Toplumun Sessiz Kahramanları: Aydınlar
Toplumun Sessiz Kahramanları: Aydınlar
Değerli okurlarım,
Tarih boyunca toplumların gelişmesinde, değişim ve dönüşümünde en büyük pay; düşünen, sorgulayan, araştıran ve doğruları korkusuzca dile getiren aydın insanlara ait olmuştur. Bir toplumun ilerlemesi yalnızca ekonomik kalkınma ile ölçülemez. Asıl gelişmişlik; bilgiye, bilime, adalete, özgür düşünceye ve vicdana verilen değerle ortaya çıkar. İşte bu değerlerin taşıyıcısı ve savunucusu olan kişiler de aydınlardır.
Ancak aydın olmak sadece diploma sahibi olmak, akademik unvan taşımak ya da çok sayıda kitap okumak değildir. Gerçek aydın; yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden, haksızlık karşısında susmayan, doğruları savunan ve insanlara yol göstermeyi görev bilen kişidir. Olaylara yalnızca kendi çıkarları açısından değil, toplumun ortak geleceği açısından bakabilen insandır.
Bir mum düşünelim... Mum, etrafını aydınlatabilmek için kendisinden verir, yavaş yavaş erir. Aydın insan da böyledir. Toplumun bilinçlenmesi, doğruyu yanlıştan ayırabilmesi ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilmesi için çoğu zaman fedakârlık yapar. Bazen eleştirilir, bazen dışlanır, hatta yalnız bırakılır. Fakat tüm bunlara rağmen doğru bildiği yoldan vazgeçmez. Çünkü bilir ki suskunluk karanlığı büyütür; cesaret ise topluma ışık olur.
Tarih, bu cesur insanların izleriyle doludur. İnsanlığa yön veren birçok düşünür, bilim insanı, yazar ve lider; yaşadıkları dönemde büyük zorluklarla karşılaşmalarına rağmen doğruları savunmaktan geri durmamıştır. Onlar sadece kendi dönemlerini değil, kendilerinden sonra gelen nesilleri de etkilemiş ve toplumların ufkunu genişletmiştir.
Aydın insanların en belirgin özelliklerinden biri de toplumsal duyarlılıklarıdır. Onlar, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışını asla benimsemezler. Bir haksızlık yaşandığında sessiz kalmaz, mazlumun yanında yer alırlar. Yoksulluğa, eğitimsizliğe, adaletsizliğe ve çevre tahribatına karşı duyarlıdırlar. Çünkü bilirler ki güçlü toplumlar ancak ortak vicdanla ayakta kalabilir.
Bugün dünyadaki gelişmiş ülkelere baktığımızda; bilime, eğitime, sanata ve özgür düşünceye yatırım yapan toplumların daha ileri seviyelerde olduğunu görmekteyiz. Buna karşılık cehaletin yaygın olduğu toplumlarda ayrışma, kutuplaşma, şiddet ve geri kalmışlık daha fazla görülmektedir. Bu nedenle aydın insanların görevi yalnızca eleştirmek değil; çözüm üretmek, yol göstermek ve insanlara umut aşılamaktır.
Ne yazık ki günümüzde bazı çevreler aydınlığı makam, mevki, unvan veya maddi güçle eş tutabilmektedir. Oysa gerçek aydınlık; insanın vicdanında, bilgisinde ve topluma karşı taşıdığı sorumluluk duygusunda saklıdır. Topluma fayda sağlamayan bilgi eksik, insanlara rehberlik etmeyen eğitim ise yetersizdir.
Sonuç olarak, toplumların geleceği aydın insanların cesaretine, bilgi birikimine ve sorumluluk bilincine bağlıdır. Bir ülke ne kadar çok düşünen, okuyan, araştıran ve sorgulayan birey yetiştirirse o kadar güçlü ve huzurlu olur. Çünkü aydın insanlar yalnızca bugünü değil, yarını da inşa eden rehberlerdir. Nasıl ki karanlığı yok eden şey ışık ise, toplumları cehaletten kurtaracak olan da bilinçli, vicdanlı ve sorumluluk sahibi ve geleceğe imza atan insanlardır.
Köşenin Sözü :”İnsan olmak ne din işidir ne eğitim ne de para. İnsan olmak vicdan işidir. (Hz. Ali)
Abdulbaki Akbal