Vekil Milletini Hissediyor mu?
Vekil Milletini Hissediyor mu?
Demokratik sistemlerin en temel ilkelerinden biri, halkın kendi iradesini temsil edecek kişileri özgür seçimlerle belirlemesidir. Milletvekilleri, millet adına yasalar yapmak, halkın sorunlarına çözüm üretmek ve toplumun ortak menfaatlerini korumak için görevlendirilir. Bu nedenle "milletin vekili" unvanı, yalnızca bir makamı değil; aynı zamanda büyük bir sorumluluğu ve vicdani yükümlülüğü de ifade eder.
Ancak bugün toplumun geniş kesimlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar ile milletvekillerinin sahip olduğu mali imkânlar arasındaki uçurum, kamu vicdanını derinden yaralamaktadır. Çünkü temsil görevinin temelinde, halkın yaşadığı sıkıntıları hissetmek ve bu sorunlara çözüm üretmek vardır.
Bugün bir milletvekilinin aylık maaşı son düzenlemelerle birlikte 310 bin 332 TL'ye ulaşmıştır. Emekli milletvekili maaşı ise 200 bin 101 TL olarak belirlenmiştir. Birden fazla dönem görev yapan birçok milletvekili, maaş ve emekli aylığını birlikte aldığında aylık geliri 511 bin 101 TL seviyesine çıkmaktadır. Elbette hiç kimsenin emeğinde ve alın terinde gözümüz yoktur. Ancak asıl sorgulanması gereken nokta, millet ile onu temsil edenler arasındaki gelir farkının bu denli büyümüş olmasıdır.
Şimdi aynı tabloya millet açısından bakalım.
Bugün asgari ücretle çalışan bir vatandaşın eline geçen net ücret 28 bin 75 TL'dir. Buna karşılık dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin 759 TL, yoksulluk sınırı ise 116 bin 478 TL olarak ifade edilmektedir. Bekâr bir çalışanın yaşam maliyetinin 46 bin 248 TL olduğu bir ülkede milyonlarca insan, temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır.
Daha da düşündürücü olan ise yıllarca ülkesine hizmet eden insanların durumudur. Bir işçi yaklaşık yirmi yıl prim ödeyerek emekli olmakta, bir memur uzun yıllar kamu hizmeti vermekte, esnaf ve çiftçi ise çeyrek asır boyunca prim yatırmaktadır. Buna rağmen aldıkları emekli maaşı 23 bin 532 TL seviyesinde kalmaktadır. Hayat pahalılığının her geçen gün arttığı, enflasyonun vatandaşın alım gücünü ciddi şekilde erittiği bir ortamda bu maaşlarla geçinmenin ne kadar zor olduğu ortadadır.
İşte tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Milletin vekili, gerçekten milletin yaşadığı hayatı hissedebiliyor mu?
Çarşıya çıkan, pazarda alışveriş yapan, elektrik, doğalgaz ve kira faturalarını ödemeye çalışan milyonlarca vatandaşın yükü ile yüksek gelir seviyesinde yaşayan temsilcilerin hayatı arasında büyük bir mesafe oluşmuştur. Bu mesafe yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve vicdani bir ayrışmanın da göstergesidir.
Oysa güçlü devlet, yalnızca yüksek bütçelerle değil; adalet duygusuyla ayakta kalır. Vatandaşın devlete olan güveni, yönetenlerin halktan kopmamasıyla güçlenir. Temsil makamı, ayrıcalık elde etme yeri değil; fedakârlık ve sorumluluk makamıdır.
Bugün toplumun beklentisi çok açıktır. İnsanlar lüks değil, adalet istemektedir. Ayrıcalık değil, eşitlik istemektedir. En önemlisi ise kendilerini yönetenlerin kendi hayat şartlarını anlamasını ve çözüm üretmesini beklemektedir.
Unutulmamalıdır ki millet ile vekili arasındaki mesafe büyüdükçe yalnızca gelir adaletsizliği değil, güven duygusu da zedelenir. Güçlü demokrasiler ise güven üzerine inşa edilir. Bu nedenle milletin sesini duyan, onun derdiyle dertlenen ve refahını önceleyen bir yönetim anlayışı, toplumun en büyük beklentisi olmaya devam edecektir.
Yazar: Abdulbaki Akbal