Ünlü Çin düşünürü Lao Tzu, “Fakir Adam ve Dillere Destan At’ı” öyküsünü (merak edenler için ayrıca yazabilirim. Yazının maksadını aştığı ve malum olduğunu zannettiğim için sadece atıfta bulunmakla yetiniyorum.) şu nasihatla tamamlamış:
‘Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar…’
Erken karar verip tarafgir olma rahatı yerine düşünce izlencesi üzerinde seyr-u sefer etme huzursuzluğunu yaşamanın daha anlamlı olacağına inanıyorum. Sayın Vali’me açık mektup yazmamın altında yatan nedenin de bu huzursuzluk saiki olduğunun bilinmesini istiyorum.
Yaşar Kaplan, hakikat arayışı ve analitik düşünmenin sıkıntılarını göğüslemenin karşısında kendisini bir yere merbut olmaya çağıranlara verdiği ironik bir cevabı vardır, ki bunu bir makalesine de başlık yapmıştır; ‘Bey’at et, rahat et’
Oysa yaratıcısı ile ilişkilerini mutlak ve derin, ma-sivanın ise izafi ve fani olmasına olan inancım nedeniyle taklid, taassub ve beyat etme rahatlığı yerine sorma, anlama, anlatma ve katlanma cefasını yeğlerim.
Türkiye’nin ender düşünürlerinden İsmet Özel’in en çok sevdiğim ve etkilendiğim yazısı ‘Düzeltirsem deme, düzelirsem de’ adlı makalesidir. Okurlarıma ve zat-ı şahanelerine bu makalenin okunması halinde meramımın daha iyi anlaşılacağını söyleyebilirim.
Kişinin akıllı ve ferasetli oluşunun bir göstergesi de, zekâ ve ufuk açısından kendisinden ileri düzeyde olanları bulup yanında tutmasıdır. Zira nefesleri yetmeyen ve aklı ermeyenlerin bu açığı mübalağalı övgülerle kapatmaları gözden kaçmamalıdır.
Dostunun eksik-aksağını göstererek kemale engel hususları hatırlatmanın usul ve adaba uygun ölçüde yapılmasından daha büyük bir iyilik var mıdır?
Kişiyi yersiz olarak ve bol keseden iltifata boğmaktan daha büyük zararı kim verebilir? Eksik olana tam, eğri olana doğru, haksız olana haklı diyenlerin uzak mı, yakın mı mesafede tutulduğuna tekrar tekrar bakılmalıdır. Münekkitliğin yerini meddahlığa, ikazın yerini mudahene sanatına! bırakması büyük bir afettir. Allah sorumluluk makamında ve yetkili olanları başta olmak üzere hepimizi bu afetten uzak tutsun.
Sayın Vali’mle içtenlikle paylaşmak istediğim bir husus vardır; Bunlar kendileri için malumun ilamı olsa bile eskilerin deyimiyle ‘Et tekraru Ahsen velev kane yüz seksen’ anlayışıyla tekrarda fayda vardır. Danışmak karardan önce gelir. Karar ise tartışma ve eleştiriye açıktır. Açık olmalı ki muhasebe ve sağlamasının imkanı olabilsin.
Aldığınız karar veya yaptığınız icraatı eleştirmek Valiliğinizi/makamınızı eleştirmek gibi bir algıya yol açmamalıdır. Eksiğiyle fazlasıyla icraat konuşulur ve konuşulmalıdır da. Yanlış olan ‘evet efendimci’ bir atmosfere mahkum olmaktır. Esnek olmak sert rüzgarlara karşı kırılganlığı önler. Ön yargı ve fikr-i sabit olmak yanlıştan dönmeyi zorlaştırır.
Üstad Necip Fazıl, 60’lı yıllarda Adalet Partisi Ankara il başkanının evinde merhum Yüksel Serdengeçti ve üç-beş milletvekilinin olduğu bir zeminde AP hükümetini yerden yere vurarak kah eleştirir, kah akıl verir. Üstadla polemiğin yapılamayacağını bilirler. Ancak İl Başkanı ev sahibi olmanın verdiği cesaretle üstada dönerek; Üstadım hem bilet almıyor ve duvardan filmi seyrediyorsunuz, hem de film koptu diye en çok siz feveran ediyorsunuz, bu nasıl olur?
Necip Fazıl veciz olarak soğukkanlı ve kısa cevabını yapıştırır; Her şey gözümün önünde cereyan ediyorsa ben de rü’yet hakkımı kullanıyorum!
Kamuya mal olmuş şahsiyetlerin rüyet haklarını kullanmak isteyenlere kin ve adavet beslemeleri doğru olmaz. Kamu gücünü canını sıkan, keyfini kaçıranlara karşı kullanması ise adalet terazisini aşındırır. Hakikatin dillendirilmesi acı da olsa vereceği meyve tatlı olur.
Herkes sorumluluk alanı içinde ilimize, memleketimize hayırlı bir hizmet üretmeye çalışmaktadır. Vali, komutan, başkan, rektör, sanayici, gazeteci, vekiller vs. Ama herkesin de yanlış/eksik yapma ihtimali mevcuttur. Bunda bir şey yok. Yanlış olan hatada ısrar ve devamlılıktır. İşte burada eleştiri ve uyarı mekanizması işlemeye başlamalıdır. Bunun da önü açılmalı, kapanmamalıdır.
Nefsimizi okşayarak ayaklarımızın yarden kesilmesini ve alkışlarla başımızın dönmesini sağlayanların cemaziyel evvellerine bakılmalıdır. Gücü için güçlünün yanında olanlar, başka güçler çıktığında hemen mevzi değiştirdikleri hepimizin malumudur.
Memnuniyetle müşahede etmekteyiz ki, İlimizde sayılamayacak kadar mesuliyetini müdrik ve ufku açık mümtaz şahsiyetler mevcuttur. Bunların bir kısmı siyasi partilerde, bir kısmı vakıf, dernek, sendika gibi sivil toplum kuruluşunda, bir kısmı meslek odalarında, bir kısmı kamu kurumlarında ve bir kısmı da özel hayatında bir şeyler üretmenin çabası içindedirler. Bu önemli bir imkân ve sorumluluktur. Gereğini yapmak ise mesuliyet yükünü omuzlayanlara düşer.
Orkestra şefinden beklediğimiz ses-nefes ve enstrümanları ritim ve ahenk içinde hoş bir melodiye dönüştürmektir.
İletişim ve diyalogda üsulun esası öncelediği durumlar pek çoktur. Bu durumda bağcıyı dövmek istiyor su-i zannı yerine yemişi yemek istiyor hüsn-ü zannını taşımak daha doğru olur.
Kurumsal kimlik ve sorumluluklar, kişisel arzu ve tercihlerin zaman zaman bastırılmasını gerektirebilir. Umumun menfaati için şahsın tazarruu hoş görülmelidir. Oturumlarda dile getirilemeyenlerin gözlere yansıdığını arif olan bilir. Muhatabın bir şeyleri söylemek isterken yutkunması, gözünü kaçırması, göz bebeğinin oynamasını iyi okumak gerekir.
Bunları gazeteci, tüccar, memur, müteahhit, politikacı… vs, üslup, kimlik, kaygı ve dili ile yazmadığımı belirtmem bile zaid olur. Zira gazeteci dil ve kimliğim ile yazdıklarım da ortadadır. Bu iki yazımın yüksek ideal ve derin anlam örgüsü içinde değerlendirilmesini bekliyorum. Günlük heyula içinde değerlendirilmesinin hak ihlali olacağı kanaatindeyim.
Bir eleştiri ve uyarı karşısında bu kim(ler)in kalemşoru ya da hangi yıkıcı mihrak(lar)ın elemanı paronayasına kapılmak yerine ‘iyi ki eleştiren var’ yaklaşımı daha faydalı ve doğru bir yaklaşım olur. Yıkmanın kolaycılığı yerine inşanın zorluğuna talip olmak olarak değerlendirilmelidir.
Ülkemizin bu rüya gibi şehrinde mülki görevi deruhte etmenin ikinci yılında üstün başarılar dilerken, hizmet çıtasını her alanda yükselteceğinize olan inanç ve temennimi paylaşmak istiyorum.
Bunları niçin mi yazıyorum? Necip Fazıl’ın deyimiyle; Elbette ki, rü’yet hakkımı kullanmak için!
Saygılarımla...
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin