Sağlıklı İletişim ve Güvengenlik

Psikolog Rengin İlhan

“Beni neden anlamıyor?”, “Ne söylesem yanlış anlaşılıyor.”, “Hayır demek istiyorum ama karşımdaki kırılır diye söyleyemiyorum.”, “Konuşmaya çalıştıkça tartışıyoruz.” Günlük yaşamda iletişimle ilgili yaşadığımız pek çok güçlük, aslında kendimizi nasıl ifade ettiğimiz ve karşımızdakini ne kadar dinleyebildiğimizle yakından ilişkilidir. Bazen söylemek istediğimizi açıkça ifade etmek yerine karşı tarafın bunu kendiliğinden anlamasını bekler, bazen kırılmasın diye istemediğimiz şeylere “evet” der, bazen de kendimizi anlatmaya çalışırken kullandığımız ifadeler karşımızdaki kişinin kendisini suçlanmış hissetmesine neden olabilir. Oysa sağlıklı iletişim, kişinin hem kendisini açık ve anlaşılır biçimde ifade edebilmesini hem de karşısındaki kişinin duygu, düşünce ve ihtiyaçlarına alan açabilmesini gerektirir.

Sağlıklı iletişim nasıl kurulur?

Dinlemek, iletişimin en önemli parçalarından biridir.

İletişim yalnızca kendimizi anlatmaktan ibaret değildir. Karşımızdaki kişiyi gerçekten dinlemek, söylediklerini anlamaya çalışmak ve onun duygularını fark etmek de iletişimin önemli bir parçasıdır. Dinlemek ile işitmek aynı şey değildir. İşitmek söylenenleri duymak; dinlemek ise dikkatimizi vererek anlamaya çalışmaktır. Bu nedenle iletişim sırasında yalnızca cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek önemlidir.

Empati kurmak, aynı fikirde olmak anlamına gelmez.

Karşımızdaki kişinin ne hissettiğini veya neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışabiliriz. Bu, onunla aynı fikirde olduğumuz anlamına gelmez. Farklı düşündüğümüz bir kişiye de “Senin bu konuda neden böyle hissettiğini anlayabiliyorum.” diyebilmek mümkündür. Empati, farklılıkları ortadan kaldırmak değil, bu farklılıklara rağmen birbirimizi anlamaya çalışabilmektir.

Duygu ve düşüncelerinizi açıkça ifade edin.

Karşımızdaki kişinin ne düşündüğümüzü ya da neye ihtiyaç duyduğumuzu kendiliğinden bilmesini beklemek, iletişimde yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu nedenle beklentilerimizi, duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı mümkün olduğunca açık ve somut bir biçimde ifade etmek gerekir.

“Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun.” demek yerine, “Plan yapılırken bana danışılmadığında kendimi değersiz hissediyorum. Benim de fikrimin sorulmasını istiyorum.” demek, yaşanan durumu ve ihtiyacımızı daha açık biçimde ortaya koyar.

Ben dilini kullanın.

Sağlıklı iletişimde kullanılan dil, mesajın nasıl karşılanacağını da etkiler. “Sen dili” ile karşı tarafın davranışına, kişiliğine veya hatasına odaklanmak yerine “ben dili” ile kendi duygu ve deneyimimizi ifade etmek, iletişimin daha yapıcı olmasına yardımcı olabilir.

“Sen beni hiç dinlemiyorsun.” yerine “Konuşurken telefonla ilgilenildiğinde kendimi dinlenmiyor gibi hissediyorum.” demek, karşımızdaki kişiyi suçlamak yerine yaşadığımız duyguyu ifade etmemizi sağlar.

Kendi sınırlarınızı da ifade edebilmelisiniz.

Sağlıklı iletişim, yalnızca karşımızdakini anlamaya çalışmak değildir; kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarımızı da ifade edebilmektir. İstemediğimiz bir duruma “hayır” diyebilmek, rahatsız olduğumuz bir davranışı dile getirebilmek veya bir konuda kendi düşüncemizi söyleyebilmek de sağlıklı iletişimin bir parçasıdır.

Burada karşımıza güvengenlik kavramı çıkar. Güvengenlik; kişinin kendi duygu, düşünce, ihtiyaç ve isteklerini açık ve doğrudan bir biçimde ifade ederken karşısındaki kişinin haklarını ve sınırlarını da gözetebilmesidir. Yani güvengen olmak ne sürekli geri çekilip kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek ne de kendi istediğimizi kabul ettirmek için karşı tarafı zorlamaktır. Kendi sınırlarımızı korurken karşımızdaki kişinin sınırlarına da saygı gösterebilmektir.

Örneğin istemediğimiz bir daveti yalnızca karşı taraf kırılmasın diye kabul etmek yerine, “Davetin için teşekkür ederim ancak bu kez katılamayacağım.” diyebilmek güvengen bir iletişim örneğidir. Burada kişi hem kendi sınırını ifade etmekte hem de karşısındaki kişiye saygısını korumaktadır.

Çatışmalarda amaç haklı çıkmak değil, çözüm bulmak olmalıdır.

İnsanların farklı düşünmesi ve ihtiyaçlarının her zaman aynı olmaması kaçınılmazdır. Bu nedenle sağlıklı iletişim, çatışmaların hiç yaşanmamasını değil, yaşanan çatışmaların nasıl ele alındığını önemser. Böyle durumlarda yalnızca kendi isteğimize odaklanmak yerine karşımızdaki kişinin ihtiyaçlarını da anlamaya çalışmak, ortak bir çözüm bulmayı kolaylaştırabilir.

Bazen iletişimde en önemli değişiklik, “Kim haklı?” sorusunun yerine “Bu sorunu birlikte nasıl çözebiliriz?” sorusunu koyabilmektir.

Sonuç olarak sağlıklı iletişim; sürekli susmak, her şeye “evet” demek ya da karşımızdaki kişiyi her koşulda memnun etmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde her düşündüğümüzü kırıcı bir biçimde söylemek de sağlıklı iletişim anlamına gelmez. Sağlıklı iletişim, kendimizi açıkça ifade ederken karşımızdaki kişiyi de anlamaya çalışabilmek; kendi sınırlarımızı korurken onun sınırlarına da saygı gösterebilmektir.

Güvengenlik de tam olarak burada önem kazanır: “Kendi sesimizi duyururken karşımızdakinin sesini bastırmamak.”