Mardin’in Yolları Konuşuyor: Makam Değil, Mesuliyet Zamanı
Mardin’in Yolları Konuşuyor: Makam Değil, Mesuliyet Zamanı
Bazı meseleler vardır; artık anlatılmayı değil, hesabının verilmesini bekler. Bazı yollar vardır; yalnızca araçların değil, bir şehrin sabrının da üzerinden geçer. Mardin’in bugün yaşadığı yol meselesi tam da böyledir.
Mardin Gazeteci ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı Sayın Kadir Üründü’nün kaleme aldığı “Karayollarına 41 Kere Maşallah” başlıklı yazı, aslında uzun zamandır vatandaşın zihninde duran bir soruyu yeniden gündeme taşıyor:
Mardin’in yolları neden bu hâlde?
Yaklaşık bir yıl önce Sayın Bakanımız Mardin’e gelerek ulaşım meseleleriyle ilgili sunumları dinledi. Hazırlanan görseller, projeler ve anlatılan çalışmalar elbette önemlidir. Fakat devlet yönetiminde asıl ölçü; anlatılan değil yapılan, gösterilen değil gerçekleştirilen, vaat edilen değil tamamlanan iştir.
Bugün ise vatandaşın karşısındaki tablo bambaşka.
Mardin’den Kızıltepe’ye inişte yoğun araç trafiğinin bulunduğu, Türkmen Deresi geçidi olarak da bilinen yaklaşık 3,5 kilometrelik güzergâh aylardır tek şeritte ilerliyor.
Peki neden?
Neden bu çalışma hâlâ tamamlanmadı?
Neden vatandaş yeterince bilgilendirilmiyor?
Neden sorumlular çıkıp kamuoyuna açık ve net bir açıklama yapmıyor?
Bunlar siyasî değil, vicdanî ve idarî sorulardır.
Bediüzzaman’ın eserlerinde öne çıkan mesuliyet anlayışı burada önem kazanıyor. Makam, insana ayrıcalıktan önce sorumluluk yükler. Osmanlıca bir ifadeyle “vazife-i mesuliyet” şuuruyla hareket etmek gerekir.
Çünkü makamlar millete hükmetmek için değil, millete hizmet etmek için vardır.
Vatandaş artık yalnızca fotoğraf görmek istemiyor.
Bürokratlarla, siyasetçilerle yan yana çekilmiş kareler elbette bir hatıradır. Fakat milletin ihtiyacı hatıra değil, icraattır.
Bir toplantıya katılmak kolaydır.
Bir sunum hazırlamak kolaydır.
Fotoğraf vermek kolaydır.
Zor olan sahaya inmektir.
Zor olan vatandaşın kullandığı yolu kendi gözlerinle görmektir.
Zor olan “Bu iş neden bitmedi?” diye sormaktır.
Ve en zoru da sorumluluğu başkasına atmadan “Bu mesele benim vazifemdir” diyebilmektir.
Türkiye büyük projeleri hayata geçirebilen bir ülkedir. Yollar, köprüler, tüneller ve devasa havalimanları inşa edilebiliyorsa, birkaç kilometrelik bir yolun aylarca vatandaşın çilesine dönüşmesi elbette sorgulanmalıdır.
Yıllarca İstanbul Havalimanı’nda görev yapmış ve büyük bir projenin yapım sürecini yakından takip etmiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Mesele imkân değil; mesele takip, irade ve mesuliyettir.
Şunu da açıkça ifade etmek gerekir:
Eleştiri düşmanlık değildir.
Soru sormak ihanet değildir.
Eksikliği dile getirmek karşı olmak değildir.
Bilakis millet adına görev yapanların, milletin sorularına cevap vermesi bir mesuliyettir.
O hâlde çağrımız nettir:
Fotoğrafı değil, sahayı gösterin.
Sunumu değil, sonucu gösterin.
Vaatleri değil, tamamlanan işleri gösterin.
Mazereti değil, çözümü anlatın.
Çünkü makamlar geçicidir.
Koltuklar emanettir.
Fotoğraflar unutulur.
Fakat milletin çektiği çile hafızalardan kolay silinmez.
Bugün “Ben yaptım” demek kolaydır.
Asıl mesele, millet sormadan önce ne yaptığını ortaya koyabilmektir.
Mardin’in ihtiyacı vitrin değil, hakikattir.
Mardin’in ihtiyacı alkış değil, hizmettir.
Mardin’in ihtiyacı makam gösterisi değil, mesuliyet şuurudur.
Ve unutulmamalıdır:
Bir şehrin gerçek hâli, makam odalarında hazırlanan sunumlarda değil; vatandaşın her gün geçtiği yollarda görünür.
Mardin’in yolları konuşuyor.
Şimdi sıra, bu sesi duyması gerekenlerde.