Makamlar Geçer, Memlekete Yapılan Hizmet Kalır
Makamlar Geçer, Memlekete Yapılan Hizmet Kalır
Bir memleketin en büyük talihsizliği; yollarının bozuk olması, sivrisineklerin çoğalması, altyapı eksiklikleri ya da çeşitli hizmet aksaklıkları değildir. Asıl talihsizlik; bütün bu sorunları görmesine rağmen görmezden gelen, duymasına rağmen duymayan ve makamı hizmet kapısı değil de şahsî bir imtiyaz alanı olarak gören anlayışın hâkim olmasıdır.
Bugün ne yazık ki birçok vatandaşımızın ortak serzenişi şudur: İnsanlar derdini anlatacak muhatap bulamıyor. Kapılar açık görünse de gönüller kapalı. Makamlar milletin hizmetine tahsis edilmiş olsa da bazı koltuklar adeta ulaşılamaz birer saltanat tahtına dönüşmüş durumda.
Oysa makamlar emanet içindir; tahakküm için değil.
Liyakat, bir devletin ve bir şehrin temel direğidir. Liyakat ortadan kalktığında ehliyetin yerini yakınlık, bilginin yerini gösteriş, çalışmanın yerini reklam alır. İşte o zaman memleketin gerçek meseleleri çözüm beklerken sosyal medya hesapları süslü fotoğraflarla dolup taşar.
Bugün vatandaşın beklentisi çok büyük şeyler değildir. İnsanlar bozuk yolların yapılmasını, altyapı sorunlarının giderilmesini, çevre temizliğinin sağlanmasını, sivrisinek ve haşere problemlerinin çözülmesini, gençlerin iş bulmasını ve kamu hizmetlerinin daha etkin yürütülmesini istemektedir. Bunlar bir lütuf değil, kamu yöneticilerinin asli vazifesidir.
Ne var ki bazen öyle bir tabloyla karşılaşıyoruz ki; yapılan işten çok yapılan paylaşım ön plana çıkıyor. Hizmetin kendisi geri planda kalırken fotoğraf kareleri ve sosyal medya paylaşımları öne çıkıyor. Oysa vatandaş reklam değil, netice görmek istiyor. İnsanlar afişlere değil, icraata bakıyor.
Şehrin dört bir yanında çözüm bekleyen meseleler dururken, makam sahiplerinin sürekli kendilerini öne çıkarmaya çalışmaları toplum vicdanında karşılık bulmuyor. Çünkü vatandaş artık sözden çok eser görmek istiyor. Her gün aynı fotoğrafları görmekten değil, her gün yeni bir hizmete şahit olmaktan memnuniyet duyacaktır.
Mesele sadece siyaset değildir. Bu durum bazen belediyelerde, bazen kamu kurumlarında, bazen odalarda, bazen de çeşitli sivil toplum kuruluşlarında karşımıza çıkmaktadır. Görev ve sorumluluk üstlenmiş bazı kişiler yıllarca aynı koltuklarda oturmasına rağmen geride hatırlanacak kayda değer bir eser bırakamamaktadır.
Hâlbuki tarih bize göstermiştir ki makamlar geçicidir, hizmetler kalıcıdır.
Mardin’in yakın tarihine dönüp baktığımızda, insanların gönlünde iz bırakmış isimlerin sayısının çok fazla olmadığını görürüz. Çünkü makam sahibi olmak başka, memlekete hizmet etmek bambaşkadır. İnsanlar bugün hâlâ samimiyetle çalışanları, taş üstüne taş koyanları ve bu şehrin geleceği için emek verenleri hayırla yâd etmektedir.
Bu noktada, Mardin’e hizmet denildiğinde merhum devlet adamı Fehim Adak’ın ismi daima hürmetle anılmaktadır. Devlet tecrübesini memleket sevgisiyle birleştiren Fehim Adak, ardında unutulmayacak eserler ve güzel hatıralar bırakmıştır.
Son yıllarda ise Mardin’in gelişimi, yatırımları ve şehrin birçok meselesine gösterdiği hassasiyet dolayısıyla Mardin Valisi Tuncay Akkoyun da vatandaşlar tarafından takdirle takip edilen isimler arasında yer almaktadır. Çünkü insanlar sözlerden çok yapılan hizmetlere bakar. Geride bırakılan eserler, verilen emekler ve ortaya konulan gayretler, makamların çok ötesinde bir anlam taşır.
Bugün adı hayırla anılan insanlar, sahip oldukları unvanlar sayesinde değil; ortaya koydukları eserler, dokundukları hayatlar ve çözdükleri problemler sayesinde hatırlanmaktadır. İnsanların gönlünde yer edinmek için büyük makamlara değil, büyük gayretlere ihtiyaç vardır.
Bir yöneticinin gerçek büyüklüğü, makam odasının büyüklüğüyle değil; vatandaşın derdiyle ne kadar hemhâl olduğu ile ölçülür. Halkın arasına karışmayan, vatandaşın sesine kulak vermeyen, eleştiriyi düşmanlık sayan anlayışların uzun vadede başarılı olması mümkün değildir.
Memleketimizin ihtiyacı olan şey; gösteriş değil gayret, reklam değil hizmet, yakınlık değil liyakat, söz değil eserdir.
Bu güzel şehir, tarihiyle, kültürüyle ve kadim medeniyetiyle çok daha iyisini hak etmektedir. İnsanlarımız daha nitelikli hizmetleri, daha güçlü projeleri ve daha fazla samimiyeti hak etmektedir. Çünkü bu memleket birkaç kişinin değil, hepimizin ortak emanetidir.
Bugün makam sahiplerine düşen görev; alkış beklemek değil, hesap verebilir olmaktır. Eleştiriden kaçmak değil, eleştiriyi dikkate almaktır. Sosyal medyada görünmek değil, sahada görünmektir.
Zira tarih göstermiştir ki; bazı insanlar makamlarıyla hatırlanır, bazı insanlar ise memleketlerine kattıkları değerlerle hatırlanır. Makamlar gelir geçer, fakat samimiyetle yapılan hizmetler ve milletin gönlünde bırakılan güzel izler nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Unutulmamalıdır ki bir gün makamlar boşalacak, unvanlar geride kalacak, fotoğraflar eskiyecek. Fakat yapılan hizmetler de yapılmayan hizmetler de bu şehrin hafızasında yaşamaya devam edecektir.
Ve sonunda geriye tek bir soru kalacaktır:
“Bu memlekete gerçekten ne bıraktınız?”