Kayıp, duygu ve düşüncelerle değer verilen bir nesneye veya kişiye yapılan yatırım sonucu o nesneyi yitirmesidir. Kayıp, yitirmektir, yok olmaktır. Bireyin yaşamında somut ve soyut kayıplar vardır. Somut kayıplar, Kişinin herhangi bir uzvunda işlev yitimi sonucu oluşan kayıp, değer verdiğimiz kişilerin kaybı veya birey için değerli olan bir canlı veya cansız bir nesne kaybının olması olarak açıklanmıştır. Gelişimsel kayıp ise, doğal olaylar, terör olayları gibi felaketler sonucunda oluşan kayıplardır. Volkan’a (1993) göre somut kayıplar arasında yer alan ve ölüm olgusuyla bir tutulan kanser birey için en acı ve kaçınılmaz bir kayıp arasında yer alır olarak açıklanmıştır.

      Yaşama başladığımız ilk günlerden itibaren bağlanmaya başlarız. Bağlanma, güven demektir, emniyet demektir ve insanların bunlara ihtiyacı vardır. Bağlanma, herkese, her şeye olamayacağından bize önem veren ve bizim önemsediğimiz kişilere ve nesnelere bağlanırız. Önce annemize, babamıza, öğretmenimize, bazı arkadaşlarımıza, sevgilimize, eşimize, çocuklarımıza, işimize, ülkemize bağlanırız. Gün gelir, istemesek de onları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz ve bu tehlikeler sonucunda kayıplar yaşayabiliriz. Bu kayıplar sonucunda insanlarda öfke, korku, bunaltı, sıkıntı yaratır. Tüm bu kayıplar yaşandıktan sonra doğal bir tepki olan sürece gireriz, bu tepkiye de yas tutmak denir. 

            Herkesin, her toplumun yas tutması şekil olarak, şiddet olarak, içerik olarak farklıdır. Ama yas tutmak gerekir. Kişi yas tutmalı ki süreci tamamlasın, dengesini kursun ve yeni bağlanmalara hazır olsun. Eğer yasını tutamazsa veya tamamlayamaz ise yas ertelenir, büyür, sürer ve sürerken de hayatında bambaşka sorunlarla karşı karşıya gelebilir . Eğer kişi kaybı kabullenmiş ise ve kayıp sonucu hayattan zevk alamıyorsa, yas tutan kişi uzun bir yas evresine girmiştir bunun sonucunda yas tutan kişide patolojik bir dönem başlangıcı olabilir. Yaşamımız boyunca kontrol edebildiğimiz olayları deneyimlemek ile beraber kontrolümüz dışında olan ve bizi derinden etkileyen olaylara da maruz kalırız. Üzerinde nispeten kontrol sahibi olduğumuz durumlar evlilik, iş değiştirme, çocuk sahibi olma, eğitim görmek gibi deneyimlerdir.

            Kontrol edemediğimiz olayların sonucunda kayıplar yaşanılabilir. Kayıplar yaşamın doğal bir parçasıdır. Her bireyin kayıplardan etkilenme düzeyi farklıdır. Çünkü kaybedilen bireye yakınlık, ilişki düzeyi farklıdır, aynı zamanda kaybı yaşayan bireyin iç dünyası, kişilik özellikleri, sosyal çevresi, dini öğretileri, kültürel yapısı ve geçmiş yaşantıları göstereceği fiziksel, duygusal, bilişsel ve davranışsal tepkileri belirler. Yine kişinin baş etme yetenekleri, yaşam deneyimleri, sosyal destek sistemleri, kişilerarası ilişkileri, ölen kişinin bireyin hayatındaki yeri, anlamı bu surecin doğasını, gidişatını ve işlevselliğini belirler.

      Kaybedilen kişinin kim olduğu yas tutan birey açısından önemlidir. Özellikle babasını veya annesini kaybetmiş bir ergen ağır ve uzun bir yas süreci yaşayabilir. Aynı zamanda çocuğunu kaybeden anne-baba için de yas süreci patolojik bir hal alabilir. Bireyin kaybettiği kişiyle yaşadığı sorunlar ve bunların çözümlenmemiş olması da uzun süre bireyin kendini suçlayıcı yas tepkileri yaşamasına neden olabilir. Kaybedilen kişinin ne şekilde öldüğü de verilen yas tepkisini belirler. İntihar ederek ölen bireyin kaybı yine bireyin suçluluk duymasına neden olabilir. Kayıp sonrası yaşanan yas tepkileri ile depresyon belirtileri arasında uyku ve yeme düzensizliği, derin üzüntü, çaresizlik ve toplumdan uzaklaşma gibi birçok ortak nokta gözlemlenebilmektedir.  Somut kayıplar arasında yer alan ölüm olgusuna bireyin verdiği bir başka tepkide, hayatının geriye kaldığı yaşamında henüz tamamlanmamış ya da yarıda bıraktığı şeylerle veda etme tepkisi verebilmektedir. Yas sonrasında ortaya çıkan bu belirtiler kayıptan sonra süreç içinde azalarak ortadan kalkmaktadır .

    Yas tutma süreci; Şok ve inkâr, Kayıp yaşantısının süreç içinde giderek kabul edilmesi ve Yeniden yapılanma şeklinde üç evreye ayrılmıştır.

 

Şok ve İnkâr:  Kişi bu dönemde aşırı bir üzüntü çektiğinden dolayı kaybettiği kişinin ölümünü bir türlü kabullenmek istemez. Kişi bu dönemde aynı zamanda çok yalnız kalacağını düşünmek istemediğinden de bu ölümü kabullenmeme yoluna başvurabilir. Özellikle kaybedilen kişi çok yakın bir kişi ise, yas tutan kişi eskiden gelen alışkanlıklarından dolayı bu süreci kabullenemez ve kaybedilen kişi hayatta iken yaşananları tekrar edebilir. (Kaybedilen kişi için masada yer ayırma, ekstra bir tabak da onun için koyma, elbiselerini ütüleyip hazırlama, telefonuna mesajlar bırakma gibi). İnkâr mutlaka davranış biçiminde görülmeyebilir; kaybettiği insanın ölmemiş olduğu ile ilgili istem dışı hayaller, düşünceler ya da çeşitli söylemler de inkâr sürecinde görülen durumlardır.

 

Kayıp yaşantısının süreç içinde giderek kabul edilmesi:  Kişi bu dönemde ölümü daha çok kabullenmiş bir haldedir. Fakat buna rağmen yaşam standartları çok düşüktür. Kişi işe gitmede büyük zorluk yaşayabilir, işe gidemeyebilir ya da gitse de rahat ve huzurlu olamaz ve işinde verimli olamaz. Arkadaşlarıyla iletişime geçmeyi reddeder, bazen en yakınıyla bile konuşmaktan çekinir. Kişi kendi öz bakımını bile aksatabilir, banyo yapmak istemeyebilir.

 

Yeniden Yapılanma: Kişi, şok ve inkâr evresini olması gerektiği gibi atlatırsa ve kaybı kabul etme evresinden belli bir süre sonra depresyona girmeden çıkarsa, kendiliğinden yaşama uyum sağlayacaktır. Eski hayatındaki rollerine geri dönebilecek, sosyal ilişkilerini yeniden kurabilecek ve iş ya da akademik hayatına devam edebilecektir  .


Psikolog 

M.Emin Kurtay