Ankara’daki patlamaya tepki olarak bazı ilkokul Lise hocaları okulu boykot etti.Hocaların dersleri boş geçti. Hal böyle olunca üniversite öğrencileri de pazartesi ve Salı günü okulu boykot edip derslere gitmediler. Gitmemenin dışında bazı STK ve Partiler ile birlikte bir basın açıklaması yapıp yürüyüş yaptılar. Buna yerel basında yer verildiği gibi ulusal basında da bu yürüyüş yankı buldu. Detaylarını internetten okumanızı tavsiye ederim.
Burada bizi ilgilendiren mesele nedir? Pazartesi ve Salı günü boykottan haberi olmayan ya da haberi olup derslere gelen bazı arkadaşlar oldu. Ama okula gelen arkadaşlar diğer arkadaşlar yok yazılmasın diye derse girmedi. Olay buraya kadar ve sonrası yok diye varsayalım. Belki okula gelen arkadaşlar sorgulanmıştır, azarlanmış veya dışlanmıştır. Ben böyle bir şeye şahit olmadım. Ama diyelim ki X şahsı boykotun olduğunu bile bile derse geldi. Hocada öğrenci geldiği için ders işledi ve gelmeyenler yok yazıldı. Sizce bu durum gelmeyenlere gelenlerden hesap sorma hakkı doğurur mu? (Lütfen hemen her olayı vicdan meselesine bağlamayın.) Olay sadece Ankara’daki patlama değil. Ya da tam tersi olarak düşünelim. O kadar kişi gelmedi sen tek geldin derse. Acaba derse gelmen demek o patlamada ölenlerin senin umurun da olmadığını mı gösterir veya gelmeyenlere şöyle bir şey deme hakkın var mı? “Bunlar da her şeyde okulu asıyorlar, bunların ders işlememesi ölen vatandaşlara veya yaralanan vatandaşlara ne gibi bir yararı olacak. Siz bunu yaparken beni de zan altında bırakıyorsunuz.” Gibi. Sizler bunu Belediyeler, Valilik, İlkokul, Liseye veya bir Cemaate uyarlayın. İnanın bunların cevabını bilmiyorum. Zaten cevabını bilsem soruyla başlamam. Keşke demek şeytandandır denilir ama diyecek başka kelime bulamadım. Keşke Genel-Geçer bir siyasi Ahlak portresi olsaydı da insanlar onun üzerinden birbirlerini eleştirseydi.
İslamda Tasvire Sanat Tarihsel Bakış !
Çarşamba günü yerel gazetelerde Mardindeki barış yürüyüşü haberini okuduktan sonra Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlük konferans salonuna gittim. Gelecek olan hocanın adını biliyordum lakin konudan bihaberdim. Salon tıklım tıklımdı, demek ki öğrenciler bu dersi sevmişti. Yer bulamadım ve üst katta çıktım konunun ne olduğunu öğrendiğimde aklıma ilk olarak şu soru geldi İnsan Toplum Medeniyet derslerinde konuları neye ve kime göre seçiyorlar? Soru bir köşede dursun da ben size kompozisyonda yazdıklarımın bir kısmını aktarayım. Nasıl olsa burada not derdi yok…
İslamda tasvir yani canlı sureti bulundurmak uygun görülmemiştir. Buna kanıt olarak da Hz. Aişe’nin bir rivayeti gösterilir.Bir gün Cebrail peygamberimizle görüşmeye geliyor ama eve gitmiyor nedeni sorulduğunda ise Hz. Aişe’nin bez üzerinde nakşetttiği kuş resmi dille getiriliyor bu ortadan kaldırıldıktan sonra vahiy meleği gelip Hz. Muhammed(s.a.v.) ile görüşüyor.(Paganizm,putperestlik) bu yasak tabiin dönemine kadar uygulanmış ve ama ondan sonraki islam devletlerine bakıldığında tasvir sanatı mimaride olmak üzere hayatın bir çok yerinde kullanılmıştır örneğin Osmanlıda kullanılmış lakin buna minyatür sanatı denilmiş her neyse bu dersi böyle bitirdikten sonra haftanın son dersi olan temel hukuk dersi geldi temel hukuk dersi çok heyecanlandırdı derse girdik neyse heyecanlandırmayayım hoca yoktu 19 ekim pazartesi okullun açılışının dördüncü haftasındayız ama hala çoğunluk sağlanmış değil ilk ders siyaset bilimine giriş sınıf mevcudu 37 kişiyken sınıfta 20 ye yakın kişi bulunmaktaydı merak ediyorum gelmeyen arkadaşlar dersleri toparlayabilecek mi ? Çünkü bizler siyasetini s’sini öğrenmiş bulunmaktayız Niye derseniz ilk çirkefliklerimizi yapmaya başladık bile.
Her kesin farklı bir Back Groundı var!
Hocamızın sözü bu. Son noktaydı bu cümle dersimiz için. İngilizce kısmı da dersin bir kısmının İngilizce bir kısmının da Türkçe olmasından kaynaklanmaktadır.
Derse geç kalmıştım. İçeri girdim sağda bir sıraya oturdum. Hoca İngilizce lisanı ile dersi anlatmaya başladı. Çok sevindim.Biran tamam dedim. İşte Üniversite budur! Küçük dünyam da kendimi Boğaziçi ,ODTÜ, Bilkent Üniversitelerindeki öğrencilerle kıyaslamaya başladım. Dersten kopmuştum tabi ki. Kendime geldiğimde İngilizce anlatılanlar bu sefer Türkçe anlatılıyordu. İşte o zaman yeniden Mardin Artuklu Üniversitesinde olduğumu kavradım. Artık İngilizce anlatıma kulak kabartmıyor nasıl olsa birazdan Türkçesini de söyler diye öylece bekliyordum. Biran buna itiraz eder oldum. Sonra hemen sözümü geri aldım.Sustum.Sustum. Sustum. Tabi ki dersten çıkıp işyerine gelene kadar. Orda sessizliğimi bozdum ama bir işe yaramadı.
Bunlara rağmen aklımın bir köşesinde Siyaset Bilimine giriş dersinden otorite kelimesi yerini aldı. Geleneksel Karizmatik ve Gayri Meşru otorite otorite vardır. Aslında Andrew Heywood’un Siyaset kitabına göz attım ve dersin içeriği ile ilgili de bir şeyler yazabilirim ama bu sefer de bu yazıyı okuyan arkadaşlarımın dersleri ders esnasında değil de nasıl olsa bu arkadaş yazıyor diye buradan okumaya çalışırsak pek bir şey öğrenemez. Onun için yalnızca konu ve kavramlarla ilgili yorumlarımı dile getirip bitireyim.
Derste vaktimizin bir kısmını dersin işleyişine ayırdık. Seçenekler şunlardı: İngilizcemi işlensin Türkçe mi? Hele 6 kişi vardı ki bunların sınavı da İngilizce olacak. Karar; yapılan oylama sonucunda İngilizce işlemek isteyenler bu altı kişi ile birlikte İngilizce dinleyecek diğer kişilere ise hoca Türkçe anlatacak. İlk siyasi hareket ve sonucu elde edilmiştir.İtiraz vardı, seçim oldu ve ortak bir karar alındı.Ama fedakarlık hocaya kalmıştı.
Siyaseti Bilimsel olarak incelemek mümkün müdür?
Bu soru insana siyaset ahlakı diye bir şey var mı? Genel-Geçer yargılar mevcut mu siyasette? gibi soruları da getiriyor aklımıza? Ben bu sorularla cebelleşirken Hoca içimdeki fırtınaları görüyormuşçasına,
‘’ Siyasetin Bilimsel olmasının iki yolu var;
1-Olgu ve Değerleri birbirinden ayırırsak
2-Belirlenimcilik doktrinini kabul ederek, düşünen özneyi bütünüyle göz ardı etmektir.’’ dedi.
Tabi bunları duyduktan sonra içimdeki fırtınaların önündeki setleri açtım artık o fırtınalar beynimden faaliyet gösteriyordu. Beyin fırtınası yapıyordum artık. Ders bitip de kantine gittiğimde Siyasetin bilimsel olarak incelenmesinin zor olduğu kanısına vardım. Dikkatinizi çekerim mümkün olmadığı yargısına varmadım.
Nasıl olacaktı ki? İnsanoğlu ön yargılarından kurtulabilecek mi ya da farklılıklarımızı törpüleyip siyasetin belirsizliklerini ortadan kaldırabilecek miyiz? Söz sizde…
Avrupa!
Siyasi tarih dersindeyiz. Konu Grek Uygarlığı ve Helenizm’in genişlenmesi. Yani Avrupa ismi nerden geliyor sorusunun bile yanıtını bulduk sayılır. Bu şekilde asır asır ders anlatılırken bir baktım Rojavadan, Ankara’daki patlamadan, Kobane’den, Adolf Hitlerden hatta bir ara sınıfta şöyle bir nida yankılandı; keşke Hitler tüm Yahudileri öldürseydi. Tamam dedim. Siyasetteki bu belirsizlik tarihte de var Ondan olsa gerek. Yoksa M.Ö.500 ve M.S. 500 dönemlerinde bulunan Grek ve Helenizm nere Rojava nere! Demek ki insanlardaki farklılıklar tarihe de sirayet ediyordu.
Konu Avrupa’dır biliyorum. Avrupa adı Lübnan’dan geliyormuş. Fenike Kralının kızı Europa ve onlara göre tanrıların tanrısı Zeus ile evleniyor. İşte bunlardan doğan çocuklar da Avrupalı oluyor. Niye Zeus’lu olmuyorsa oda farklı bir konu. İşte bu zat-ı muhteremlerin çocukları Kömür ve çelikte karar kılıp birlik oluşturuyorlar sonra da kendilerine Avrupa Birliği diyorlar…
Dipnot: Buradan Tüm Dünya halkaları öğrencilerine sesleniyorum lütfen hocanıza işlenen konu ile ilgili soru sorun çünkü bir iki ay sonra baştaki konular net anlaşılmamış oluyor ve ilk konular olması hasebiyle sormaktan çekiniyor ve bu da her daim içinizde bir ukde olarak kalıyor.
Önümüzdeki Hafta görüşmek ümidiyle.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin