Mükemmeliyetçilik
Mükemmeliyetçilik
Bazı insanlar için hiçbir şey “yeterince iyi” değildir. Bir işi bitirir, sonra dönüp tekrar kontrol eder. Başarır ama sevinemez. Çünkü zihninde hep aynı cümle dolaşır: “Daha iyisini yapabilirdim.”
İşte buna mükemmeliyetçilik diyoruz. İlk bakışta disiplinli, çalışkan ve başarılı görünür. Oysa çoğu zaman kişinin omuzlarına görünmez bir yük bindirir. Çünkü mükemmeliyetçilik, yalnızca iyi iş yapmak istemek değildir; hata yapmaktan korkmak, eksik görünmekten kaçınmak ve kendini sürekli yetersiz hissetmektir.
Mükemmeliyetçilik çoğu zaman dışarıdan bakıldığında disiplin, titizlik ve başarı isteği gibi görünür. Oysa perde arkasında yoğun bir kaygı, hata yapma korkusu ve sert bir iç eleştiri vardır. Kişi yalnızca iyi olmak istemez; kusursuz olmak ister. Kusursuzluk mümkün olmadığında ise kendisini yetersiz, başarısız ya da değersiz hissedebilir.
Bu nedenle mükemmeliyetçilik sadece yüksek hedefler koymak değildir. Yüksek hedefler insanı geliştirebilir; ancak kişi kendi değerini yalnızca başarısına bağladığında bu çaba bir yük haline gelir. “Başarılıysam değerliyim, hata yaparsam yetersizim” düşüncesi, mükemmeliyetçiliğin en güçlü yakıtlarından biridir.
Peki neden mükemmelin peşinden koşarız? Çünkü çoğu zaman mesele sadece başarı değildir. Sevilmek, kabul görmek, eleştirilmemek ve yetersiz hissetmemek de bu arayışın içindedir. Çocuklukta sürekli eleştirilmek, başarıyla fazla ödüllendirilmek, başkalarıyla kıyaslanmak ya da sevginin koşullu hissedilmesi, kişide “kusursuz olursam kabul görürüm” inancını oluşturabilir.
Sosyal medya da bu baskıyı artırır. Herkesin en güzel anlarını gördüğümüz bir dünyada, kendi hayatımızın sıradan anlarını başkalarının vitriniyle kıyaslarız. Oysa kimse kaygısını, yorgunluğunu, başarısızlığını aynı açıklıkla paylaşmaz. Biz ise gördüğümüz o kusursuz görüntülerin peşinden koşarken kendi gerçekliğimizi küçümsemeye başlarız.
Mükemmeliyetçilik insanı yalnızca çok çalıştırmaz; aynı zamanda erteletir. Çünkü kişi bir işi mükemmel yapamayacağını düşündüğünde başlamaktan kaçınabilir. “Mükemmel olmayacaksa yapmanın ne anlamı var?” düşüncesi, birçok insanın hayallerini, projelerini ve hatta günlük sorumluluklarını ertelemesine neden olur.
Bu döngü devam ettikçe kişi başarılarını küçümser, hatalarını büyütür. Yaptığı onlarca doğruyu görmezden gelir, tek bir yanlışa takılıp kalır. Böylece ne kadar başarılı olursa olsun, içindeki o eksiklik hissi bir türlü kaybolmaz.
Peki bu döngü nasıl kırılır?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: İnsan olmak, hata yapmayı da içerir. Kusursuzluk bir hedef değil, çoğu zaman ulaşılması mümkün olmayan bir beklentidir.
Mükemmeliyetçiliği azaltmak için:
- “Mükemmel olmak zorunda mıyım, yoksa yeterince iyi olması yeterli mi?” diye kendinize sorun.
- Küçük hataları felaket gibi görmek yerine, öğrenme fırsatı olarak değerlendirin.
- Başarılarınızı küçümsemek yerine fark edin ve öz şefkatinizi güçlendirin.
- Her işi yüzde yüz yapmak yerine, bazen yüzde seksenin de yeterli olabileceğini kabul edin.
- Kendinizle konuşurken kullandığınız dili yumuşatın. Bir arkadaşınıza söylemeyeceğiniz kadar sert cümleleri kendinize kurmayın.
Mükemmeliyetçilik tamamen yok edilmesi gereken bir özellik değildir. Doğru yönlendirildiğinde kişiyi geliştirebilir. Ancak kişi kendi değerini yalnızca başarısına bağladığında, mükemmeliyetçilik bir motivasyon kaynağı olmaktan çıkar ve bir yük haline gelir.
Unutmayın, hayat kusursuz olmak için değil; hata yaparak öğrenmek, gelişmek ve kendinize rağmen değil, kendinizle birlikte yaşayabilmek için vardır.
PSİKOLOG RENGİN İLHAN