Toprağın Ahı ve Anız Katliamı
Allahu Zülcelâl, içinde yaşadığımız bu kâinatı kusursuz bir nizam ve mükemmel bir ahenkle yaratmıştır. Bu ekosistemde hiçbir bitki beyhude bitmediği gibi, hiçbir canlı da boşuna yaratılmamıştır. Yeryüzündeki her bir varlığın kendine has bir vazifesi vardır ve hepsi bu ilahi koroya bir ses, bu büyük dengeye bir harç verir.
Ne var ki insanoğlu, hasat sonrasında azıcık zahmetten kaçmak, tarlayı kolay yoldan temizlemek ya da daha fazla verim almak gibi bencilce bahanelerle anız yakmakta; bu muazzam ahengi kendi eliyle tarumar etmektedir. Fazla uğraşmamak adına ateşe verilen o tarlalarda, aslında binlerce, belki de milyonlarca can diri diri yakılarak katledilmektedir.
Anız yakmanın faydalı bir temizlik yöntemi olmadığı, aksine toprağa indirilen en büyük darbe olduğu bilimsel araştırmalarla defalarca kanıtlanmıştır. Toprak, üzerine basıp geçtiğimiz ölü bir toprak kütlesi değildir.
Ateşlenen anızlar, toprağın üst tabakasında bulunan organik maddeleri küle çevirirken, tarımın can damarı olan karbon ve azotu da yok eder.
Toprağın içinde yaşayan ve tabiatın dengesini sağlayan o minik canlılar, tarlayı verimli kılan asıl kahramanlardır. Anız yakıldığında, sadece bitki sapları değil; toprağın içindeki zengin mineraller, mikroorganizmalar ve toprağı besleyen yararlı maddeler de yanar.
Sonuçta ortaya çıkan şey, temiz bir tarla değil; çoraklaşmış, verimsizleşmiş, rüzgar ve yağmur karşısında savunmasız bırakılarak erozyona kurban edilmiş ölü bir arazidir. Vahşi sulama ve anız yakma gibi bilinçsiz uygulamalar, tarım topraklarımızı bir çölleşme faciasına doğru sürüklemektedir.
"Mülk Allah’ındır, Biz Sadece Kiracıyız"
Meseleye inancımız açısından baktığımızda ise karşımıza dehşet verici bir vicdan muhasebesi çıkar. İslam dininde her yasağın altında derin bir hikmet ve merhamet yatar. Bilerek yahut bilmeyerek milyonlarca canlının ölümüne sebebiyet vermek, İslam fıtratıyla asla bağdaşmaz. Bu konuda hiçbir mezhepte veya içtihatta farklı bir görüş yoktur; anız yakmak İslam'a göre kesin bir haram, açık bir katliamdır!
Unutulmamalıdır ki bu topraklar bize atalarımızdan kalan bir miras değil, torunlarımızdan ödünç aldığımız birer emanettir. Asıl mülk sahibi Allah’tır; bizler bu dünyada ve bu topraklarda sadece geçici birer kiracıyız. Cebimizde tapumuzun olması, o toprağa her istediğimizi yapabileceğimiz, onu yakıp yıkabileceğimiz anlamına gelmez. Emanete hıyanet etmek, inancımızın en büyük yasaklarındandır.
Belki de son yıllarda memleketimizde hissettiğimiz huzursuzluğun, bereketsizliğin ve bir türlü tesis edemediğimiz adalet duygusunun arkasında; o yangınlarda çıkardığımız katliamların, can havliyle toprağın altında can veren dilsiz canlıların ahı ve vebali yatmaktadır.
Madalyonun bir de hukuki boyutu vardır. Devletin mevcut yasalarına göre anız yakmak kesinlikle yasaktır ve cezai müeyyidesi bulunur. Ama velakin, acı bir gerçektir ki, jandarma bölgesinde dahi bu anızlar herkesin gözü önünde, güpegündüz, fütursuzca yakılmaktadır. Kolluk kuvvetlerinin ve denetim mekanizmalarının bu vurdumduymazlığa karşı sessiz kalması, yasaların kâğıt üzerinde kalmasına neden olmaktadır.
Eğer kesilen mevcut para cezaları bu vahşeti durdurmaya yetmiyorsa, devletin acilen çok daha caydırıcı ve radikal tedbirler alması şarttır. Örneğin; anız yaktığı tespit edilen çiftçinin tarlasına "1 yıl zorunlu nadas ve ekim yasağı" cezası verilmelidir. Böyle bir ceza sayesinde hem o yaralı toprak bir yıl boyunca dinlenip kendini toplama fırsatı bulur hem de çiftçi için çok ağır bir mali kayıp doğuracağından ötürü muazzam bir caydırıcılık sağlar.
Toprağı korumak hem vatani bir borç, hem bilimsel bir zorunluluk, hem de ahirette hesabı sorulacak ağır bir dini mesuliyettir. Toprağın çığlığına kulak tıkamak, kendi geleceğimizi ateşe atmaktır.