TİLKİYİ ASLAN SANDIK!
Bir toplumdaki çürümüşlük veyahut başarısızlık sadece kötünün kötü olduğunun gizlemesiyle açıklanamaz. Bununla beraber diğer bir sebepte; kötüye ya da başarısızlığa sebep kişi veya kişileri korumakla daha da derinleşmektedir.
Liyakati sadakate, ehliyeti yakınlığa kurban ettiğimizi düşündük mü mesela? Ya da makamları hak edene değil de, daha çok alkışlayana teslim ettiğimizi... Bir başka deyişle sorumlulukları iş bilene değil, önümüzde daha çok eğilene, tilkiden zorla aslan üretmeye çalıştığımızı kabullendik mi hiç?
Şapkamızı önümüze, elimizi de vicdanımıza koyalım… Şu soruyu kendimize sorma cesaretini ya da erdemini gösterebiliyor muyuz? Başarısız olduğumuz durumlarda, başarısızlığımızı kabul ettik mi? Sahi başarısız isek bırakmayı ya da en azından başarısızlığa sebep o piyonlara iş bıraktırmayı düşündük mü? Unutmayalım ki şahı mat edenler, sorumsuzca davranan piyonlardır. Bu durum özel ve tüzel tüm kurumlar ve dahi aile içindeki hiyerarşide de geçerli bir durum değil midir? Ya da tüm başarısızlığı görmezden gelip sahiden “Tilkiyi aslanadevşirme gayretine devam edecek miyiz?” Unutmayalım ki devşirme ile tilkiden aslan olmaz…
Bizim en büyük yanılgımız, aidiyeti ahlak; itaati liyakat; dalkavukluğu sadakat sanmak oldu. Dün güçlü olanların kapısında eğilenler, bugün değişen bir başka gücün önünde eğilmektedirler. Yarın da bir başka güce itaat edeceklerinden kimsenin kuşkusu yoktur. İş üretemeyenler algı üretirken, çözemedikleri her bir sorun için muazzam mazeretler sunmakta mahirdirler. Ve onlar sundukları bu mazeretlerle gerçek sahiplerine hizmet etmekten asla geri durmazlar. Onların ne toplum ne de gelecek kaygısı yoktur. Çünkü onlar, değişen her gücün emrine girmeye daima hazırdırlar. Yani onlar “Her kabın şeklini almaya hazırdırlar.”Başarısızlıklarını örtmek için hamasete sarılıyor, yetersizliklerini gizlemek için daha fazla bağlılık gösterisi yapıyorlar. Hakikati söyleyeni düşman, kendilerine alkış tutanı dost ilan ediyorlar.
Bir de dini değerleri ve mazlumların feryadını yükselmenin merdiveni yapanlar yok mu? Dillerinde ahlak, hesaplarında menfaat; sözlerinde dava, davranışlarında şahsi ikbal… Oysa kutsal değerler, kişisel ihtiraslara kılıf olsun diye değil, insanın nefsini terbiye etsin diye vardır. Dini dilinden düşürmemek, ahlakı hayatına taşımadıkça bir fazilet değil, yalnızca bir görüntü olduğunu bilmeyecek kadar da cahildirler. Ünlü düşünür Cemil Meriç bu durumu ne güzel özetlemiştir. “İyilik eden mükâfat bekliyorsa tefecidir” diyerek iyiliği ticari bir borç-alacak ilişkisine çevirenleri eleştirmiştir. Hele bu durumda din tüccarlığı yapanlar yok mu?
Yine Nisa suresinin 58. ayetinde “Emanetlerin ehline verilmesini emreder.” Bu emir, yalnızca bir dinî öğüt değil, aynı zamanda yönetim ahlakının temel ölçüsüdür. Demek ki mesele kimin bizden olduğu değil, kimin o sorumluluğu taşıyabilecek ehliyette olduğudur
Hz. Peygamber’in, görevi isteyen Ebû Zer’e bunun bir emanet olduğunu ve üstesinden gelemeyen için pişmanlık doğuracağını bildiren uyarısı da manidardır. Makam, talep edildiği için değil, hakkıyla taşınabildiği için verilmelidir.
Aslanlık, kükremek değil; yük taşımaktır. Makam sahibi olmak, şahsiyet sahibi olmak değildir. Bizden olmak ise doğru olmak için yeterli bir referans hiç değildir.
Tilkiyi aslan sandık. Şimdi asıl yüzleşmemiz gereken, tilkinin kurnazlığı değil; onu aslan ilan eden bizim ölçüsüzlüğümüzdür. Çünkü liyakatsizi koruyan, yalnızca bir kişiyi yükseltmez; toplumun geleceğini de karanlığa iter.
Ve unutmayalım: Bir makama yanlış insanı getirmek hatadır; yanlış olduğunu gördüğümüz hâlde onu sırf bizden diye orada tutmak ise artık tercihtir. Ve Sözü Hz. Ömer’in şu mükemmel sözü ile bitirelim. "Yanlış yaptığımızda bizi uyarmazsanız sizde, uyardığınız halde sizi dinlemezsek bizde hayır yoktur."
Biz tilkiyi, aslana devşirmeye çalıştığımız gün kaybettik…
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin