
Öfkeyle değil, akılla.
Kinle değil, vicdanla.
Çünkü şehirler ancak vicdan sahibi insanların omuzlarında yükselebilir.