Maden Değil, İnsan Çıkardılar

KÖŞE YAZISI

Maden Değil, İnsan Çıkardılar
Değerli okurlarım,
Bazı hikâyeler vardır; bir köyün sınırlarını aşar, bir ülkenin eğitim anlayışına örnek olur. Bazı başarılar ise yalnızca rakamlarla anlatılamaz. Çünkü asıl başarı, bir insanın hayatını değiştirmekten çok daha fazlasıdır: Bir neslin ufkunu değiştirmek ve gelecek nesillere yeni bir yol açmaktır.
Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde bulunan Gürünlü Köyü, yöre halkının deyimiyle Birsin, işte böyle bir hikâyenin adı.
Bugün bu küçük köyden 500’ün üzerinde üniversite mezununun ve 83 doktorun yetiştiği; öğretmenlerden akademisyenlere, hâkim ve savcılardan bürokratlara kadar çok sayıda insanın ülkeye hizmet ettiği anlatılıyor. Hatta köyün eğitim hikâyesinin bir ucunun NASA’ya kadar uzandığı belirtiliyor.
Fakat bu hikâyenin asıl mucizesi NASA değildir.
Asıl mucize, 1949 yılında atılan o ilk adımdır.
Bir okuldan daha fazlası
1949 yılında köyün imkânları son derece sınırlıydı. Tarım arazileri kısıtlı, ekonomik şartlar zayıftı. Fakat köylüler, bütün bu imkânsızlıklara rağmen geleceklerini değiştirecek bir karar aldılar.
Kendi okullarını kendileri yapacaklardı.
Muhtarın öncülüğünde kadın, erkek, yaşlı, genç demeden herkes elini taşın altına koydu. Kimi taş taşıdı, kimi çimento taşıdı. Sonunda Gürünlü İlkokulu, köylünün ortak emeğiyle yükseldi.
Belki o gün köylüler yalnızca bir okul yaptıklarını düşünüyorlardı.
Oysa gerçekte bir gelecek inşa ediyorlardı.
Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca yaptığı yollarla, binalarla ve fabrikalarla değil; çocuklarına sunduğu eğitim imkânlarıyla belirlenir.
İlk 15 öğrenci ve değişen kader
Okul açıldığında ilk olarak 15 çocuk eğitim hayatına başladı.
Yıllar sonra ortaya çıkan sonuç ise olağanüstüydü:
İlk 15 öğrencinin 15’i de öğretmen oldu.
İşte Birsin’in kaderini değiştiren esas dönüm noktası buydu.
Çünkü çocuklar artık başarıyı yalnızca kitaplarda okumuyor, kendi hayatlarında görüyordu.
Kendi köylerinden çıkan bir öğretmen, onların gözünde uzak ve ulaşılmaz bir kahraman değildi. Aynı sokaklarda yürümüş, aynı topraklarda büyümüş, aynı şartlarla mücadele etmiş bir insandı.
Bu durum çocukların zihninde çok güçlü bir düşünce oluşturdu:
“O yaptıysa ben de yapabilirim.”
İşte eğitimde rol modelin gücü tam da burada ortaya çıkar.
Bir çocuğa yalnızca “oku” demek başka şeydir; ona “bak, senin gibi biri başardı” diyebilmek bambaşka bir şeydir.
Başarı, nesilden nesile aktarıldı
İlk kuşak öğretmenler yetişince onların ardından gelen çocuklar için yeni bir yol açıldı.
Öğretmenleri gören çocuklar üniversiteye yöneldi. Üniversite mezunlarını gören yeni nesiller daha büyük hedefler kurdu. Zamanla köyden doktorlar, hemşireler, hâkimler, savcılar, akademisyenler ve bürokratlar yetişmeye başladı.
2018 yılında dönemin muhtarı Ergül Tekeş’in verdiği bilgilere göre köyden 500’ün üzerinde üniversite mezunu ve 83 doktor çıkmıştı.
Bu rakamlar elbette dikkat çekicidir.
Ancak Birsin’in gerçek başarısı rakamlardan ibaret değildir.
Gerçek başarı, eğitim kültürünün bir kuşaktan diğerine aktarılmasıdır.
Çünkü bir toplumda eğitim yalnızca bireysel bir kazanım olmaktan çıkıp kültüre dönüştüğünde, değişim kalıcı hâle gelir.
Diploması olan çoban
Bu hikâyenin belki de en çarpıcı taraflarından biri, eğitim ile hayatın iç içe geçmiş olmasıdır.
Köyde çobanlık yapan gençler arasında bile üniversite mezunları bulunuyordu. Bunlardan Berat Kaplan, Kafkas Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nü bitirmiş, atamasını beklerken köyüne dönmüş ve ailesinin hayvanlarıyla ilgilenmeye devam etmişti.
Bu görüntü aslında çok önemli bir gerçeği anlatıyor:
Eğitim, insanı yaşadığı yerden koparmak zorunda değildir.
Üniversite okumak yalnızca bir makam, bir meslek veya bir maaş elde etmek değildir. Eğitim, insanın dünyaya bakışını değiştirir; ona seçenekler sunar, özgüven kazandırır ve “Ben de başarabilirim” duygusunu güçlendirir.
Birsin’de de tam olarak böyle olmuştur.
Bir okulun duvarlarından daha güçlü olan şey
1949 yılında köylülerin taşıdığı taşların her biri aslında bir okul duvarından daha büyük bir anlam taşıyordu.
O taşların arasına bir düşünce yerleştirilmişti:
“Çocuğum okusun.”
Bu düşünce, yıllar içinde bir eğitim kültürüne dönüştü.
Bir nesil öğretmen oldu.
İkinci nesil onların izinden yürüyerek üniversitelere gitti.
Sonraki nesiller doktor, akademisyen, bürokrat ve farklı mesleklerde uzmanlar olarak yetişti.
Ve bu yolculuğun bir ucu, Diyarbakır’ın küçük bir köyünden çıkıp dünyanın en önemli bilim ve teknoloji kurumlarından biri olan NASA’ya kadar uzandı.
Asıl zenginlik nedir?
Birsin’in hikâyesi bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir köyün zenginliği yalnızca toprağının verimiyle, yer altındaki madenleriyle veya sahip olduğu ekonomik imkânlarla ölçülmez.
Asıl zenginlik, yetiştirdiği insanlardır.
Bir köyün en değerli mirası altın, petrol veya maden olmayabilir.
Bazen en büyük servet, bir çocuğun eline verilen kitaptır.
Bazen en büyük yatırım, yapılan bir okul binasıdır.
Bazen de bir öğretmenin öğrencisine söylediği tek bir cümledir:
“Sen de başarabilirsin.”
Birsin’in hikâyesi, eğitimin sadece bireyi değil, toplumu ve gelecek kuşakları da değiştirebileceğinin güçlü bir örneğidir.
Son söz
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında imkânları sınırlı köyler, mahalleler ve çocuklar var.
Onlara yalnızca okul yapmak yetmez.
Onlara hedef göstermek, rol modeller oluşturmak ve başarabileceklerine inandırmak gerekir.
Çünkü bir çocuğun kaderini bazen bir bina değil, ona kazandırılan özgüven değiştirir.
1949’da Birsin’de köylülerin omuzlarında taşınan okulun hikâyesi bu nedenle yalnızca geçmişe ait bir başarı öyküsü değildir.
Aynı zamanda bugünün Türkiye’sine verilmiş güçlü bir mesajdır:
Bir çocuğun eğitimine yapılan yatırım, aslında bir ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Ve unutulmamalıdır:
Bazı köylerin altında maden bulunmaz.
Ama çocuklarının zihninde geleceği değiştirecek bir cevher vardır.
O cevherin adı ise eğitim, azim, özgüven ve “ben de yapabilirim” inancıdır.
Taştan okula, okuldan NASA’ya uzanan serüven…
Abdulbaki Akbal

Maden Değil, İnsan Çıkardılar
Değerli okurlarım,
Bazı hikâyeler vardır; bir köyün sınırlarını aşar, bir ülkenin eğitim anlayışına örnek olur. Bazı başarılar ise yalnızca rakamlarla anlatılamaz. Çünkü asıl başarı, bir insanın hayatını değiştirmekten çok daha fazlasıdır: Bir neslin ufkunu değiştirmek ve gelecek nesillere yeni bir yol açmaktır.
Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde bulunan Gürünlü Köyü, yöre halkının deyimiyle Birsin, işte böyle bir hikâyenin adı.
Bugün bu küçük köyden 500’ün üzerinde üniversite mezununun ve 83 doktorun yetiştiği; öğretmenlerden akademisyenlere, hâkim ve savcılardan bürokratlara kadar çok sayıda insanın ülkeye hizmet ettiği anlatılıyor. Hatta köyün eğitim hikâyesinin bir ucunun NASA’ya kadar uzandığı belirtiliyor.
Fakat bu hikâyenin asıl mucizesi NASA değildir.
Asıl mucize, 1949 yılında atılan o ilk adımdır.
Bir okuldan daha fazlası
1949 yılında köyün imkânları son derece sınırlıydı. Tarım arazileri kısıtlı, ekonomik şartlar zayıftı. Fakat köylüler, bütün bu imkânsızlıklara rağmen geleceklerini değiştirecek bir karar aldılar.
Kendi okullarını kendileri yapacaklardı.
Muhtarın öncülüğünde kadın, erkek, yaşlı, genç demeden herkes elini taşın altına koydu. Kimi taş taşıdı, kimi çimento taşıdı. Sonunda Gürünlü İlkokulu, köylünün ortak emeğiyle yükseldi.
Belki o gün köylüler yalnızca bir okul yaptıklarını düşünüyorlardı.
Oysa gerçekte bir gelecek inşa ediyorlardı.
Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca yaptığı yollarla, binalarla ve fabrikalarla değil; çocuklarına sunduğu eğitim imkânlarıyla belirlenir.
İlk 15 öğrenci ve değişen kader
Okul açıldığında ilk olarak 15 çocuk eğitim hayatına başladı.
Yıllar sonra ortaya çıkan sonuç ise olağanüstüydü:
İlk 15 öğrencinin 15’i de öğretmen oldu.
İşte Birsin’in kaderini değiştiren esas dönüm noktası buydu.
Çünkü çocuklar artık başarıyı yalnızca kitaplarda okumuyor, kendi hayatlarında görüyordu.
Kendi köylerinden çıkan bir öğretmen, onların gözünde uzak ve ulaşılmaz bir kahraman değildi. Aynı sokaklarda yürümüş, aynı topraklarda büyümüş, aynı şartlarla mücadele etmiş bir insandı.
Bu durum çocukların zihninde çok güçlü bir düşünce oluşturdu:
“O yaptıysa ben de yapabilirim.”
İşte eğitimde rol modelin gücü tam da burada ortaya çıkar.
Bir çocuğa yalnızca “oku” demek başka şeydir; ona “bak, senin gibi biri başardı” diyebilmek bambaşka bir şeydir.
Başarı, nesilden nesile aktarıldı
İlk kuşak öğretmenler yetişince onların ardından gelen çocuklar için yeni bir yol açıldı.
Öğretmenleri gören çocuklar üniversiteye yöneldi. Üniversite mezunlarını gören yeni nesiller daha büyük hedefler kurdu. Zamanla köyden doktorlar, hemşireler, hâkimler, savcılar, akademisyenler ve bürokratlar yetişmeye başladı.
2018 yılında dönemin muhtarı Ergül Tekeş’in verdiği bilgilere göre köyden 500’ün üzerinde üniversite mezunu ve 83 doktor çıkmıştı.
Bu rakamlar elbette dikkat çekicidir.
Ancak Birsin’in gerçek başarısı rakamlardan ibaret değildir.
Gerçek başarı, eğitim kültürünün bir kuşaktan diğerine aktarılmasıdır.
Çünkü bir toplumda eğitim yalnızca bireysel bir kazanım olmaktan çıkıp kültüre dönüştüğünde, değişim kalıcı hâle gelir.
Diploması olan çoban
Bu hikâyenin belki de en çarpıcı taraflarından biri, eğitim ile hayatın iç içe geçmiş olmasıdır.
Köyde çobanlık yapan gençler arasında bile üniversite mezunları bulunuyordu. Bunlardan Berat Kaplan, Kafkas Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nü bitirmiş, atamasını beklerken köyüne dönmüş ve ailesinin hayvanlarıyla ilgilenmeye devam etmişti.
Bu görüntü aslında çok önemli bir gerçeği anlatıyor:
Eğitim, insanı yaşadığı yerden koparmak zorunda değildir.
Üniversite okumak yalnızca bir makam, bir meslek veya bir maaş elde etmek değildir. Eğitim, insanın dünyaya bakışını değiştirir; ona seçenekler sunar, özgüven kazandırır ve “Ben de başarabilirim” duygusunu güçlendirir.
Birsin’de de tam olarak böyle olmuştur.
Bir okulun duvarlarından daha güçlü olan şey
1949 yılında köylülerin taşıdığı taşların her biri aslında bir okul duvarından daha büyük bir anlam taşıyordu.
O taşların arasına bir düşünce yerleştirilmişti:
“Çocuğum okusun.”
Bu düşünce, yıllar içinde bir eğitim kültürüne dönüştü.
Bir nesil öğretmen oldu.
İkinci nesil onların izinden yürüyerek üniversitelere gitti.
Sonraki nesiller doktor, akademisyen, bürokrat ve farklı mesleklerde uzmanlar olarak yetişti.
Ve bu yolculuğun bir ucu, Diyarbakır’ın küçük bir köyünden çıkıp dünyanın en önemli bilim ve teknoloji kurumlarından biri olan NASA’ya kadar uzandı.
Asıl zenginlik nedir?
Birsin’in hikâyesi bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir köyün zenginliği yalnızca toprağının verimiyle, yer altındaki madenleriyle veya sahip olduğu ekonomik imkânlarla ölçülmez.
Asıl zenginlik, yetiştirdiği insanlardır.
Bir köyün en değerli mirası altın, petrol veya maden olmayabilir.
Bazen en büyük servet, bir çocuğun eline verilen kitaptır.
Bazen en büyük yatırım, yapılan bir okul binasıdır.
Bazen de bir öğretmenin öğrencisine söylediği tek bir cümledir:
“Sen de başarabilirsin.”
Birsin’in hikâyesi, eğitimin sadece bireyi değil, toplumu ve gelecek kuşakları da değiştirebileceğinin güçlü bir örneğidir.
Son söz
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında imkânları sınırlı köyler, mahalleler ve çocuklar var.
Onlara yalnızca okul yapmak yetmez.
Onlara hedef göstermek, rol modeller oluşturmak ve başarabileceklerine inandırmak gerekir.
Çünkü bir çocuğun kaderini bazen bir bina değil, ona kazandırılan özgüven değiştirir.
1949’da Birsin’de köylülerin omuzlarında taşınan okulun hikâyesi bu nedenle yalnızca geçmişe ait bir başarı öyküsü değildir.
Aynı zamanda bugünün Türkiye’sine verilmiş güçlü bir mesajdır:
Bir çocuğun eğitimine yapılan yatırım, aslında bir ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Ve unutulmamalıdır:
Bazı köylerin altında maden bulunmaz.
Ama çocuklarının zihninde geleceği değiştirecek bir cevher vardır.
O cevherin adı ise eğitim, azim, özgüven ve “ben de yapabilirim” inancıdır.
Taştan okula, okuldan NASA’ya uzanan serüven…
Abdulbaki Akbal