Mardin'de Urfa rüzgarı

KÖŞE YAZISI

 

“Ey Kudüs, ey hüzünler şehri,

Ey gözlerinden kocaman yaşlar akan;

Kim durduracak üzerine çullanan düşmanları,

Ey dinlerin incisi,

Kim silecek kanları duvarlarından,

İncil’i kim kurtaracak,

Kim kurtaracak Kur'an’ı

Kim kurtaracak Mesih’i kendisini öldürenlerden

İnsanlığı kim kurtaracak…”  

Nizar Kabbani’nin Kudüs şiiriyle başladı etkinliğin final gecesi.

Urfa Eğitim Bir Sen, il ve ilçe yönetim kurulu üyelerini ( yüzkırk kişi), ‘Eğitim ve İstişare’ toplantıları için geçen hafta Mardin’de topladı. İki gün farklı seminer, sunuşlar, konuşmalar, istişari toplantılar icra edildi. Genel Başkan Ali Yalçın da iştirak ederek hitapta bulundu.

Sendikal faaliyetlerin yanı sıra tarihi, turistik, kültürel ve sosyal açıdan çok yönlü bir etkinlik imkanı sağlaması nedeniyle Mardin’in iyi bir tercih olduğunu Başkan ve katılımcılar ifade ettiler.

Artuklu Üniversitesi Yaşayan diller Enstitüsü başkanı mamoste Ahmet Kırkın, Zaza’ca bir şiir okudu.

Muallimlerden biri, Nizar Kabbani’nin Kudüs şiirini Arapça orijinalinden okudu.

Mola Cezeri’den bir helbest ve Melaye Bati’denbir kasideyi  kürtçe okudu bir hocamız.

Necip Fazıl’ın Sakarya ve zindandan mektup şiirlerini okudu genç muallimlerden biri.

Sesi, bakışı, mimikleri ve beden dili ile bir mücadele ve kutlu kavganın ön safında lisan-ı hal ile bir duruş sahibi olduğunu hissettiren Memur-Sen ve Eğitim bir sen başkanı İbrahim Coşkun, Müştehir Karakaya’dan ‘Gecenin ipini çekmek’ şiirini okudu. Sanki şiir okumaktan çok taarruz halinde mermiler yerine kelimeleri mi sürüyordu namluya!

Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Zazaca ile dile gelen ve salondakiler tarafından terennüm edilen dıstran, türkü, mersiye, şiir ve nükteler Bölgenin ve ülkenin kültürel ve sosyal zenginliğinin ne kadar büyük bir hazine ve imkan olduğunun açık beyanıydı.

Fatih hocanın sunuculuğu yanında, farklı dillerde ortaya koyduğu modern ve geleneksel satıhta geniş sanat, edebiyat, felsefe ve folklorik repertuarı oldukça beğeni ve takdir aldı.

Sendika, bir sendikadan daha fazlasını verebiliyor mensuplarına. Sendikanın sosyal dokumuz ve toplumsal gerçekliğimizi gözeterek, değerler ve kamu yararı ekseninde ‘ortak iyi, ortak fayda ve ortak gelecek’ için dayanışma ve ortaklaşmaya büyük bir zemin ve imkân olduğu apaçıktır. Bu imkân, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.

Söz konusu Urfa olunca çiğköfteli sıra gecesi doğal olarak icra edildi… Başkan gürsesiyle, cenaze bekler ama çiğköfte beklemez; şişmeden halledilmeli anonsuyla ikramlar başladı.

Denilir ki; Urfa’da icra edilecek İsot Festivali için bir slogan arayışına gidilir; En beğenilen ve Juri tarafından kabul edilen slogan: “Acımız büyük keyfimiz yerinde” olur,

Etkinliğin Mardin’de olması hasebiyle kısa bir konuşma için sahneye çağırıldım ve haziruna Mardin’i kısaca anlattıktan sonra özetle şunu ifade ettim; “İslam Medeniyetinin karakteri, bin yılları aşan zaman dilimi içinde çok dilli, çok dinli, çok mezhepli, çok kültürlü ve çok hukuklu olmuştur. Bursa, Kahire, Bağdat, Kudüs, İstanbul; Antakya, Beyrut, Kurtuba, Gırnata buna örnektir. M.639 yılında, yani 1386 yıl önce Urfa ve Mardin Müslüman orduları tarafından sulh yoluyla (tarihi Roha anlaşması ekseninde) fethedilmiş ve bu çoğulcu özelliği ile bunun canlı tanıkları ve taşıyıcıları olmuştur.  

Avrupa’da esen milliyetçi, dışlayıcı ve çatıştırıcı Ulus devletçi fırtınalar İslam dünyasını önce işgal, sonra da manda ve bağımlı devletçiklere bölerek tek tipçilikte büyük oranda kendilerine benzetmişlerdir. Ancak mevcut fiili durum İslam medeniyeti için tanımlayıcı ve belirleyici olmayıp bir istisnai ve kabul edilemez durum olarak görülmelidir.

Ufkumuz, umudumuz ve temennimiz; tarihsel misyonuyla İslam medeniyetinin karakteristik özelliği olan farklılıkları barış, adalet ve güven içinde taşıma örneği sergileyen Mardin olsun, Urfa olsun.”

Aleksandr Soljenitsin, ‘Bir çığlık bir çığ meydana getirir’ der. Sivil Toplumun en geniş ve en güçlü imkânı olan sendikalarımız, gücün sözü boğmaya yeltendiği dönemlerde çığlıklarıyla iyiliği bir çığ gibi büyütmelidir.

‘Kötülük ne kadar artarsa, güzelliği yaratma nedeni de bir o kadar artacak şüphesiz; daha güçlü olacak, ama daha gerekli’ diyor Andrei Tarkovski. Kötülüğün artması pusmanın ve geri çekilmenin değil; iyilik için bilenmenin ve hakikat için sorumluluk almanın fırsatı görülmelidir.

Çünkü J.P. Sartre’nin hatırlattığı gibi; ‘Kendim için ve herkes için sorumluyum.’