Zerre Olmak
Zerre olmak…
Ama mananın farkında bir zerre.
Kendi küçüklüğünü bilen; buna rağmen yaradılışın, Yaradan’ın, zamanın ve zamansızlığın farkında bir zerre.
Kâinatın içinde neredeyse hiçbir yer tutmamak; fakat o kâinatın nereden geldiğini, niçin var olduğunu ve nereye aktığını merak etmek…
Zamanın içinde birkaç on yıllığına belirip zamanın ne olduğunu sormak. Başlangıcı ve sonu olan bir ömrün içinden, başlangıcı ve sonu olmayanı tahayyül etmeye çalışmak. Bir anın içine mahkûmken ezeli ve ebedi düşünmek.
İnsanın en büyük hayreti de burada başlıyor.
Bir yıldızın yanında zerre, bir galaksinin yanında yok hükmündeyiz. Fakat o yokluğa yakın küçüklüğün içinde yıldızları, galaksileri, zamanı, yaradılışı ve bütün bunların ötesindeki manayı düşünebilecek bir şuur taşıyoruz.
Âlemi seyrediyoruz.
Ama yalnız gördüğümüz âlemi değil; görünmeyeni de arıyoruz.
Yaradılmış olandan Yaradan’a, zamandan zamansızlığa, sonlu olandan sonsuza doğru uzanan bir mana çizgisinin üzerinde duruyoruz.
Zaman çok az.
Ölümsüzlükte gözümüz yok zaten. Sonsuza kadar kalmak gibi bir arzumuz da yok.
Ama manaya şahitlik edebilecek kadar zaman…
Yaradılışı biraz daha anlayacak, Yaradan’ı biraz daha derinden hissedecek, zamanın içinden geçerken zamansızlığın eşiğine bir an olsun yaklaşacak kadar.
İnsana gereken de budur aslında:
Uzun bir ömür değil; uyanık bir ömür.
Çok zaman değil; manaya hakkıyla şahitlik edebilecek kadar zaman.
Çünkü zerre için aslolan ne kadar kaldığı değil, kaldığı sürede neye şahit olduğudur.
Uzayda, evrenin uçsuz bucaksız boşluğunda savrulan bir zerre olmayı yeğlerdim.
Ama sıradan bir zerre değil.
Kendi küçüklüğünü bilirken sonsuzluğun büyüklüğüne şahitlik edebilen; varlığı fark edilmese de varlığın manasını hisseden bir zerre.
Zamanın içinde kaybolsa da zamansızlığı düşünebilen…
Âlemde izi kalmasa bile âlemin manasını kalbinden geçirebilmiş bir zerre.
Gaye büyük olmak değildir aslında.
Gaye, zerre olduğunu bilirken zerreye sığmayacak kadar büyük bir mananın farkına varabilmektir.
Sonu görünmeyen bu yolculukta, bir anlığına gözlerini açmış; yaradılışa, Yaradan’a ve sonsuzluğa şahit olmuş bir zerre olmak…
Ve sonra sessizce akıp gitmek.