Suça Sürüklenen Çocuk Yoktur; Sürükleyen Bir İhmal Vardır
Suça Sürüklenen Çocuk Yoktur; Sürükleyen Bir İhmal Vardır
Bir çocuğun adının mahkeme salonlarında okunması, aslında bir milletin vicdanına düşen en ağır hükümdür. Çünkü hiçbir çocuk, dünyaya suçlu olarak gelmez. Her çocuk, fıtratın en berrak hâliyle, tertemiz bir sayfa olarak doğar. O sayfaya yazılanlar ise çoğu zaman ailesinin, çevresinin, eğitiminin ve toplumun kaleminden dökülür.
Bugün “suça sürüklenen çocuk” ifadesini sıkça duyuyoruz. Dikkat ediniz; hukuk bile “suçlu çocuk” demez. Çünkü çocuk, çoğu zaman suçun faili değil, ihmalin mağdurudur. O, bazen sevgisizliğin kurbanı, bazen şiddetin tanığı, bazen yoksulluğun esiri, bazen de ilgisizliğin sessiz çığlığıdır.
Bediüzzaman Said Nursî’nin lugatında insan, “eşref-i mahlûkat”tır. Çocuk ise o eşref-i mahlûkatın en saf, en masum emanetidir. Üstadın sıkça kullandığı “şefkat”, “merhamet”, “vicdan”, “hamiyet”, “fazilet”, “ihlâs”, “uhuvvet”, “insaf” ve “müsbet hareket” kavramları, çocuk terbiyesinin de temel taşlarıdır.
Şefkatin olmadığı evde öfke büyür.
Merhametin olmadığı okulda yalnızlık yeşerir.
Muhabbetin olmadığı sokakta suç filizlenir.
Vicdanın sustuğu toplumda ise cezaevleri büyürken çocuk parkları sessizleşir.
Ne hazindir ki bugün birçok çocuk, anne ve babasının elini değil, telefon ekranlarının soğuk ışığını tutarak büyüyor. Bir zamanlar masalların uyuttuğu çocukları, bugün şiddet görüntüleri büyütüyor. Kalbine Kur’an’ın nuru yerine nefretin karanlığı işlenirse, yarın ondan adalet beklemek hakkaniyet olmaz.
Peygamber Efendimiz Muhammed şöyle buyurmuştur:
“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”
Bir başka hadis-i şerifinde ise şöyle buyurur:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.”
İşte bu ilahî ikaz, yalnız anne ve babaya değil; öğretmene, komşuya, idareciye, siyasetçiye, yazara ve bütün topluma yöneltilmiş bir mesuliyet çağrısıdır. Çünkü bir çocuğu yetiştirmek yalnızca bir ailenin değil, bütün bir cemiyetin vazifesidir.
Çocuklara ceza vermeden önce onlara umut vermeyi öğrenmeliyiz.
Onları yargılamadan önce dinlemeliyiz.
Onları dışlamadan önce anlamalıyız.
Çünkü sevgiyle kazanılabilecek bir kalbi korkuyla kaybetmek, geleceği kaybetmektir.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Asıl kuvvet hakta ve ihlâstadır.” Çocuklarımızı kaba kuvvetle değil; hakikatle, güzel ahlâkla, ilimle, irfanla ve muhabbetle yetiştirmeliyiz. Bir çocuğun eline kitap vermek, yarın silaha uzanabilecek bir eli ilme yönlendirmektir. Ona güven vermek, suç örgütlerinin vaat ettiği sahte aidiyet duygusunu boşa çıkarmaktır.
Bugün inşa edeceğimiz her sevgi cümlesi, yarının güvenli toplumuna atılmış sağlam bir temel olacaktır. Çünkü çocuklarını ihmal eden toplumlar, gelecekte suçla mücadele etmek için daha fazla bedel öderler. Oysa çocuklara yapılan yatırım, insanlığa yapılan en büyük yatırımdır.
Geliniz; çocukları suçtan değil, sevgiden yana büyütelim.
Kalplerini korkuyla değil, imanla; öfkeyle değil, hikmetle; yalnızlıkla değil, muhabbetle dolduralım.
Unutmayalım ki bir çocuğu kurtarmak, yalnızca bir hayatı değil; bir aileyi, bir nesli ve bir geleceği kurtarmaktır.
Çünkü mesele çocuk değildir.
Mesele, çocuklara nasıl bir dünya bıraktığımızdır.